Ara

İbâdette Şekil Usûl Mānâ Vusûldur

İbâdette Şekil Usûl Mānâ Vusûldur

Kâinattaki bütün mevcûdun görünen tarafının arkasında asıl ona değer katan bir arka planı vardır. Kâinattaki bütün sırlar ve muhteşem denge buna işâret eder. Kâinattaki ihtişâma takılıp bu mānâyı ıskalayanlar kabukta kalıp asıl ulaşmaları gereken özü kaçıranlardır. Meselâ Selimiye Camii’ndeki ihtişâma takılıp Mīmar Sinan’ı görmemek gibi. Bundan dolayı Rabbimiz Kur’ân’da, yaratılanları örnek göstererek yaratıcıyı bulmamızı işâret eder.1 Çünkü kâinâta değer katan ve bizi Yaratıcıya götüren bu sır ve mānâdır. “O, evvel ve âhir, zāhir ve bâtındır. O her şeyi bilir.”2

İnsanı yaratıkların en üstünü kılan özellik de taşıdığı mānâdır. Bu mānâ ise “Onun şeklini tamamladığım ve ona rûhumdan üflediğim vakit siz de hemen onun için secdeye kapanın.”3 âyetinde dikkat çekilen “kendi rûhumdan” ifâdesidir. Yoksa insanın kokuşmuş sudan yaratılan, aslı toprak olan ve sonunda yine toprak olacak bedeni değildir.

Aynı durumu Rabbimiz hayâtımızın her alanına yüklemiştir. Tābiri câizse her şeye bir şekil (sembol) ve mānâ (ruh) vermiştir. Bunların ikisi de olacak ama asl olan ruhtur. Ve bizim şekilden mānâya ulaşmamız gerektiğini bize bildirmiştir. Şimdi bu konudaki örneklere bakalım.

Hayat: Hayâtın; yeme, içme, üreme ve arzuları yerine getirme gibi bir takım sembolleri vardır. Hayâtı anlamlı kılan ise rûhudur. O da “dindir”. Allah insanlara katında geçerli olan İslâm dînini bunun için indirmiştir. İnsanlık bu dinle hayâtın anlamını elde etmiştir. Bundan mahrum kalanlar ise ruhsuz ve anlamsız bir hayat yaşamışlardır. Çünkü dinsiz bir hayat ruhsuzdur. Ve zāyi edilmiş bir hayattır.

İnsan: “Andolsun biz Âdemoğluna şan, şeref ve nīmetler verdik; onları karada ve denizde taşıdık, kendilerine güzel güzel rızıklar verdik ve onları yarattıklarımızın çoğundan üstün kıldık.”4 âyetinde ifâde edildiği gibi insan, bizâtihî insan olduğu için üstündür. Ancak bu üstünlüğünü koruması için ona bu değeri veren mānâya ulaşması gerekir. O da Allah’tır. Allâh’a îmandır. Eğer buna ulaşmazsa hayâtın zāhirinde, yeme içme ve üreme bölümünde kalmış ve üstünlüğünü kaybetmiş olur. “Elif-lâm-râ. Bunlar kitâbın, apaçık Kur’ân’ın âyetleridir. Zaman olacak, inkâr edenler: “Keşke Müslüman olsaydık!” diye hayıflanacaklar. Bırak onları; yesinler, yararlansınlar, boş ümit oyalasın onları; yakında bilecekler!”5

Îman: Tanım olarak, dil ile ikrar kalp ile tasdîk demektir. Îmanın dil ile ikrar boyutu dışa yansıyan sembolik tarafıdır. Ama Îmanda asl olan kalp ile tasdîktir. Ve kalp ile tasdîk îmânın olmazsa olmazıdır. Kalbin tasdîk etmediği bir îman geçersizdir. Dolayısıyla dilde şekillenen ve kalıba dökülen kelime-i Tevhîdin kalbe ulaşması gerekir. İnsanlardan bāzıları da vardır ki inanmadıkları halde “Allâh’a ve âhiret gününe inandık” derler. Bakara sûresi 7. ve benzer âyetlerde: “İnsanlardan bāzıları da vardır ki inanmadıkları halde “Allâh’a ve âhiret gününe inandık” derler.”6Kalbiyle tasdîk etmeyen münâfıkların îmânından bahseder. Hucurât sûresi 14. âyette ise: “Bedevîler, “Îmân ettik” dediler. Şunu söyle: “Henüz îman gönüllerinize yerleşmediğine göre, sâdece boyun eğdiniz. Bununla berâber Allâh’a ve resûlüne itāat ederseniz O yaptığınız hiçbir şeyi boşa çıkarmaz; Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.”7 Bu ise mü’min olduğunu zanneden ve îmanda asl olan mānâya ulaşamayanların îmanlarının geçersiz olduğunu vurgulamaktadır.

İbâdet: Bütün ibâdetlerin bir şekil bir de mānâsı yāni rûhu vardır. Ancak ibâdetin kabûl edilmesi ve bizi Allâh’a yaklaştırması mānâya bağlıdır. İbâdetlerin rûhu niyettir. Bir kimse ibâdetlerdeki bütün sembolleri, şekilleri eksiksiz yapsa ama niyet etmezse yaptığı ibâdetleri şekilde kalır. İbâdet sayılmaz. Onun için Namaz, Zekât, Hac ve Oruç’ta niyet şarttır. Niyetin rûhu ise ihlâstır. Yāni saf, katışıksız “sâdece Allah rızâsı için” olmasıdır. Yoksa şekil olarak diliyle istediği kadar “Allah için” diyebilir. Ancak asıl olan kalbe başka bir amaç girmişse şekilde kalan bu niyetin de ona faydası yoktur. Olmayacaktır. Yahyalılı Hacı Hasan Efendi (ks) bu konuya şöyle dikkat çekmektedir:

Evvelâ ilim olmalı

Amel nehrinden dolmalı

İhlâs bahrine dalmalı

Bu işe ihtimam lâzım.

Şimdi ibâdetlerde şekil ve mānâ ilişkisini tahlîl edelim.

Namaz: Namazın kıyam, kırâat, rukû, secde ve ka’desi ve bunların dışında namazın içinde yaptığımız bir takım hareketlerin tamâmı sembollerden ibârettir. Şüphesiz hepsinin bir anlamı ve önemi vardır. Ancak bunlar kalıptır. Asıl ruh ise “huşûdur”. Kalbin Allah’la bağlantı kurmasıdır. Nerede, niçin, kimin huzûrunda, kimin önünde eğildiğimizin ve kiminle buluştuğumuzun bilincinde olmaktır. Bundan dolayı “Onlar namazlarını huşû içinde kılarlar”8buyrulmaktadır. Huşû ile kılınmayan bir namaz şekilde kalmış ruhsuz bir namazdır.

Oruç da şekil olarak “imsak ve iftar arasında yeme, içme ve bir takım nefsânî arzulardan uzak durmaktır.” Ancak, orucun rûhu “takvâdır.” Yeme ve içmeden kestiğimiz organları haram ve şüpheli şeylerden uzaklaştırmak ve orucun bizi Allâh’a yaklaştırmasıdır. “Ey îmân edenler! Sizden öncekilerin üzerine yazıldığı gibi sakınasınız diye sizin üzerinize de sayılı günlerde oruç yazıldı.”9 Bu âyetteki “leallekum tettekûn” bunu ifâde eder.

Aynı şekilde zekât ibâdeti zekâta mâlik olan bir kimsenin malının belli bir miktarını Allah için verilmesi gereken yerlere vermesidir. Ancak asl olan zekâtın zekât veren kimsenin nefsinde tezkiye yapması ve onu başta cimrilik gibi kötü sıfatlardan arındırmasıdır. “Onları arındırmak ve temize çıkarmak üzere mallarından sadaka al! Bir de onlar için duā et; çünkü senin duān onlara huzur verir. Allah her şeyi çok iyi işitmekte ve bilmektedir.”10

Kezâ hac ibâdeti de tamâmen seyahatten ve bir takım sembollerden ibârettir. Kâbe’yi tavâf etmek, Arafat’ta vakfe, şeytan taşlama, safa ve merve arasında sa’y etmek gibi. Ancak haccın rûhu takvâdır. Haccedenleri günahlardan arındıran da bu ruhtur. “Hac bilinen aylardadır. Kim o aylarda hacca karar verip niyet ederse, bilsin ki hac sırasında kadına yaklaşmak, günâha sapmak ve tartışıp çekişmek yoktur. Ne hayır işleseniz Allah onu bilir. Azık edinin; kuşkusuz azığın en hayırlısı takvâdır. Öyleyse Bana saygı duyun, ey akıl sāhipleri!”11

Zikir: Allâh’ın adını anmak dil ile başlar. Ama asl olan kalbin zikridir. Onun için Mürşid-i kâmiller kalp zikri üzerinde durmuşlardır. Eğer dilin söylediği zikri kalp söylemiyorsa zikir şekilde kalmıştır. Şekilde kalan bir zikirden sekînet hâsıl olamaz. Bundan dolayı: “Bunlar, îmân edenler ve Allâh’ı zikrederek gönülleri huzûra kavuşanlardır. Bilesiniz ki gönüller ancak Allâh’ı zikrederek huzûra kavuşur.”12 buyrulmaktadır. O zaman zikir de dilden kalbe, kalpten rûha, ruhtan sırra, sırdan hafâya, hafâdan ahfâya yolculuk şekilden mānâya, kabuktan öze ulaşmak içindir.

Ahlâk: İnsanın diğer mahlûkâta karşı davranışları tamâmen şekilden ibârettir. Ancak bu davranışların rûhu tabii olmak, yapmacık olmamak ve “Allâh’ın emirlerine tāzim ve yaratıklarına şefkat göstermek” şiarına uygun olmalıdır. Bu rûha aykırı bütün muamelemizin boşa gitmesi kaçınılmazdır. Çünkü ahlâkın rûhu tezkiye, tezkiyenin yeri ise kalptir. Meselâ, Tevâzu tâc ile hırkada değil kalp iledir. Nitekim Sevgili Peygamberimiz (sav) eliyle kalbini işâret ederek (üç defa) “Takvâ buradadır.”13 buyurmuştur. Ahlâkī olgunluk ancak kalbin tezkiyesiyle mümkündür.

Yûnus Emre; “Dervişlik olsaydı taç ile hırka biz de alırdık otuza kırka” diyerek bu mānâya dikkat çekmiştir.

Sonuç olarak

Her şey şekil ve ruh olarak usûlüne uygun olmalıdır. Bunlardan birisinin eksikliği bütün emeklerimizin boşa gitmesi demektir. Asl olan şekilden mānâya, kalıptan kalbe, kalpte takvâya, cesetten rûha ve mecazdan hakīkate ulaşmaktır. Çünkü Allah şekile değil kalbe bakar. “Allah sizin sûretlerinize ve mallarınıza bakmaz, ancak kalplerinize ve amellerinize bakar.”14

 

Dipnotlar:

1 Örnek olarak bkz. Ğâşiye, 88/ 13-16

2 Hadîd 57/3

3 Hicr 15/29

4 İsrâ 17/70

5 Hicr 15/1-3

6 Bakara 2/7

7 Hucurât 49/14

8 Mü’minûn 23/2

9 Bakara 2/183

10 Tevbe 9/103

11 Bakara 2/197

12 Ra’d 13/28

13 İbn Hanbel, III, 134.

14 Müslim, Birr, 34

Şubat 2022, sayfa no: 20-21-22-23

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak