Abdullah b. Cahş, Hz. Peygamber’in halası Ümeyme’nin oğludur. Cahş ve Ümeyme çiftinin üçü erkek, üçü de kız olmak üzere altı çocukları vardı. Abdullah, bunların en büyükleriydi. Diğerlerinin adı ise Ubeydullah, Abd (Ebû Ahmed), Hamne, Zeynep ve Ümmü Habibe idi. Abdullah, Hz. Peygamber Dârülerkam’a sığınmadan önce yāni İslâm’ın ilk yıllarında iki erkek kardeşiyle birlikte müslüman oldu. Kardeşleri ile birlikte Habeşistan’a yapılan hicretlerin ikisine de katıldı; dönüşte Mekke’de bir müddet kaldıktan sonra âilesiyle birlikte Medîne’ye hicret etti. Hz. Peygamber (sav), onunla Ensâr’dan Âsım b. Sâbit arasında kardeşlik bağı kurdu. Abdullah da, Ensâr’dan olan kardeşi Âsım da şehîd oldu ve ikisi de uçarak cennete gittiler. Abdullah, 3/625 yılının Mart ayında Uhud savaşında şehîd oldu; Âsım da 4/625 yılının Temmuz ayında cereyân eden Recî’ vak’asında şehîd oldu.
Hz. Peygamber Efendimiz, hicretin on yedinci ayında Mekkeliler’in ne yaptıklarından haberdâr olmak için Medîne’den Mekke yakınındaki Nahle’ye gönderdiği seriyyeye (küçük askerî birlik) Abdullah’ı komutan tâyin etti ve seriyyedekilere şöyle dedi: “Size, açlığa ve susuzluğa en dayanıklı olanınızı komutan yapıyorum.”1 Hz. Peygamber Efendimiz, seriyyeyi uğurlarken Abdullah’a iki gün sonra açılmak üzere bir de mektup verdi. Mektupta, Nahle’ye gidip Kureyş’i gözetlemesi ve edindiği bilgileri Medîne’ye ulaştırması emrediliyordu. Seriyye Nahle’ye varıp Mekkeliler’e āit bir ticâret kervânı ile karşılaşınca, müslümanlar kervânı ele geçirmeye karar verdiler. Bu arada içlerinden biri, kervanbaşı Amr b. Hadramî’yi öldürdü, iki kişi esîr edildi, kervan da ganîmet olarak ele geçirildi. Abdullah, ganîmetlerin taksîmini bildiren âyetin henüz gelmemiş olmasına rağmen, beşte birinin Hz. Peygamber’e ayrılmasını emretti. Daha sonra nâzil olan âyet de aynı hükmü getirdi.2 İslâm târihinde ilk defa düşman kanı dökülen, esîr ve ganîmet alınan bu seriyye, aynı zamanda Batn-ı Nahle seferi diye de anılmıştır.
Hz. Abdullah, bu hâdisenin üzerinden elli gün geçtikten sonra cereyân eden Bedir savaşına katıldı. Bedir’de Mekke müşriklerine karşı korkusuzca savaşırken bir anda elindeki kılıç kırıldı ve Abdullah, savaş meydanında kılıçsız kaldı. Onun bu hâlini gören Hz. Peygamber Efendimiz, elindeki hurma dalını Abdullah’a uzattı. Abdullah, o hurma dalını alıp savaşmaya devâm etti. Yüce Allah, Abdullah’ın elindeki hurma dalını kılıca çevirdi. Orada hazır bulunan birçok sahâbî de bu gerçeği gördü.3
Hz. Abdullah, Bedir savaşından bir yıl sonra cereyân eden Uhud savaşına da katıldı ve bu savaşta kahramanca çarpıştıktan sonra kırk yaşlarında iken şehîd oldu. Düşman askerleri tarafından burnu ve kulakları kesilen naaşı, dayısı Hamza’nınkiyle birlikte aynı kabre defnedildi. Abdullah’ın Uhud savaşında gösterdiği kahramanlık dillere destân olmuştur. Şimdi bu destânı okuyalım.
Uhud meydanına giren Abdullah’ın gözleri Sa’d b. Ebî Vakkas’ı aradı. Çünkü Sa’d, duāsı kabûl olan bir sahâbî idi. Hz. Sa’d, bir gün gelmiş ve Hz. Peygamber Efendimiz (sav)’e şöyle yalvarmıştı: “Yâ Rasûlallah, Allah indinde benim duālarımın kabûl olması için bana duā eder misin? Bana öyle bir duā et ki, ellerim ilâhî dergâha doğru açıldığı zaman boş dönmesin.” Bu talep karşısında Hz. Peygamber Efendimiz, Sa’d b. Ebî Vakkas’a şöyle dedi: “Ey Sa’d, helâl lokma yedikçe Allâh’ın izniyle senin duāların kabûl olacaktır.”4 Hz. Peygamber Efendimiz, duāların kabûl edilmesinin şartını beyân ettikten sonra ellerini açtı ve Sa’d için şöyle duā etti: “Allâh’ım, sen, Sa’d’ın duālarını boş geri çevirme. Sen, Sa’d’ın duālarını kabûl et. O, duā ettiği zaman duāsını kabûl et.”5
Hz. Abdullah, Hz. Sa’d’ın bu özelliğini bildiği için özellikle Uhud savaşı öncesinde onun duāsını almak istiyordu. Bu maksatla da onu arıyordu; aradı ve sonunda da buldu. Sad’ı görünce “Ey Sa’d, gel, sana diyeceklerim var” dedi. Abdullah, duāsının kabûl edileceğinden zerre kadar şüphe duymadığı Sad’ın elinden tutup Uhud’un yamaçlarında bir kayanın arkasına çekildi ve şöyle dedi: “Ey Sa’d, biraz sonra savaş başlayacak, gel önce sen bir duā et ben âmin diyeyim, sonra da ben bir duā edeyim sen âmin de, olur mu?” Sa’d ‘Tamam’ dedi ve başladı duā etmeye:
“Allâh’ım, biraz sonra savaş başlayacak. Ne olur, benim karşıma güçlü bir düşman askeri çıkar. Ben onunla vuruşayım; o da benimle vuruşsun. Sonra ben onu öldüreyim ve üzerindeki her şeyini ganîmet olarak aldıktan sonra Rasûlullah (sav)’in huzûruna çıkayım. Başımdan geçenleri ona anlatıp, Allah yolunda vermiş olduğum bu gayretten onu haberdâr edip, kendisini memnûn edeyim. O da benim bu hâlime bakıp, tebessüm etsin.” Abdullah, Sa’d’ın bu duāsına gönülden âmin dedi. Şimdi duā sırası ona gelmişti. O da ellerini kaldırıp şöyle duā etti:
“Allâh’ım, biraz sonra savaş başlayacak. Ben de Sa’d’ın istediği gibi güçlü bir düşman askerini karşıma çıkarmanı istiyorum. Ben onunla savaşayım, o da benimle savaşsın. Sonunda da o, beni öldürsün ve yıllardır hasretini çektiğim şehîdlik mertebesine beni ulaştırsın. Sonra gelip bedenime müsle yapsın; kulağımı, burnumu kessin, gözlerimi çıkarsın. Sonra ben, bu halde senin huzûruna geleyim. Sen, bana ‘ey Abdullah, benim sana verdiğim organları ne yaptın?’ diye sorasın; ben de Sana diyeyim ki: ‘Ey Rabbim, onları Sen’in ve Rasûlü’nün yoluna fedâ ettim.’ Sen de bunu kabûl edip, doğru söylediğimi tasdîk edesin.”6 Bir başka rivâyette duānın son kısmı şöyle geçmektedir: “Düşman, benim organlarımı kessin ve ben, Senin huzûruna onlarsız geleyim. Sen, bana ‘ey Abdullah, organlarını ne yaptın?’ diye sorduğunda ben de şöyle diyeyim: ‘Ey Rabbim, sen verdin ama ben kullanamadım. Ben, onları kirlettim; günahlarla kararttım. O halde senin huzûruna gelmeye hayâ ettim ve günahlarımın bir keffâreti olarak Uhud’da Sen’in elçinin sancağının selâmeti uğruna fedâ ettim. Sen de bana ‘doğru söyledin’ diyerek beni affedip katına alasın.”7
Abdullah’ın duāsı bitmiş ama Sa’d’ın bu duāya âmin diyecek hâli kalmamıştı. Abdullah, kolu ile arkadaşı Sa’d’a vurdu ve şöyle dedi: “Hani sözleşmemiz nerede kaldı? Niye âmin demiyorsun?” Sa’d da istemeyerek bu duāya âmin dedi.8 Netîceyi Hz. Sa’d’dan dinleyelim:
“Vallâhi, Uhud’un sonunda ben duāma kavuştum; o da kendi duāsına kavuştu. Ben, azılı bir düşman askerini öldürüp, her şeyini ganîmet olarak aldım ve getirip Efendimiz’in önüne koydum. Hz. Peygamber Efendimiz, bu netîceye çok sevindi ve beni tebrîk etti. Sonra ben, şehîdler arasında Abdullah’ı aramış ve onu da aynen duāsında istediği hal üzere bulmuştum. Yanına varmış, organları kesilmiş bu bedeni öpmüş ve şöyle demiştim: Kardeşim, istediğin sana verildi. Allah, şehâdetini mübârek eylesin.”9
“Abdullah b. Cahş, Uhud savaşında Ebu’l-Hakem b. Ahnes tarafından şehîd edildi. O, dayısı Hamza b. Abdulmuttalib ile birlikte bir kabre defnedildi. Abdullah, şehîd edildiği zaman kırk küsûr yaşındaydı. Boyu, uzun da değildi, kısa da değildi; orta boyluydu ve gür saçlıydı. Şehâdetinden sonra Rasûlullah (sav) onun malı ve yakınları ile ilgilendi. Şehîdin oğlu için Hayber’de gelir getirecek bir hurma bahçesi satın aldı.”10 Hz. Peygamber Efendimiz bu sünneti ile bize şehîdlerin geriye kalan yetimleri ile nasıl ilgilendiğini gösteriyor ve bize örnek oluyor.
Saygıdeğer okuyucularım, hayâtını İslâm’a vakfeden ve bu uğurda şehîd olan bir sahâbî ile birlikte olduk. Onu yakından tanıdık ve kendisini takdîr ettik. Onu bizden önce Allah, takdîr etti ve onun elindeki hurma dalını kılıca çevirdi. Bizim de hayâtımızı Allah yoluna bu şekilde vakfetmemiz gerekmez mi? Elbette gerekir. Peki, bunu yapamasak bile; şehîdlerin geriye bıraktığı yetimlere bakamaz mıyız? Elbette bakarız. Gelin, hiç olmazsa bunu yapalım.
Dipnotlar:
1 İbn Hacer, el-İsâbe, II, 1020.
2 Enfâl sûresi, 8/41.
3 İbn Abdilberr, el-İstîâb, III,15.
4 Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 321.
5 Tirmizî, Menâkıb, 62.
6 Ebû Nuaym, Hilye, I, 239.
7 İbn Abdilberr; el-İstîâb, III, 15
8 İbnü’l-Esir, Usdü’l-ğâbe, III, 95.
9 Heysemî, Mecmeu’z-zevâid, IX, 302.
10 İbn Sa’d, Tabakât, III, 91.
Mart 2026, sayfa no: 44-45-46
Abone Ol
En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!
Mesaj Bırak