Nerde görsen gönlü kırık, koş da ona merhem ol.
Şöyle mazlum yolda kalsa, yalnız koma yoldaş ol.
Mahşer günü O İlâhın dergâhına yakın ol.
“Ben!” deyip benlik güden kişilerden kaçtım ben.
Hazret Sultan Hoca Ahmed Yesevî (v.1166), nâdide eseri Dîvân-ı Hikmet’inin birinci hikmetinin üçüncü dörtlüğünün ilk mısrâsına, gönlü kırık insanların yardımına koşmaya çağrıda bulunarak başlar. Gönlü kırık bir kulun hâlini fark etmenin ve derhal müdâhale etmenin önemini dile getirir. Bu mısrânın mefhumu muhâlifinden ne olursa olsun gönül kırmamak gerektiği de açıkça anlaşılır. Zîrâ gönül kırmak, Kâbe’yi yıkmakla bir tutulur. Gönül kırmak, sâdece insana zarar vermek değil; aynı zamanda Allâh’ın nazargâhına yapılmış bir darbe gibidir. Gönül, Rabbin rızāsına açılan bir pencere ve mânevî bir mâbettir.
Mâide Sûresi 2. âyette Rabbimiz şöyle buyurur:
“Te‘âvenu ale’l-birri ve’t-takvâ (İyilik ve takvâ üzere yardımlaşın.)”
Bu mânâda günlük hayatta, iyilik ve takvâ sınırlarından çıkmamaya, söz ve davranışlarla kimseyi incitmemeye özen göstermelidir. Gönlü kırık bir dostu aramak, hâlini sormak ve mânevî destek vermek, imkân varsa ihtiyaçlarını gidermek veya duā ile yanında olmak önemlidir.
Hadîs-i kudsîde Rabbimiz şöyle buyurur:
“Ene ‘inde’l-munkesireti kulûbuhum (Ben, kalbi kırıkların yanındayım.)”
Kalbi kırıkların yanında olmak, yalnızca onların yanlarına gitmek değil, olabildiğince gönüllerini de onarmaya çalışmaktır. Affetmek ve kırgınlıkları gidermek için girişimde bulunmak, ilâhî sevgiye yaklaşmaktır.
Hz. Mûsâ (as) bir gün Yüce Allâh’a (cc) yalvarır ve şöyle sorar:
- “Yâ Rabbi! Ben seni nerede arayayım? Nerede bulayım?”
Yüce Allah (cc) Hz. Mûsâ’ya (as) şöyle vahy eder:
- “Mûsâ! Beni kalbi kırıkların yanında ara. Ben onlara her gün ve gece bir kulaç yaklaşırım. Böyle olmasaydı helâk olup giderlerdi.”
Yûnus Emre ise bir şiirinde bu konuyu şöyle dile getirir:
Ak sakallı pîr koca, hiç bilmez ki hâl nice,
Emek vermesin hacca, bir gönül yıkar ise.
Sağır işitmez sözü, gece sanır gündüzü,
Kördür münkirin gözü, âlem münevver ise.
Gönül Çalap’ın tahtı, gönüle Çalap bahtı,
İki cihan bedbahtı, kim gönül yıkar ise.
Mazlum ve muhtaç bir kulun yanında olmak, sâdece fiziksel destek değil, moral, gönül ve duā desteğini de kapsar. Hoca Ahmed Yesevî Hazretleri, yardımlaşmayı gönül eksenli bir sorumluluk olarak sunar; yol arkadaşlığı sâdece berâber yürümek değil, yükü paylaşmak ve acıyı hafifletmeye çalışmaktır.
İlim şehrinin kapısı Hz. Ali (kv) Efendimiz “Dünyâdaki en sağır edici ses, acı çeken bir mazlûmun suskunluğudur.” diyerek bizleri âdetâ silkeler.
Ankebût Sûresi 69. âyette Rabbimiz şöyle buyurur:
“Ve’llezîne câhedû fînâ le-nehdiyennehum subulenâ (Bizim uğrumuzda cihâd edenlere elbette yollarımızı gösteririz.)”
Yardıma muhtaç bir akrabâyı veya komşuyu ziyâret etmek, yanında olmak, sıkıntı ânında duā ve moral desteği vermek, yalnız bırakmamak gerekir. Maddî yardım imkânı yoksa bile gönül desteği vermek, sabır ve duā ile yanında olmak son derece önemlidir.
Peygamber (sav) Efendimiz şöyle buyurur:
“Men ferrece ‘an mu’minin kurbeten min kurâbi’d-dunyâ, ferrece’llâhu ‘anhu kurbeten min kurâbi yevmi’l-kıyâme (Kim bir mü’minin dünyâlık sıkıntılarından birini giderirse, Allah da onun kıyâmet günü çekeceği sıkıntılardan birini giderir.)”
Mazlum bir kişiyi gördüğünde kalbinde bir merhamet ateşi yakmak; onun durumunun farkında olduğunu hissettirmek fevkalâde önemlidir. Şunu iyi bilmeliyiz ki küçük bir iyilik, er ya da geç büyük bir mânevî karşılık getirir.
Hoca Ahmed Yesevî Hazretleri, bu dörtlüğün üçüncü mısrâsında mahşer gününde Allâh’a (cc) yakın olmanın ölçüsünü anlatır: Dünyâda kulun yanında olana, âhirette Allâh’a (cc) yakın olma imkânı verilir. Yardımlaşma ve iyilik yalnızca sosyal bir sorumluluk değil, tükenmek bilmeyen ebedî bir sermâyedir.
Müzzemmil Sûresi 20. âyette Rabbimiz şöyle buyurur:
“Ve mâ tukaddimû li-enfusikum min hayrin tecidûhu ‘inde’llâhi huve hayrun ve a‘zamu ecra (İyilik için ne gönderirseniz Allah katında onu bulursunuz; O en hayırlı ve en büyük mükâfattır.)”
İbn Abbâs (ra) Hazretleri’ne nisbet edilen bir sözde şöyle buyurulur:
“İnne li’l-haseneti diyâ’en fî’l-vechi ve nûran fî’l-kalbi ve se‘aten fî’r-rızki ve kuvveten fî’l-bedeni ve mehabbeten fî kulûbi’l-halk (İyilik; yüzde bir aydınlık, kalpte bir nur, rızıkta bir bolluk, bedende bir kuvvet ve insanların kalbinde bir sevgidir.)
Yardım ederken niyetimizi Allah (cc) rızāsıyla yapmak, gönül zenginliği için dünyâda iyiliği sürdürmek, mahşerde huzur için, bugün birine merhem olmayı ertelememek gerekir.
Hoca Ahmed Yesevî Hazretleri, bu dörtlüğün son mısrâsında kibir ve benlikten uzak durmanın önemini vurgular, gönül yolculuğunda tevâzu ve ihlâsı en temel erdem sayar. “Ben!” diyenler, nefsin gölgesinde yürür; tevâzu ve ihlâsı terk ederler.
Nahl Sûresi 23. âyette şöyle buyurulur:
“İnnehu lâ yuhibbu’l-mustekbirîn (O, büyüklük taslayanları hiç sevmez.)”
İsrâ Sûresi 37. âyette de şöyle buyurulur:
“Ve lâ temşi fî’l-ardi meraha inneke len tahriga’l-arda ve len tebluğa’l-cibâle tûlâ (Ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme; sen toprağı delemez, dağların boyuna ulaşamazsın.)”
Peygamber (sav) Efendimiz şöyle buyurur:
“Lâ yedhulu’l-cennete men kâne fî kalbihi miskâlu zerratin min kibrin (Kalbinde zerre kadar kibir olan cennete giremez.)”
Günlük hayatta tevâzu ile hareket etmek, başkalarının hakkına saygı göstermek, başarı ve imkân elde ettiğinde, benlik ve kibir yerine şükür ve hizmet anlayışını benimsemek, kibirden uzak durmak gönül kırıklıklarını önler ve Allâh’a (cc) yakınlığı artırır.
Bu açıklamalar ışığında Hoca Ahmed Yesevî Hazretleri; birinci hikmetinin üçüncü dörtlüğünde, “Nerede gönlü kırık olan birisini görürsen, onun derdine dermân olmak için koşuver, haksızlığa uğramış birisi yolda kalsa, onu yalnız bırakmayıp ona yoldaş oluver, Mahşer gününde Yüce Allâh’ın dergâhına yakın oluver, ben ben diyen, benlik güden kişilerden kaçtım ben” demektedir.
Günün Mesajı
Modern çağın “önce ben” diyen, bencilliği ve hırsı kutsayan, insanı insana yabancılaştıran karanlığında Hoca Ahmed Yesevî’nin bu hikmeti, sönmeyen bir meşale gibi yolumuzu aydınlatmaktadır. Bugün bizler, sâdece kendi refâhımızı ve konforumuzu düşünerek değil, yanı başımızdaki komşumuzun, tanımadığımız bir mazlûmun veya sessiz bir garibin sızısını yüreğimizde hissedebildiğimiz ölçüde “insan” kalabiliriz. Unutmamalıyız ki; istiflediğimiz dünyâ malı bizi yüceltmez, ama bir yetîmin başını okşamak, bir mazlûma yoldaş olmak bizi tâ arş-ı âlâya kadar taşır.
Allah (cc), kibir elbisesi giymekten, benlik dâvâsı gütmekten ve bir gönlü incitmekten cümlemizi muhâfaza eylesin. Müslümana en çok yakışan vakar ve tevâzuya bürünmeyi, her dâim mazlûmun yanında yer almayı cümlemize nasîb eylesin. Âmîn…
Nisan 2026, sayfa no: 68-69-70-71
Abone Ol
En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!
Mesaj Bırak