Başarı hedefe ulaşmak için peşinden koştuğumuz şey. Tavşanlar havuca, kediler ciğere kavuştuklarında başarılı sayılırlar. İnsanı da diğer canlılar gibi güdüleri ödüllendirir. Fakat bu öyle bedâva olacak bir şey değildir. Ciğerin ve havucun peşinde koşan hayvanlar gibi insan da yeme, içme, barınma ve üreme gibi güdülerini karşılayacak çabalar göstermelidir. Susamak olmasaydı suya kavuşmak bu denli zorunlu bir çaba olmayacak, acıkmak olmasaydı ekmeğe kavuşmak için çalışmak böylesine hayâtî bir mesele hâline gelmeyecekti. İnsanın fizyolojik ihtiyaçlarını karşılamada ulaştığı nokta ne gariptir ki başarı olarak nitelendirilebiliyor. Tuhaf olan şu ki ekmeğe, suya, barınmaya sâhip olan kişiler savaş kazanmış komutan muamelesi görüyor. Halbuki deveyi yardan uçuran da bir tutam ottur. İnsan aç kaldığında fırın yıkar, susuz kaldığında denizi içer. Bütün bunlar irâdeyi aşan, insana aksini yapabilmek için seçenek bırakmayan sâiklerdir.
İstediğini başarabilme, bu anlamda istediklerinin önünde set olanların üstesinde gelebilmeye başarı deniyor. İstemek her zaman sahîh anlamda bir başarıyla sonuçlanır mı? Her istediğini yapabilmeyi başarı addedenlerin yanılgısı koca bir ömre bedeldir. İstediğini istediğin zaman yapmayabildiğinde bir irâde ortaya koymuş olursun ve gerçek başarının tadına ulaşırsın. Başarmayı hedeflediğin şeyle ona ulaşma isteği arasında birebir ilişki vardır. Hırsızın hırsızlıkta amacına ulaşması ne derece başarıdır? Emek vermediği şey üzerine hak iddia etmeyen kişi her ne kadar başarısız gibi görünse de haybeye tevessül etmediği, bedâvacılık yapmadığı için iyi sınav vermiştir; yāni başarılıdır.
Her şeyin günlük piyasa diline tahvîl edildiği bir dünyâda yenmek, gâlip gelmek, zafer kazanmak başarmakla aynı kapıya çıkıyor. Eğitimde bunun piyasaya dönük tarafına geçmek-kalmak diyebiliriz. Geride kalan -sebebi ne olursa olsun- elenmeyi hak etmiştir; çünkü başarısızdır. Öne geçen, bunu nasıl sağladığına hiç bakılmaksızın hem takdîri hem de taltifi hak etmiş sayılır. Geride kalmamak için her şeyin mubah sayıldığı bir dünyâya doğru sürükleniyorsak şâyet bunun sebebi biraz da ilk ve orta mektep zamanlarımızda aranmalıdır.
Hangisi ödülü hak eder? Bilgiyi edinen, yoğuran ve hayâta katan mı yoksa parlak bir diploma sâhibi olabilmek için en yüksek notlara doğru tırmanan mı? Aslî olanın değil itibârî olanın hükmünün geçtiği bugünkü dünyâda diplomada tescil edilen başarı hayattaki mutluluktan çok daha ileridedir. Başkalarının istedikleri ve seni de ona zorladıkları yarışlarda geri kalmanın adına başarısızlık diyorlar. Halbuki istemediğim bir yarışta geri kalmanın benim dünyâmda kendim olduğumu fark etmek gibi ele geçmez bir tarafı var. Şâyet sen istedin diye ben bu yarışta dereceye girememişsem yarışı kaybeden ben değilim sensin.
Başarı katışıksız insanın görünür gücünün tezâhürüdür. Sonucun başarı olduğunu skora bakarak siz söylüyorsunuz. Oysa başarının da başarısızlığın da görünmeyen bir tarafı vardır. Gâliplerin hezîmeti olabileceği gibi mağlûpların zaferi de vardır. Bunu elde edilen sonucun nereye evrileceğini ferâset ve basîretle kestirebilenler bilir. Görünmeyen başarı ya da başarısızlık ancak muvaffakiyet kelimesiyle anlam bulur. Zîrâ bu kelimenin göğsünde “tevfik” neşet eder. Allâh’ın yardımıdır tevfîk. Samîmî gayretin olduğu yerde tevfîk de vardır. Elde ettiğiniz ve kazanım sandığınız sonuç acabâ neye hizmet edecektir? Başarı ile mutlak başarısızlığı satın almayacağından emin misin?
Modern dünyâda Sanâyi devriminin bir getirisi olarak yaşam standardının yükselmesine başarı deniyor. Dünyâyı yaşanmaz hâle getirmek bile başarıdan sayılıyor artık. Hiçbir şeye ihtiyâcı olmayan kanâatkâr insandan daha başarılı kim vardır bu dünyâda? Ulaşamadığının cefâsını çeken, bunalımını yaşayan insan gittiği yoldan nasıl geri geleceği konusunda mutlak bir başarısızlık içindedir. Başkalarının çizdiği yolda yürümüyorsanız, uyumsuz, başarısız ve gereksizsinizdir. Günlük yaşamın felsefesini deneme tadında yazan Alein de Botton başarıdaki oyunu sezen nâdir kalemlerdendir:
“Bizim her türlü kişisel özelliğimizden daha önemli olan, kartvizitimizde ne yazdığıdır; hayatlarını çocuklarına bakarak, şiir yazarak ya da orkide yetiştirerek geçirmeye karar verenler, güçlü olanların belirlediği egemen normlara uymadıkları için dışarıya bırakılacak ve marjinaller olarak görülmeyi hemen hak edeceklerdir.”
Bilginin hedefe ulaşması ondan sağlanacak azamî görünür maddî menfaat mıdır? Eğer eğitim kurumları bacasız bir sanâyiye, eğitilmiş bireyler bilgi esnafına dönüşmüş ise başarı kursaktan kalbe ya da kafaya ulaşmamış demektir. Bilgiye ulaşmaktan hâsıl olan başarı şâyet ona ulaşan kişide bireysel ve de toplumsal mesûliyet duygusu oluşturmuyorsa o bilgi bilinçsiz bilgi, o başarı sorumsuz başarı olmaktan öteye geçmeyecektir. Zîrâ bilgi bir elde aydınlatıcı misyonunu yerine getiriyorsa orada başarıdan da öte bir muvaffakiyet vardır.
Neye göre ve kime göre olduğuna bakmadan başarıya ulaşmaları için gençleri yarış atına dönüştürmek çok büyük bir yanılgıdır. Şâyet yarışacaksa gençler kendi potansiyelleriyle yarışmalıdırlar. Sâdece kendini düşünmek kendini kendi potansiyelinin altına düşürmektir. Sorumluluk başkalarının da mutluluğunu, huzûrunu ve muvaffakiyetini düşünerek başkaları için de bu uğurda bir şey yapma gayretini göstermektir.
Hepsinden ötesi, tüm insanların âsûde yaşaması kendine düşen görev ve ödevi unutmama başarısında yatmaktadır.
Mayıs 2026, sayfa no: 10-11-12
Abone Ol
En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!
Mesaj Bırak