Ara

Hayat Geçiyor Hakikat Kalıyor / Elif E. Bayraktar

Hayat Geçiyor Hakikat Kalıyor / Elif E. Bayraktar

Annem vefat edeli kırk gün oldu bile. Zaman, acının üzerinden sessizce geçti. Takvim yaprakları bir bir düştü; ben farkına varmadan zaman yol aldı. Halbuki acı hafiflese de yerli yerinde duruyor. Zamanın geçtiğini akıl söylüyor ama kalp henüz tam ikna olmuş değil. İnsan, kayıpla birlikte saatlerin ne kadar acımasızca işlediğini ve zamanın aslında ne kadar hızlı ve ne kadar umursamaz olduğunu fark ediyor. Dün gibi dediğimiz şey, bir bakmışız kırk gün olmuş. Hayat da böyle işte; yaşarken uzun, geriye dönüp baktığımızda bir “ne çabuk”tan ibaret kalıyor. 

Ölüm, uzakta sanıldığında soyut; yakına geldiğinde ise fazlasıyla gerçek. Bir isimle, bir sesle, bir yüzle anlam kazanıyor. Annemin ardından daha iyi anladım ki ölüm sadece gidenin değil, kalanın da imtihanı. İnsan, en çok da sevdiklerini toprağa verdiğinde dünyanın aslında ne kadar geçici bir durak olduğunu idrak ediyor. 

Ölüm, çoğu zaman başkalarının başına gelen bir haber gibi. Ta ki evin içine girene kadar. Bir koltuğun boşluğu, bir sesin eksikliği, bir kapının artık açılmamasıyla gerçek oluyor. O an anlıyoruz ki ölüm sadece bir son değil; kalanlar için derin bir hatırlatma. Dünyanın geçiciliğini, bağlandıklarımızın emanet olduğunu usulca ama sarsıcı biçimde öğretiyor. 

“Her nefis ölümü tadacaktır” ayeti, yıllardır bildiğimiz ama çoğu zaman unuttuğumuz bir hakikati tekrar tekrar önümüze koyuyor. Ölümün kendisi değil belki de asıl mesele; onu yok sayarak yaşamak, hiç gelmeyecekmiş gibi planlar yapmak. Oysa ölümü hatırda tutmak; hayattan vazgeçmek değil, hayatı daha bilinçli, daha ahlaklı ve daha merhametli yaşamaktır. 

Ölüm tadılan bir şey gibi… Belki de tatmak ifadesinden kasıt, insanın her hücresiyle hissettiğinin vurgulanması olabilir. Hem lezzetin hem azabın hem serinliğin hem ölümün insanın her zerresine geldiğinin açıklanması… 

İnsan ruhu için ölmek diye bir şey yok; ruh boyut değiştiriyor ve sonsuza kadar yaşıyor. Asıl olan beden değil ruhtur. Onun için de ölüm söz konusu olmadığına göre ölüm acı veya tatlı, tadılacak bir şey olmalı. 

İnsanın sonsuzluğu arzulaması için “geçiş kapısı” olan ölümü bilmesi gerekiyor ki sonsuzluğun ne büyük nimet olduğunu anlayabilsin. Sıcak soğukla, iyi kötüyle, aydınlık karanlıkla, tatlı da acıyla biliniyor. Acıyı tadan insan, aklına hep tatlıyı getiriyor. Ağzında kalan acı tadı hep hatırlaması, aynı şeyi tatmamak için bir uyarıcı, bir caydırıcı olabilir. 

Kaçınılmıyor ama vakti de bilinmiyor ki ölümün. Ölümün kendisi değil, onu unutmuş gibi yaşamamız asıl yanılgı. Eskiler boşuna dememiş: “Ölümü hatırda tutmak, kalbi diri tutar.” Çünkü ölüm, hayata düşman değil; hayatı ciddiye aldıran en hakiki öğretmen. Dünya fani çünkü. Muhtemelen bu yüzden ölümü çok zikreder eskiler. Bilirlerdi ki ölüm, insanın pusulasıdır. 

Yunus Emre, “Ölen hayvan imiş, âşıklar ölmez” diyerek ardında iz bırakan bir hayatı hatırlatır. Yunus’un, iz bırakan bir hayatı işaret etmesi boşuna değil. Ölüm, hayatın karşıtı değil; onu anlamlı kılan son çizgi. O çizgi olmasa, yaşadıklarımız dağınık ve savruk kalırdı. Demek ki mesele ölmek değil; nasıl yaşadığımız, neye tutunduğumuz, kimlere iyi geldiğimiz ve belki de en önemlisi nden yol aldığımız. 

İnsan, en çok kayıpta sadeleşiyor. Belki de bu yüzden ölümü hep hatırda tutmak gerekiyor. Korkmak için değil; uyanık kalmak için. Daha az kırmak, daha çok affetmek, daha samimi, daha Allah’ın hoşnutluğunu gözeterek yaşamak için. 

Çünkü hayat, bir gün dönüp “Ne çabuk geçti” diyeceğimiz kadar kısa. Ölüm ise bu gerçeği unutmamak için sessizce kapıda bekleyen bir hakikat. Hayatın tek kesin hakikati. 

Annemin ardından kalan boşluk, bana şunu fısıldıyor: Zaman kısa, sözler sınırlı, ertelemeler ise fazlasıyla gereksiz. Helalleşmek, affetmek, şükretmek ve sevmek için “sonra” diye bir lüksümüz yok. Ölümü hatırda tutmak; karamsarlık değil, bilakis daha sahici bir hayat çağrısı. 

Altı hafta geçti. Yarın olacak, belki sonra… Ama hakikat değişmeyecek: Hayat, “Bir göz açıp kapama süresi” kadar kısa. Ölümü unutmadan yaşamak ise, bu kısacık hayata anlam katmanın belki de tek yolu. 

Ölüm, hayatın zorlu ve ağır yüklerinden bir tür kurtuluş. Ölüm aslında bir nimet. Allah’a derin sevgiyle bağlı insan için Rabbine kavuşma yolunda tadılacak bir nimet… 

“Her nefis ölümü tadacaktır. Kıyamet günü elbette ecirleriniz eksiksizce ödenecektir. Kim ateşten uzaklaştırılır ve cennete sokulursa, artık o gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir.” (Âl-i İmrân Suresi, 185)

Mart 2026, sayfa no: 22-23

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak