Ara

Hayat Boyu Süren Nefisle Mücâdele Yolculuğu

Hayat Boyu Süren Nefisle Mücâdele Yolculuğu

Tasavvuf ilmi Hakk’ın hoşnutluğunu kazanmanın ve ebedî saâdete ermenin yılmaz bir mücâdelesidir. Bu ana gāye mihverinde nefislerin temizlenmesi, ahlâkın tasfiyesi, iç ve dışımızın tenvîri, sûret ve sîretimizin tezkiye hâl­leri üzerinde durulmaktadır. 

Bir tezkiye ilmi olarak görülen tasavvuf, nefsi ayıplarından temizlemenin, benliği arıtmanın, fıtrat temizliğine bürünmenin adıdır. Tasavvuftaki tezkiye çabası ile nefse bulaşan kirleri arındırma gayreti güdülmektedir. Tasavvuf erbâbı hiç kimsenin nefsini kendi hâline bırakmaması gerektiğini vurgulamaktadır. Zîrâ nefis, aşırı istek ve arzuların kaynağı olup insana çokça kötülük yaptırma gücüne sâhiptir. Nefsi tezkiye etmek her şeyden önce dînî bir yükümlülüktür. Peygamber Efendimiz (sav)’in en önemli vasfı tezkiye seyrine sâhip bir elçi olmasıdır. Peygamber Efendimiz ümmetini tezkiye için gönderildiği gibi onun mânevî vârisleri olan ulemâ ve meşayıhın da en temel görevi kitleleri nefislerinin kirlerinden arındırmaktır. Tezkiye edilen nefis emmâre ve levvâme mertebelerinden kurtarılıp mülhime, mutmainne, râziye, marziyye ve kâmile mertebelerine yükseltilmek istenir. Rabbimiz bu gerçeği ve böylesi bir aslî vazifeyi: “O (nefsi) arındıran kimse kesinlikle kurtulmuştur; onu (günahlara) batıran da hüsrâna uğramıştır.” (Şems 91/9-10) hatırlatmasıyla beyan kılmaktadır. 

Nefsin tezkiyesi ne kadar güçlü olursa kalbin tasfiyesi de o kadar yerinde olur. Tasfiye ile gönül dünyâmız arıtılır, süzülür, saf ve temiz hâle gelir. Tasavvuf literatüründe genellikle nefsi kirlerden arındırmayı ifâde etmek için tezkiye, kalbi kötülüklerden temizlemeyi ifâde etmek için tasfiye kavramı kullanılır. Tezkiye ve tasfiye birbirinin yerine de kullanılmaktadır. İslâm dîni mânevî ve rûhî temizliği emreden bir dindir. Çeşitli âyetlerde insanın kendini kötülüklerden arındırması istenmiş, böyle yapanların cennetle mükâfatlandırılacağı bildirilmiştir. “…Kim temizlenirse o ancak kendisi için temizlenmiş­tir. Dönüş sâdece Allâh’adır.” (Fâtır 35/18) ve “(Yāni onlara) içinde ebedî kalacakları, altlarından ırmak­lar akan Adn cennetleri (vardır). İşte bu, kendisini (günahlardan) arındıran kimsenin mükâfâtıdır.” (Tāhâ 20/76) âyetleri buna örnek olarak zikredilebilir. Diğer yandan kişinin kendini kusursuz görerek kendisini temize çıkarması da yasaklanmıştır. “Kendilerini temize çıkaranla­rı görmedin mi! Aksine Allah dile­diğini temize çıkarır. Onlara zer­re kadar bile haksızlık yapılmaz.” (Nisâ 4/49) ve “…O hâlde kendinizi temize çıkarmayın. Sakın(ıp temiz ol)an kimseyi en iyi bilen de O’dur.” (Necm 53/32) âyetleri bunu göstermektedir. 

Kalp ve nefis başlangıçta temiz olarak dünyâya gelse de zamanla kirlenir, katılaşır ve taşlaşır. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de: “Sonra buna rağmen kalpleriniz kaskatı kesildi. Artık o kalpler taş gibidir, hattâ ondan daha katıdır. Çünkü öyle taşlar vardır ki onlardan ırmaklar fışkırır. Öyleleri vardır ki çatlar da onlardan su kaynar. Öyleleri vardır ki Allah korkusundan dolayı aşağı yuvarlanır. Allah, yapmakta ol­duklarınızdan habersiz değildir.” (Bakara 2/74) buyurulmaktadır. Kirlenen kalpler hakîkati idrâk edemez, gerçekleri göremez, işlevsiz ve anlamsız bir seyre bürünürler. Hakîkatle temas kurabilmek için kirlenen kalpleri temizlemek, azgınlaşan nefisleri tezkiye edip arındırmak gerekmektedir. Gönül aynasını ne kadar temiz tutarsak ilâhî tecellîleri o nisbette yansıtır hâle getirebiliriz. Gönül aynası kirli ve paslı oldukça hakîkatle temastan yoksun kalacağız. Kalbî hastalıklar sınıfında zikredilen cimrilik, kibir, riyâ, öfke, haset ve kin gibi kötü hasletlerden sıyrılmak ve arınmak gerekmektedir. Sûfîlere göre kalbî hastalıkların kaynağı, nefsin arzularına uymaktır. Bu hastalıklardan kurtulmanın yolu ise nefsin arzularına uymamaktır. Bu hastalıkların her birinin tedâvisi, o hastalığın zıddıyla gerçekleştirilir. Buna göre kibrin tedâvisi tevâzuyla, öfkenin tedâvisi öfkeyi yutmak ve başına gelenlere tahammülle, cimriliğin tedâvisi insanlar için harcamak ve îsârla, hırsın tedâvisi ölümü çokça hatırlamak ve tûl-i emeli terk etmekle, yalanın tedâvisi doğru sözlü olmakla, gıybetin tedâvisi sükût ve uzletle, riyânın tedâvisi ise ihlâsla gerçekleşir. İnsan kendisinde bulunan bu hastalıkları bazan fark eder, bazan da fark edemez. İnsanın kendi kusurlarını görebilmesinin çeşitli yolları olduğunu söyleyen İmâm-ı Gazâlî (ö. 505/1111), bunları:

  1. Kalbin hastalıklarını bilen bir şeyhe bağlanmak.
  2. Samîmî, dindar ve basîret sâhibi bir zât bularak bu kişiden kendisini gözlemesini ve hoşuna gitmeyen şeyler gördüğünde uyarmasını istemek.
  3. Düşmanlarının kendisi hakkında söylediklerine kulak vererek kendindeki kusurları tesbît etmek.
  4. İnsanların arasına karışarak onlarda gördüğü kusurların kendinde bulunup bulunmadığını kontrol etmek gibi yöntemlerdir. 

Tezkiye eğitimiyle nefis türlü kusur ve kabahatlerinden arındırılıp yeniden aslına kavuşturulur ve farkına varılıp kontrol altında tutulur. Sûfîlerin uyguladıkları başlıca tezkiye yöntemlerini şu şekilde sıralayabiliriz:

  1. Mücâhede ve riyâzetleri uygulamak.
  2. İbâdetlerde istikrar ve samîmiyet sâhibi olmak.
  3. Dâimâ Allâh’ın zikriyle vakitleri mâmûr etmek.
  4. Kendisiyle ve diğer insanlarla hakkāniyet esaslı münâsebetler geliştirmek.
  5. Alıp verilen nefesleri kontrol etmek.
  6. Allah tarafından emânet verilen bu hayâtı gāyesi çerçevesinde sürdürmek.
  7. Kemâle ermek.
  8. Allâh’ın inâyetine lâyık olmak.
  9. Şahsî gayreti elden bırakmamak.
  10. Bu yolda maksûda ermiş olanlardan ulaşan bir himmete kavuşmak.

Meşhur sûfî İbrahim Kassâr (ö. 326/937) nefis tezkiyesinin ciddiyetini şu yerinde tesbitleriyle vurgulamaktadır: “Şehevî duygularının esîri olmak insanlığın zayıf yönüdür. Nefsin elinde âciz kalanlara ‘nefis eşeği’ denir. İnsanoğlunun akıllısı nefsine gālip gelendir. Nefsini terbiye edip eğiten meleklerden üstün konumdadır.” Allah insanın kalbini zikir ve fikir makāmı kılmıştır. Nefsine esir olanların seyri şehvet boyutundadır. Nefis tezkiyesi gerçekleştirilirken o şehvet ateşi korku, umut, şevk ve tövbe suyu ile söndürülür. Güç kazanmak ve dirilmek isteyenin nefsini ıslâh etmesi elzemdir. İnsanın nefsi hayra da şerre de meyillidir. İnsan nefsini terbiye ettiği müddetçe kurtuluşa erecek, nefsini ihmâl edip günahlara dalmasına müsâade ettiği takdirde hüsrâna uğrayacaktır (Şems 91/8-10). Peygamberlerin gönderiliş gāyelerinden biri insanların nefislerini tezkiye etmektir (Âl-i ‘İmrân, 3/164; Cuma 62/2). Bu itibarla nefislerin tezkiyesi, peygamberlerin vârisleri olarak kabûl edilen âlimlerin (Tirmizî, İlim 19) en temel vazîfelerinden biri olarak görülmektedir. Bu vazîfeye en fazla değer verenler zāhirî ve bâtınî ilimlerde temeyyüz eden mürşid-i kâmiller olmuştur. Buradan hareketle tasavvuf yoluna girmekteki asıl maksat, nefsi tezkiye etmek sûretiyle insan-ı kâmil seviyesine çıkmaktır. 

Dünyâ ve âhirette saâdete ermek isteyenlerin ciddî bir nefis terbiyesinden geçmesi esastır. İnsanın bu dünyâdaki en zorlu meşgalesi nefsine hâkim olma çabasıdır. Nefis ciddîye alınmadığı, nefis karşısında ihmalkâr davranıldığı, nefse fırsat verildiği, nefse güvenildiği ve nefse pâyeler verildiği zaman sâhibini helâke götürür. Nefis riyâzetle aç bırakılır, susuz kalır ve yorgun kılınırsa hayra yönelmek zorunda kalır. İnsanın edineceği en şerli arkadaş ve en büyük düşman nefsidir (Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, 10/245). Bu sebeple Peygamber Efendimiz (sav) nefisle yapılan mücâdeleyi “en büyük cihad” olarak nitelendirmiş, mâsumiyetine rağmen kendisini göz açıp kapamaktan daha kısa bir zaman diliminde bile nefsinin eline bırakmaması için Allâh’a yalvarmış, nefsinin şerrinden Allâh’a sığınmış, ümmetine de bu yönde duā etmelerini tavsiye etmiştir. Peygamber Efendimiz (sav) nefsinin isteklerine râm olanın, nefsine dilediği gibi yaşama fırsatı verenin âciz bir kimse olduğunu haber vermiştir. 

Sûfîlerin nefsi kötü sıfatlarından arındırmak için kullandığı metotların başında riyâzet, mücâhede ve muhâsebe yöntemleri gelmektedir. Riyâzet, nefsi terbiye için onu yeme içme, uyku, konuşma gibi bazı ihtiyaçlarından mahrûm etmek ve ona zor gelen şeyleri yaptırmaktır. Nefsi iyiliklere alıştırmak, nefsin müsbet yönde gelişimini sağlamaktır. Mücâhede, nefsin olumlu yönde gelişimi için nefsi zorlamaktır. Nefse istediklerini vermemeye çalışmaktır. Mücâhedede en önemli esas, azimli ve kararlı olmaktır. Nefse hâkim olmanın yolu, azim ve kararlılıktır. Nefis muhâsebesi ise kulun iyi ve kötü yanlarını kontrol edip kendisini bu açıdan hesâba çekmesidir. Nefis muhâsebesi yapan kul, her gün neler yaptığını düşünüp gözden geçirir, Allâh’ın hoşlanmadığı şeyler yaptığını fark ettiği takdirde hemen pişmanlık duyarak tövbe eder ve bunlardan sakınmaya çalışır. Bu sûretle nefsini dâimâ kontrol altında tutmaya, onu kötü özelliklerinden arındırmaya gayret eder. Rûhânî tarîkatlarda esas olan ibâdet ve zikirle rûhu güçlendirerek nefsi etkisiz hâle getirmektir. Rûhânî tarîkatlar daha çok rûhu güçlendirmeye çalışır. Nefsânî tarîkatlarda ise doğrudan nefis hedef alınır. Az yemek, az uyumak, az konuşmak ve nefse istediklerini vermemek gibi yollarla nefis kötü özelliklerinden arındırılmaya çalışılır. Nefis tezkiyesi gibi kalp tasfiyesi de kişiyi aynı zamanda bilgiye ulaştıran bir yöntemdir. Nitekim ilâhî bilgi, hikmet ve hakîkate ulaşmak için biri akıl yürütme diğeri tasfiye olmak üzere iki yol olduğu kabûl edilmiştir. Sûfîler tasfiye yolunu tercîh ederek kendi iç âlemlerine yönelmişler, kalplerini cilâlayıp ruhlarını arındırarak ilham yoluyla ilim ve ma’rifete ulaştıklarını, bu şekilde elde ettikleri bilginin daha doğru ve güvenilir olduğunu söylemişlerdir. 

Nefsi hevâ ve isteklerinden vazgeçirmenin yolu ma’rifettir. Sûfîler nefsin kötülükle, rûhun ise iyilikle donanmış olduğuna dikkatimizi çekmişlerdir. Kişi nefsinin kötülüğünü tanıyamaz ve ona karşı önlemler almazsa, nefsinin istekleri kalbi kaplar; iyi yanları körelir. Bu durum kişinin, Allâh’ın rızāsına uygun olanla olmayanı ayırt edemeyeceği bilişsel bir körlük yaşaması anlamına gelmektedir. Bu sebepledir ki kişi nefsini tanımadan onunla mücâdele edemez, ma’rifete ulaşmasını sağlayacak istikāmeti bulamaz.

Haziran 2026, sayfa no: 10-11-12-13

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak