Ara

Hat Sanatının Zarif Kalemleri: Eyüp Sultanlı Hanım Hattatlar

Hat Sanatının Zarif Kalemleri: Eyüp Sultanlı Hanım Hattatlar

Azîz misâfirimiz Eyüp Sultan Hazretleri’ne yakın olma arzusu milletimizde âdetâ tutku hâline gelmiş, bunun bir yansıması olarak semt zaman içerisinde türbeler ve mezar taşlarıyla dolmuş, âdetâ mezarlıklar şehrine dönüşmüştür. Eyüp Sultan'daki insanı alıp ötelere götüren o uhrevî havanın oluşumunda, civardaki târihî kabristanların, envâî çeşit başlıklı, oya oya, yazma yazma, tül tül işlenmiş mezar taşlarının katkısı inkâr edilemez. Kimler yok ki burada? Medeniyetimizin sessiz tanıkları; devlet adamları, hoca efendiler, hanım sultanlar, askerler, sanatkârlar, şâirler, yazarlar, hattatlar, nakkaşlar ve daha niceleri. Şeyhülislâm Ebussuud Efendi, uzay bilimci Ali Kuşçu, üç padişâha sadrâzamlık yapmış Sokullu Mehmed Paşa, bestekâr Zekâi Dede Efendi, şâire Zübeyde Fitnat Hanım, Makbule Leman ve Hubbî Hatun civarda medfun bulunan isimlerden bazılarıdır. Eyüp Sultan'ın ebedî sâkinlerini keşfetmeye ömür, anlatmaya kelimeler kifâyet etmez. Lâkin biz yine de târihe kayıt düşmeye devâm ediyoruz.

Bu yazımızda Eyüp Sultan'da medfun bulunan hüsnihattın zarîf kalemleri hanım hattatlara değinmeye çalışacağız. Bunlar şimdilik beş isimden oluşuyor. Şimdilik diyoruz zîrâ bilgiler sürekli güncelleniyor. Misâl Habibe Hatun’un Eyüp Sultan Câmi-i Şerîfi civârındaki mezarından haberimiz vardı lâkin yerini daha düne kadar tam olarak bilmiyorduk, yakın zamanda tesbît ettik. Edirnekapı dışındaki Şerife Fatma Molla’nın varlığını ve kabir yerini Fazıl İsmail Ayanoğlu’nun yakın zamanda yayımlanan eserinden öğrendik. Bu beş isim vefat târihlerine göre şöyle: Habibe Hatun (öl.1767) Şerife Fatma Molla (öl.1789) Esma İbret Hanım (1794 târihli hilyesi bulunduğuna göre bu tarihten sonra vefât etmiş olmalı.) Şerife Fatma Mevhibe Hanım (öl.1856) Habibe Hanım (öl.1873) Eyüp Sultan'da bu hanım sanatkârımızın dışında da mezarı olan veya olmayan başka hattatlarımız elbette vardır. Bunlardan haberdâr oldukça bilgi ve belgeleri paylaşmaya devâm edeceğiz inşâallah.

Civâr-ı Eyüp Sultan'da Sûfî Bir Hattate Habibe Hatun

Habibe Hatun’un kabri Eyüp Sultan Câmi-i Şerîfi kıble yönünde, Dukakinzâde Mehmed Paşa ile Küçük Emir Efendi (Şimşir Baba) açık türbelerinin kesiştiği noktada, Nişancı Feridun Paşa Türbesi hizâsındadır. Lahdi vaktiyle betonla tâmir edilmiş olup sâdece baş taşı mevcuttur. Kaynaklarda hayâtına dâir tafsîlatlı bilgi bulunmuyor. Şâhidesindeki “hattâte” ibâresinden hattat olduğu anlaşılmaktadır. Mezar taşının tezyînâtı ve celi sülüs yazısının zarâfeti sanatkârın sanatını teyid eder mâhiyettedir. Bir hattatın şâhidesi ancak bu kadar güzel olabilir. Bayramî-Melâmî tarîkatı mensuplarına has Hamzavî formundaki şâhidesinde şu ifâdeler yazılıdır:

Hûve'l-Hallâku'l-Bâkî/ Allah Sübhânehu ve Teālâ/ Merhûme ve mağfüre/ Cennet-mekân Firdevs-i/ âşiyân hattâte/ Habibe Hatun rûhuna/ ve cemî'i mü'minin ve mü'minâta/ rahmet eyleye bi-hürmeti'l/ Fâtiha Sene: 1181/1767

Mektep Hocası Hattat Şerife Fatma Hanım

Şerife Fatma Molla'nın varlığını, hattat olduğunu ve muhtemel mezar yerini Fazıl İsmail Ayanoğlu’nun yakın zamanda yayımlanan eserinden öğrendiğimizi zikretmiştik. İlgili eserde fotoğrafın yanına Edirnekapı kabristanlarında medfun olduğu not edilmiş. Bunun dışında ne sanatkâra ne de babası Veliyüddin Efendi’ye dâir bir izahat verilmiş. Hocalarının kimler olduğu, icâzetnâmesini kimden aldığı ve sanatına dâir herhangi bir bilgiye ulaşamadık. Şerife Fatma Molla'nın güzellikler meşheri diyebileceğimiz hotoz başlıklı, gâyet zarîf tasarımlı şâhidesinde şu ifâdeler yazılıdır:

El-Bâkî/ Hâsıl-ı ömrüm ciğerim pâresi/ Gitti elden dilde kaldı yâresi/ Kıl şefâ'at nevcivânım kuluna/ Vâlideynin gayri yokdur çâresi/ Cağaloğlu yokuşunda Yûsuf/ Efendi Mektebi hocası Akkirmanî/ Veliyyüddîn Efendi'nin kerîmesi/ Şerîfe Fatma Hattât (..)/ Molla rûhuna Fâtiha/ Sene 1204/1789

Osmanlı dönemi hanım mezar taşlarında hotozun dışında, erkeklerde olduğu gibi belirgin bir başlık tarzı bulunmazdı. Şâhideler, bir kadının incelik ve letâfetini en güzel şekilde ortaya koyan şeyler, yāni çiçekler, buketler, bahar dalları, gerdanlık, küpe ve broşlarla tezyîn edilirdi. Şâyet bir tarîkata mensûbiyeti varsa bunu sembolize eden bir tâc-ı şerîf şâhidesine hak edilirdi.

Hüsnühattın Sultānı Esma İbret Hanım

1194/1780'de doğduğu tahmîn edilen sanatkârın vefat târihi tam olarak belli değildir. III. Selim'e takdîm edilen 1794 târihli Hilye-i Saâdeti’nden dolayı bu târihten sonra vefât ettiği kabûl edilir. Mihrişah Vâlide Sultan Türbesi’nin kuşak yazılarını da yazan, Sultan Abdülmecid’in hocası, devrin önde gelen üstadlarından Mahmud Celâleddîn Efendi'den hat dersi aldı. İcâzetnâme aldığında maharetinden dolayı “ibret” mahlası verildi. Yazıda kudretli bir ele sâhip olduğu rivâyet edilen sanatkârın üslûbu da şaşırtıcı derecede Mahmud Celâleddîn’e benzetilir. Hattâ kimi araştırmacılar sanatındaki üstün kābiliyetinden dolayı kocasını geçtiğini zikreder. Esma İbret Hanım daha sonraları hocası Mahmud Celâleddîn Efendi ile evlenmiştir. Uğur Derman'ın verdiği bilgilere göre Esma Hanım'ın hat meşklerini hocası Mahmud Celâleddîn'in meşk cüzdanında gören Mehmed Sâlim Ağa adlı bir kaftancı, bu Hilye-i Saâdet’i Esma'ya yazdırmış, ancak küçük bir kızın bu kadar güzel yazabileceğine inanamadığı için tahkîk ettirip sonunda onun elinden çıktığına kanâat getirmiştir. Benzer bir hikâyede Reis'ül-Hattâtîn Kâmil Akdik’in adı geçer. İbnülemin Mahmûd Kemâl İnal ise sanatçının maharetine dâir, “Kadıncağız merdâne yazmıştır.” diyerek hayretini izhâr etmiştir.

Bahse konu Hilye-i Saâdet’te servilerin içi ile vazodan çıkan yaprakların içleri ince nesih tâbir edilen yazı ile doldurulmuş, diğer kısımlar reyhânî, sülüs, nesihtir. Eserin altında Esma İbret Hanım'ın imzāsı vardır. Bu hanım sanatkârımızın günümüze bazı sülüs-nesih kıt’a, Hilye-i Saâdet ve Delâil-i Hayrât’ı ulaşmıştır. Ayrıca son dönemlerde yurtdışında bir koleksiyonerde nâdide bir Kur’ân mushafı da tesbît edilip görülmüştür. Vefat târihi belli olmayan Esma İbret Hanım, Eyüp Sultan, Nişanca’da Şeyh Murad Dergâhı'nda medfun olup, mezar taşı kitâbesi yoktur. Ömrü boyunca târihî kabristanları dolaşarak buralardaki mezar taşlarını kayıt altına alan Fazıl İsmail Ayanoğlu 1950’li yıllarda kabrini çok aramış lâkin bulamamış. Şâyet mezar taşı kaybolmadıysa muhtemelen eşiyle aynı kabirdedir. Genel kanâat bu yöndedir.

Sülüs ve Nesihte Güçlü Bir Kalem Şerife Fatma Mevhibe Hanım

Şerîfe Fatma Mevhibe Hanım, mâliye ve evkaf nâzırlıklarında bulunan, şeyhü’l-harem iken 1870’de vefât eden Seyyid Mehmed Hasib Paşa’nın kızıdır. Uğur Derman’ın verdiği bilgilere göre Şerîfe Fatma Mevhibe Hanım, icâzetnâmesini bir Hilye-i Nebevî yazarak sülüs-nesih hocası Çömez Mustafa Vâsıf Efendi'den almıştır. Hicrî 1266 (1850) târihini taşıyan ve Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphânesi GY1371'de muhâfaza edilen bu icâzetnâmesi yanında Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi G7888’de târihsiz bir de Hilye-i Saâdet’i bulunur. Bunların dışında bir eserine rastlanmamıştır. Uğur Derman icâzetnâme bezemesinin Avrupaî zevklerine uyulup allı-güllü çiçek ve desenlerle yapılmasının hattın değerini gizlediğini ifâde eder. Özellikle sülüs ve nesihte eli gâyet kuvvetli olan muâsırı Esma İbret'ten sonra hanım hattatların önemli isimlerinden biri olarak gösterilir. 1856 târihinde vefât eden Fatma Mevhibe Hanım'ın lahit kabri, Cülûs Yolu üzerinde bulunan Mihrişah Vâlide Sultan Türbesi Hazîresi'nde, türbe avlusuna girişte sağ taraftadır. Şâhidesinin ön cephesindeki on mısrâlık manzum kitâbesinde geçen “Nev-şükûfte gül iken berk-i hayâtı soldu” mısrâsından genç yaşında vefât ettiği varsayılmaktadır. Manzûmenin tamâmı şöyledir:

Hüve'l-Hâyy-i Lâ Yemût
Dest-i sayyâd-ı ecelden bu fenâ deştinde
Mürg-i rûhu kimin âyâ ki selâmet buldu
Dühter-i sa'd-eseri işte Hasîb Paşa'nın
Nev-şükûfte gül iken berk-i hayâtı soldu
Hayfâ o mahdûme-i hattâte û nâzik-menişin
Nâhun-ı dest-i kaza turre-i ömrün buldu
Cümle ahlâk hüsn-i mecmuâsı olmuş idi
Dîde-i müstemi'ân ânın içün kan doldu
Eyledim cevher târihim ânâ seng-i nişân
Mevhîbe Hanım'ın ârâm-gehi huld oldu
Sene: 1273/1856

Mevhibe Hanım’ın mezar taşının her iki yanına birbirinin devâmı olarak hak edilen mensur metin ise şöyledir: “Efâhim-i vükelây-ı/ saltanâtı seniyyeden/ Evkâf-ı Hümâyun/ Nâzırı devletlü/ el-Hâc Mehmed Hasib/ Paşa hazretlerinin/ Kerîme-i muhteremeleri/ ve Hazîne-i mezbûre/ Tahsilât müdîrî/ İzzetlu el-Hâc Mehmed Emîn/ Beyefendinin/ halîleleri merhûme/ ve mağfûretunlehâ/ Hattâte Şerîfe/ Fâtıma Mevhibe Hanım/ Efendinin rûh-i/ şerîfiçün el-Fâtiha/ Sene: 1273/1856”

Lahanacılar-Bamyacılar ve Hafize Hattat Habibe Hanım

Hattat Habibe Hanım'ın kabri Feshâne Caddesi ile Kızıldeğirmen Sokağı'nın birleştiği yerde bulunan Hubbi Hatun Türbesi Hazîresi'ndedir. Az ötede Mehmed Vusuli Efendi Türbesi bulunur. Habibe Hanım 1290/1873 târihinde vefât etmiştir. Sanatkârın hayâtı hakkında kaynaklarda pek fazla bilgi yer almaz. Bu sebeple kimlerden ders ve icâzet aldığı belli değildir. Habibe Hanım hem hâfız-ı Kur’ân hem de hattattır. Mezar taşındaki bilgilerden anladığımız kadarıyla Oğlu Hafız Mustafa Muhyiddîn Efendi de Üsküplü Mahallesi'nde imamlık yapmıştır. Kendisinin hâfız ve hattat olması, oğlundan Seyyid olarak bahsedilmesi Habibe Hanım'ın ilmiyye sınıfına mensub bir âileden geldiği ihtimâlini kuvvetlendirmektedir. Hazîresinde medfun bulunması sebebiyle Beşiktaşlı Yahya Efendi’nin torunu Hubbî Hatun ile bir akrabalığı düşünülebilir lâkin bu şimdilik bir muamma.

Bir tarîkata mensûbiyetinin nişânesi olan tâc-ı şerîf sikkeli mezar baş şâhidesi üstünde lahana şeklinde bir başlık vardır. Bu başlıktan dolayı Habibe Hanım’ın Merzifonlu olduğuna hükmedilir. Târihimizde iki ünlü spor takımından biri lahana sembolünü kullanırdı ve bunlara “Lahanacılar” denirdi. (I. Mehmed Han'ın takımı) Lahanacılar Merzifonlu idi. Amasya'da bulunan takıma/birliğe de buranın bamyası meşhûr olduğundan Bamyacılar adı verilmişti. (II. Murad Han'ın takımı) 15.yüzyıldan 19. yüzyıla kadar devâm eden bu iki takım sâyesinde Yeniçeri Ocağı alttan sürekli kuvvetlenerek yetişmişti. Çeşitli meydanlarda cirit, güreş, okçuluk, mızrak, top ve labut atma gibi müsâbakalar yapılmıştı. Bu takımlardaki şahıslar veya yakınları öldüklerinde ise mezar taşlarına bu amblemlerin konması âdet olmuştu. Osmanlı Sanatında lahana formu, plastik olarak çeşmelerde (Çengelköy Serkavas Ahmet Ağa Çeşmesi), nişan taşlarında (Gülhâne), merdiven babalarında (Yıldız Teknik Üniversitesi Rektörlük Binası), havuz zeminlerinde, kalemişi olarak saray mîmarisinde yer almaktadır. Lahana ve Bamya’da simgeleşen takım bilinci, Topkapı Sarayı’nda, Harem’de bulunan Şehzâdegân Dâiresi’ndeki ocağın içinde kalemişi tekniğinde, lahana ve bamya motifleri olarak, duvar resminde kendini göstermektedir. Adı günümüze kadar ulaşan, yakın zamanda yeniden ihyâ edilerek hayâtiyet kazandırılan Okmeydanı Okçular Tekkesi de târihte nam yapmış, nice sporcular/savaşçılar yetiştirmiş döneminin önemli spor kulüplerinden biridir.

Hattat Habibe Hanım'ın baş şâhidesinde şu ifâdeler yazılıdır:

Bismillâhirrahmânirrahîm/ “Küllü men aleyhâ fân ve yebkâ/ vechu Rabbike Zü’l-celâli ve’l-ikrâm” (Yeryüzünde bulunan her şey fânîdir. Ancak azamet ve ikram sâhibi Rabbinin zâtı bâkî kalıcıdır.) [Rahmân, 26-27] ile/ nefsin hatmeyleyen vâlideciğimdir/ aklını al başına Hakk’a çalış ey ihvân/ Sene: 1290/1873

Ayak taşı üzerinde şu ifâdeler yazılıdır: “Üsküplü Mahallesi İmâmı/ es-Seyyid eş-Şeyh Hâfız Mustafâ/ Muhyiddîn Efendi’nin vâlidesi/ Hâfıze Hattâte Habîbe Hanım/ Rûhuna rızâ’en lillâh el-Fâtiha” Tarîkat mensûbiyetine dâir bazı görüşler ileri sürülmüş ise de bunlar bilgiye, belgeye dayanmayan tamâmen varsayımlardan ibârettir.

Ortada bir bilgi, belge olmadığında mezar taşları târih boyunca en güvenilir ve yegâne kaynak olmuştur. Bugün bu gerçeğe bir defa daha yakînen şâhit oluyoruz. Geçmişiyle övünen bir millet olarak bize düşen dedelerimizin, ninelerimizin yaşanmışlıklarına, hâtırasına sâhip çıkarak ruhlarını şâd etmek ve bu kutlu mîrâsı gelecek kuşaklara aktarmaktır. Târihte iz bırakmış lâkin mezarı kaybolmuş bir büyüğümüzün mezar yerini târif edebilirsek ne mutlu bize. Denmiştir ki: "Târih bir milletin hâfızası, bir devletin haysiyeti, geçmişle gelecek arasında kurulmuş bir hakîkat köprüsüdür. Târih yoksa hâtıra yoktur, kök yoktur, hedef yoktur, kaynak kupkurudur." Başka bir yazıda, bambaşka keşiflerde buluşmak dilek ve duāsıyla hoşça bakın zâtınıza efendim.

Yararlanılan Kaynaklar:
Eyüplü Meşhurlar, Editör: Seyfettin Ünlü, Neşre Haz. A. Şükrü Çoruk, c.2. s.47-52-140, Eyüp Sultan Bel. Yay. 2015.
Fazıl İsmail Ayanoğlu, Tarihi Mezar Taşları, Hazırlayan: Seyit Ali Kahraman, c 2, s.102, İBB KVDB Yay. İstanbul, 2022.
Gül İrepoğlu, Osmanlı Sanatında Spor Dünyası ve Spor Betimlemeleri, P Dergisi, Sayı: 10, s: 35-36. İstanbul, 1998.
Hilal Kazan, “İslam Hat Sanatında Temayüz Etmiş Kadın Hattatlar.” Din ve Hayat Dergisi, sayı.14 s.62-65, 2011.
Kemal Çığ, “Kadın Hattatlarımız” Tarih Dünyası, c.2, sayı, 11, 1950.
Uğur Derman, "Bir hattat âilesi: Mahmud Celâleddin ve Esmâ İbret" www.fikriyat.com Erişim Tarihi: 09.03.2026
Uğur Derman, "Şerîfe Fatma Mevhibe Hanım", www.fikriyat.com Erişim Tarihi: 09.03.2026.
Zübeyde Cihan Özsayıner, Eyüp Hazirelerinde İki Kadın Hattat Habibe Hatun ve Habibe Hanım, Eyüp Sultan Sempozyumu VII., Tebliğler, s.179-181, İstanbul, 2003.

Nisan 2026, sayfa no: 58-59-60-61-62-63

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak