Ara

Güçlü Görünmek mi İzzetli Olmak mı?

Güçlü Görünmek mi İzzetli Olmak mı?

Güç, kuvvet ve kudretin maddî ve mânevî anlamda bir bünyede toplanmasıdır. Kişinin güçlü olması tek başına bir şey ifâde etmez, asıl olan gücünü kimden aldığıdır. Yanında yöresinde güç elde ettiği, destek bulduğu, yaslandığı kişiler sâyesinde hâkimiyet kuranlar gerçekte güçlü olmadığı halde dışarıya güçlü görünmek sûretiyle gözdağı verenlerdir. Güç bir imkân, bir potansiyel ve birikimdir. Onu yerli yersiz dışarıya vurmak kendi gücünden emîn olmamaktır. Zîrâ gerçek güç kendi vazîfesinin ne zaman geleceğini bilir.

Halk arasında “Hem suçlu hem güçlü” diye bir deyim vardır. Bu deyimin içine doğru dikkatle eğilip baktığımızda suç ile güç uyumsuzluğu dikkatimizi çeker. Suçlu iseniz bir konuda gücünüzü toparlamanız da güçleşiverir. Çünkü savunmasız durumdasınızdır ve haklı çıkma gücünüz olabildiğince zayıflamıştır. Mâsum ve haklı iseniz hiç kimse sizinle baş edemeyecektir. Ne de olsa gücünüzü hakkın kaynağından alıyorsunuzdur. Bu kaynak insanı ayakta tutmaya yarayan kaynaktır. Yıkılmamak ve savrulmamak için kuvvetli olmaya ihtiyâcınız vardır.

Güç disipline edilmiyorsa kendi kendini bitirir. Halbuki gücünün nisbî, izâfî olarak ve güçsüze göre değişim gösterdiğinin farkına varan kişi güç kullanmaz, kaba kuvvete başvurmaz gücünü hissettirir. Kas gücünüzü mazlûma, zayıfa ve haklı olana kullanıyorsanız farkında olmadan ne kadar güçsüz olduğunuzu tescîl ediyorsunuzdur. “Gerçek kahraman güreşte yenen değil öfkesine hâkim olandır.” hadîsini bu minvâl üzere yeniden değerlendirmemiz gerekiyor. Gücün görülebilir, ölçülebilir ya da sayılabilir olanı değil görünmeyen, kıyaslanmayan ve de yarıştırılmayanı makbûldür. Bir soğanı kırmaya kalkıyorsan yumruğunu var gücünle değil orantılı bir güçle vurmalısın.

 İslâm târihi gücü kutsayanların hezîmete uğradığı târihtir. Nice az kişiyle çok büyük orduları dize getirdiğimiz gibi nice çok kişiyle zayıf ordulara boyun eğdiğimiz de bir vâkıadır. “Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik/Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik” mısrâlarında dile getirilen şey budur. Güç sâdece kemiyet, teknoloji ve de yığınaklar değildir, asıl güç tank, tüfekten ziyâde Mehmet Âkif’in İstiklâl Marşı’nda dile getirdiği meydan okuyucu güçtür: “Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar/ Benim îman dolu göğsüm gibi serhaddim var.” Batı’nın güç anlayışı maddî zenginlik ve rakip gördüklerini alt etmeye yarayacak her türlü imkân ve techîzattır.

Sömürü düzenlerinde güç bir silahtır. Herkesin gücü birbirine yeter. Güç yetiremediğin bir anda karşındaki bileğini bükemediğin hâline gelir ve saygınlık kazanır. Emperyalizm insanın, toplumun ve devletin büyüklüğünü başkasının güçsüzlüğü ve kendi gücü üzerinde tesis eder. İnsaf, izan ve vicdan emperyal hedeflerin yanından yöresinden geçmez. Zîrâ büyük balıklar küçük balıkları yutma hakkına sâhiptir. Tabiatta güçlülerin güçsüzleri eleyip yok ettiği bir doğal seleksiyon vardır. Doğada ayakta kalamayanlar yok olur. Bu aynı zamanda kapitalizm’in de vicdânın yerine tesis ettiği bir kendini savunma biçimidir. Güçlülerin ahlâkı pragmatik ahlâktır. “Komşunun malına göz dikmeyeceksin” esâsı ancak komşun da güçlü ise geçerlidir. Şâyet komşun da senin kadar güçlü ise onun malına mülküne göz dikmen hiç uygun olmaz, zîrâ o da senin malına mülküne göz diker. Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olursun.

Büyüklük asâlettedir. Daha çok şeye “sâhip olan” değil, “olan” (kendini gerçekleştiren) kişidir güçlü kişi. Çünkü o şahsiyetini çok sağlam ve muhkem kurmuştur. İzzet-i nefis sâhibi kişi sürüklenmez, yıkılmaz ve sarsılmaz. Para ile sâhip olunamayacak şeylerin barındırır hazînesinde. Kendi varlığının hakîkatine vâkıf olan kişiden daha güçlü kim vardır? Azîzlik izzet sâhibi olmanın adıdır. O varlık adına sırtında iskelet taşımaz, şahsiyet ve buna bağlı olarak mesûliyet taşır. Başı dik ve gönlü pektir. Elindeki, dilindeki, evindeki ağırlıkları atmıştır izzetli insan. İzzet, şerefin en büyük mertebesidir. İnsanı yenilmekten kurtaran; ona şeref, haysiyet ve üstünlük sağlayan en büyük güçtür. Erdemli ve ahlâklı bir hayat inanç sâhibi izzetli bir toplum oluşturduğu gibi fertleri de zilletten korur.

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

1965 Sinop-Türkeli doğumlu. Bütün öğrenim hayatı İstanbul’da geçti. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni bitirdi. Nişantaşı Kız Lisesi, Rotary Anadolu Lisesi ve Kabataş Erkek Lisesi başta olmak üzere çeşitli liselerde öğretmenlik yaptı. Eğitimde kendi buluşu olan “Çaktırmadan Öğretme Metodu”nu (Ç.Ö.M) anlatım ve öğretim meto- du olarak uyguladı ve aldığı olumlu sonuçları eğitimcilerle paylaştı. Din öğretiminde yeni yaklaşımlar ve eğitimin din dili konusunda çalış- malara imza attı. Lise yıllarından itibaren çeşitli dergilerde ürünler ya- yımladı. Özülke dergisini kurdu ve yönetti. Kırknar dergisinin yayın yönetmenliğini yaptı. İkindi Yazıları, Ünlem, Yansıma, Derkenar, Kardelen, Düşçınarı, Kırklar, Lamure, Yedi İklim, Hece, Dergâh, Karabatak, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Varlık, Deve, Çeto gibi dergilerde yazdı. Çeşitli radyo ve televizyonlarda kültür-sanat programları yaptı. Birçok gazetede düşünce, kültür yazıları yazdı. Köşe yazarlığı yaptı. Şifahi kültür alanında “Sokak Sosyolojisi” adıyla isimlendirdiği eser- ler verdi. Edebiyatın şiir, deneme, hikâye, biyografi ve inceleme alan- larında kitaplara imza attı. Seçme şiirleri Farsçaya çevrilip yayımlan- du. “Hu Dönüşü” kitabıyla Türkiye Yazarlar Birliği 2014 Deneme Ödülü’nü, “Yan Tesir” şiir kitabıyla 2017 Eskader şiir Ödülü’nü aldı. En yaygın eserleri: • Kötü Öğretmenin El Kitabı • Kırk Dakika Koridoru • Ahir Zaman İçinde Hadis Hikayeleri
Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak