Dünya kapitalist iştihanın insâfına terk edilmiş durumda. Kapitalizm insan ihtiyaçlarına saygı duymaksızın önünde sürüklediği her şeyi silip süpürüyor. Herkes ve her şey tüketimin bir nesnesi artık. Kelimeler de ister istemez bu tüketim furyasından nasîbini alıyor. Alışveriş bitti, müşteri kaybolup gitti. Varsa yoksa tüketim. Tüketen ile tüketilen arasında bitmeyen mücâdeleye şimdilerde “dostlar alışverişte görsün” dekoru iliştiriliyor.
İnsan, ihtiyaçlarının bir hâsılasıdır. İhtiyaç olmayanı ihtiyaçlar listesine dâhil etmek insanın fıtrat ve hilkatini deforme etmeye yönelik bir saldırı sayılır. Bir kültüre dönüşen tüketim nesnelerin kıymetini değil fiyatlarını önceleyerek değerler hiyerarşisini nesnenin öz kıymetinden bağımsız bir şekilde kurmaya çalışır. Fransız sosyolog Jean Baudrillard’ın dediği gibi çağdaş dünya hedeflediği biçimde tüketim toplumu adıyla yeni bir toplum tipi oluşturma çabasını sürdürmektedir. Nesnelerin fiziksel ihtiyaçları karşılama değil birer gösterge ve statü sembolü olduğu, insan insana ilişkilerin yerini nesnelerle kurulan bağların aldığı modern bir kontrol sistemi oluşmuştur.
Dünya yarım asrı aşkındır üretim merkezli yapılanma dönemini bırakarak tüketim merkezli ihtiyaç ve isteklerin oluşturulmasına dayanan bir toplumsal organizasyona dönüştü. İnsanlık “Ürettiğin kadar varsın” düstûrundan bir anda hızlıca “Tükettiğin kadarsın” mottosuna geçivermiştir. Toplumları yöneten ve yönlendiren üretim değil tüketim kültürüdür artık. Kitle iletişim aygıtları var güçleriyle kitlelere hiç ihtiyaç hissetmediği tüketim nesnelerine karşı arzu ve iştiha pompalamaktan geri durmamışlardır. Erich Fromm’un ifâdesiyle bütün mesele “Sâhip olmak ya da olmak”tır. Fromm bunu şöyle ifade eder:
“Eğer insan yalnızca “sâhip olduğu” şeylerden ibâretse, onları yitirdiğinde kendini de yitirecek, kim olduğunu bilemeyecektir. Böylece yaşamı yanlış kurmanın sonucunda ortaya, yenilmiş, moralsiz, yıkık ve acınacak bir insan çıkar. “Olmak” kavramında ise sâhip olunan şeylerin kaybedileceğinden doğan endîşe ve korku yoktur. Olduğum gibiysem ve kişiliğim “olmak” tarafından belirleniyorsa kimse benden bunu alamaz ve kişiliğimin yıkılması tehlikesi de doğmaz. Odak noktamı ve davranışlarımı yönlendiren güdüleri, kendi içimde bulurum” (Sahip Olmak ya da Olmak-Erich Fromm)
Sâhip olmak arzusu tüketme ile gelişip kişinin bütün şahsiyetini istilâ eder. “Bende var onda yok” övüncü insanın kendine yaptığı yığınakları şahsiyetiyle değiştirme gayretinin netîcesidir. Kendini içe doğru inşâ etmek varken ayağının bastığı ve bedeninin yaslandığı yerde sâhip olduklarını sergilemeye kalkmak bir tür kendini tüketme biçimidir. Zîrâ sâhip oldukların senin değildir. Bir şeyi ömrün muvakkat sürecinde üç-beş günlüğüne elinde bulundurmak o şeyin sâdece nöbetini tutmaktır. İnsan dünyânın ağır kervan yükünü taşıyabilecek güçte yaratılmamıştır. Bu sebeptendir ki hiçbir şeyi giderken yanında götüremez. Çünkü götürecek bir yanı da kalmamıştır.
Tüketim kültürü hem tüketme aşamasında hem de tükettikten sonra kişiyi sahte pâyelerle aldatıp oyalar. Tüketme aşaması gösteriş kültürünü de yanında taşıyan bir güç gösterisidir. Neleri alabildiğini ve daha neleri alabileceğini bu sözüm ona sâhip olma kudreti ile kalabalıklara beyân eder. Tükettikten sonra da yeni sâhip olmalarla neleri elde edebileceğini ispatlamış olmanın kibre bulanmış gurûrunu yaşar. Tükettiği şeyi tükenmez kılmanın yolu hiç zaman kaybetmeden o şeyin bir yenisini elde edip bir başkasına geçmektir. Hiçbir yaşam safhası yoktur ki tüketici insan tüketmekten ayrı düşsün.
Hiçbir şey sonsuzluğa uzanmaz tüketim kültüründe. Sâhip olunan şeyin elde bekleme süresi yenisinin pazara ve pazar iştihasına sunulması müddeti kadardır. Tüketim piyasa ve pazarlaması da her bir şeyi metâlaştırarak hayâtı bütün yönleriyle kullan at, tadına bak at derekesine düşürmüştür. Boş vakit, iyi niyet, dostluk, sevgi, aşk, kanâatler gibi daha pek çok şey tüketimle çalışan zaman değirmeninde öğütülmektedir. Çocukluğu çoğaltmak varken tüketmeyi tercîh ettik. Gençliği ve boş vakti de öyle. Sevmedik, sevgiyi tükettik; dostluk kurmadık, dost biriktirdik. Biriktirdikçe tükettik. Tükettikçe vefâdan ve sadâkatten uzaklaştık. İnsan ne denli elindeki aracı amaç, amacı araçsallaştırdıysa o denli dünyâdaki varlık sebebini unutur hâle geldi.
Bugünün en büyük tükenişi insana ve insanlığa dâir tükeniştir. Tükettikleri altında ezilip enkāza karışan insan sonunda kendi ürettiği silahı kendine sıktığını fark etmiş olsa da bu eşyâ merkezli hayat karşısında savunmasız kalmıştır. Tüketim ve de tükenişe karşı en büyük savunma sistemimizin kanâat olduğunu çok geç fark ettik.
Aydınlık bir gökyüzü, dingin bir yeryüzü için iktisat kelimesini aslına avdet ettirmeye ne çok ihtiyâcımız var!
Eylül 2026, sayfa no: 14-15
Abone Ol
En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!
Mesaj Bırak