Sınav için şu dünyâya gönderilen insan için iki seçenek vardır: Ya Yüce Yaratıcı’ya bağlanıp O’na kul olacak ve bu şekilde gerçek özgürlüğü bulacak; ya da Allah’tan başka şeylerin esîri, kölesi olacak. Nitekim bu husus âyetlerde şöyle açıklanır:
Biz ona eğri ve doğru iki yolu da gösterdik.1 De ki: Gerçek Rabbiniz’dendir. Dileyen inansın, dileyen inkâr etsin.2Şüphesiz ona yol gösterdik; buna kimi şükreder, kimi de nankörlük.3 Hevâ ve hevesini tanrı edinen, bilgisi olduğu halde Allâh'ın şaşırttığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünü perdelediği kimseyi gördün mü?4
Yalnızca Yüce Yaratıcı’ya kullukta gerçek özgürlüğün olduğunu, Mevlânâ bu hakîkati şöyle ifâde eder: "Ben kul oldum, ben kul oldum. Ben zayıf bir kul olduğumu ve kulluğumun gereğini ifâde edemediğim için utanıp başımı önüme eğdim. Her köle âzâd edilince sevinir. İlâhî, bense Sana kul/köle olduğum için seviniyorum."5
Demek ki özgürlük, sınırsız ve sorumsuz bir hayatın adamı olmak değildir. Bu yüzden ölçüsüzlük demek olan israf, eşyâyı yerli yerine koymamak demek olan zulüm yasaklanmış; kıvâmında bir hayâtın adamı olmak, dengeli, mûtedil ve adâletli olmak emredilmiştir. Âyetlerde sâdece ekonomik harcamalarda ölçüsüzlük israf olarak sınırlandırılmamıştır. Bunun yanında kural tanımamazlık, adâlet ve hakkāniyet sınırlarını aşmak da israf olarak nitelendirilmiştir: Kendilerini uyaran dâvetçileri tehdit edenlere dâvetçiler şöyle cevap vermişlerdir: Hayır; siz, aşırı giden müsrif bir toplumsunuz.6Yine âyette, Allâh’ın yasası kısas ve diyet uygulamalarında haddi aşıp ölçüsüz davrananlar, isrâf etmeyin7 diye uyarılmışlardır. Elbette harcamalarda ölçüsüz davranmak da israf ve savurganlık olarak tanımlanmıştır ki müslüman bunların hepsinden sakınan kimsedir: Yakınına, düşküne, yolcuya hakkını ver; elindekileri saçıp savurma. Saçıp savuranlar, şüphesiz şeytanlarla kardeş olmuş olurlar; şeytan ise Rabbine karşı pek nankördür.8 Onlar, infâk ettikleri zaman ne isrâf ederler ne de cimrilik, ikisi arasında orta bir yol tutarlar.9
Bazılarının iddia ettiği gibi Yüce Allâh’a kul olmak, insanın özgürlüğünü tümüyle sınırlayan, hayâtı yaşanamaz kılan bir şey değildir. Tam tersine insanın hayâta geliş gāyesine uygun olarak hayâtı anlamlandıran şeydir. Zîrâ Yüce Allah, insanın yapamayacağı şeyleri ona yüklememiş, onun için hep kolaylıklar dilemiştir: Allah kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükler.10 Allah kimseye, verdiği rızkı aşan bir yük yüklemez. Allah, güçlükten sonra kolaylık verir.11 Allah size kolaylık ister, zorluk istemez.12 Allah uğrunda gereği gibi cihâd edin. O, sizi seçmiş, babanız İbrâhim'in yolu olan dinde sizin için bir zorluk kılmamıştır.13 Allâh’a kulluk, O’na bağlanmak, bir anlamda O’nun adamı olmaktır.
Yüce Yaratıcı’ya kul olmak, O’nun karşısında kişinin haddini bilmesi, acziyetini fark edip O’na muhtaçlığını ortaya koymasıdır. Zîrâ kul ne kadar donanımlı, vâriyetli olursa olsun, âciz bir varlıktır. Gücü sınırlıdır, imkânları sınırlıdır, ömrü sınırlıdır. İşte bu acziyetin itirâfı içerisinde kulluk, Yüce Rabb’e sığınmak, O’nu yardıma çağırmaktır. Onun için kibir, mü’mine yakışmaz. Mü’min kibir ve gurûrunu günlük defalarca tekrâr ettiği tekbirle kırar, dizginler. Ezanda, kāmette, namazlarda, namaz sonrasındaki tesbîhatta günlük olarak beş yüze yakın kere tekrarladığımız Allâhü Ekber lafzıyla Yüce Allâh’ın gerçek anlamda büyük/el-Mütekebbir oluşu haykırılırken, kul olarak insanın sınırları çizilir, kibir ve gurûra kapılması önlenir. Zâten dilin getirdiği tekbîr, nefsin kibrini kıramıyorsa, müstekbirlerin istikbârına son vermiyorsa amacına ulaşmamış demektir.
Günde bu kadar tekbîrin tekrarlanması, insanın her an kibre kapılabileceği ve kulluktan kopup uzaklaşabileceğini de bize hatırlatır. Nitekim İblis, Yüce Allâh’ın varlığını bildiği ve hattâ O’ndan korktuğu halde kibrine yenilip O’na karşı gelmiş ve kovulanlardan olmuştur: Şeytan onlara işlediklerini güzel gösterdi ve «Bugün insanlardan sizi yenecek kimse yoktur; doğrusu ben de size yardımcıyım» dedi. İki ordu karşılaşınca da geri dönüp, «Benim sizinle ilgim yok; doğrusu sizin görmediğinizi ben görüyorum ve şüphesiz Allah'tan korkuyorum, Allâh'ın azâbı şiddetlidir» dedi.14İkiyüzlü münâfıkların durumu insana: «İnkâr et!» deyip, insan da inkâr edince: «Doğrusu ben senden uzağım; ben âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım» diyen şeytanın durumu gibidir.15 İblis ise secdeden kaçındı, büyüklük tasladı ve inkâr edenlerden oldu.16
İnsanın değer ölçüsü kulluktur!
İnsanı Allah katında değerli kılan Allâh’a kulluğudur: De ki: İbâdetiniz/kulluğunuz/duānız/Allâh’a dâvetiniz olmasa Rabbim size ne diye değer versin?17 Kulluk insan için büyük bir şereftir. Onun için şehâdet kelimesinde Peygamberimiz’in önce kul oluşu, ardından Allâh’ın Rasûlü oluşu zikredilir. Ve eşhedü enne muhammeden abdühü ve rasûlüh/ Ben şehâdet ederim ki Hz. Muhammed Allâh’ın kulu ve rasûlüdür. Onun büyük İsrâ mûcizesi anlatılırken de kul oluşuna özellikle vurgu yapılır: Kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan, kendisine bir kısım âyetlerimizi göstermek için, çevresini mübârek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allâh'ın şânı yücedir. Doğrusu O, işitir ve görür.18Hz. Peygamber’in Allâh’ın kulu oluşuna vurgu yapılması, Hristiyanlar gibi peygamberi ilahlaştıranlara bir cevaptır. Yine bu Onun tüm insanlık için örnek kul oluşunu ifâde etmektedir. Yāni ey insanlık, işte kul olarak örnek alacağınız en güzel kul Hz. Muhammed aleyhisselâm. Siz de onun gibi kul olun. Peygamberimiz de hadîslerinde kendisinin kul olduğunu özellikle vurgulamış ve insanüstü bir varlık olmadığını belirtmiştir: Ayakları şişinceye kadar namaz kıldığı için "Geçmiş ve gelecek günahların bağışlandığı hâlde niçin bu kadar yoruluyorsun?" diye soran Hz. Âişe'ye: “Efelâ ekûnü abden şekûrâ/Allâh’a çok şükreden bir kul olmayayım mı?” diye cevap vermiştir.19
Yüce Allâh’a kul olmak, insanın hayrınadır. Zîrâ Yüce Yaratıcı, onun iki dünyâda da mutlu ve huzurlu olabilmesi için esaslar koymuştur. Bunlara uymak insanın lehinedir ve insanın bunlara uymaya ihtiyâcı vardır. Yoksa Yüce Allâh’ın insanların yapacağı kulluk ve ibâdete ihtiyâcı yoktur: Ey insanlar! Siz Allâh’a muhtaçsınız, Allah ise müstağnîdir, övülmeye lâyık olandır.20
Yüce Allâh’a kullukta asıl olan, O’nun Ma’bud bi hak olması yāni kulluk edilmeye lâyık olmasıdır. Zâten ihlâs, içtenlik ve samîmiyetle O’na bağlı olmak ve bu bağlılığını O’nun emirlerini tutup yasaklarından kaçınarak isbât etmektir. Nitekim bu konuda Hz. Ali (kv) şöyle der: “Sevap elde etmek için Allâh’a kulluk, tâcirlerin ibâdetidir. Korkudan dolayı kulluk, kölelerin ibâdetidir. Allâh’a şükretmek için kulluk ise, işte asıl hürlerin ibâdeti budur.”21
Kulluk iddiadan ibâret değildir!
Yüce Allâh’a kul olmak kuru bir iddiadan ibâret değildir. Önemli ve gerekli olan kulluğun gereklerini yerine getirebilmektir. Onun için Hayat Düstûrumuz Kur’ân inandık demekle işin bitmeyeceğini, asıl işin ondan sonra başlayacağını açıklar: And olsun, Biz kendilerinden öncekileri de denemişken, insanlar, «İnandık» deyince, denenmeden bırakılacaklarını mı sanırlar? Allah elbette doğruları ortaya koyacak ve elbette yalancıları da ortaya çıkaracaktır.22
Pek çok âyette îmandan hemen sonra sâlih amel vurgusu yapılarak kulluğun göstergesi olan sâlih amelin önemine dikkat çekilir: İnanıp yararlı işler yapan kimseler cennetlik olanlardır, onlar da orada temellidirler.23 İnanıp yararlı işler işleyenlerin, namaz kılıp zekât verenlerin Rab'ları katında ecirleri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.24
Onun için âyet, kulluğun hakkını veren gerçek mü’minlerden olmamızı ister: İnananlar ancak o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalpleri titrer, âyetleri okunduğu zaman bu onların îmanlarını artırır. Ve Rablerine güvenirler; namazı gereği gibi kılarlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan yerli yerince sarf ederler. İşte gerçekten inanmış olanlar bunlardır. Onlara Rablerinin katında mertebeler, mağfiret ve cömertçe verilmiş rızıklar vardır.25
O halde kimin adamı olduğumuzu, kime hizmet ettiğimizi, kimin için yaşadığımızı test ederek kulluğumuzu gözden geçirelim. Gerçek özgürlüğün Yüce Yaratıcı’ya kul olmaktan geçtiğini unutmayalım. Allâh’a kulluğun kuru bir iddiadan ibâret olmadığının bilincinde O’na yaraşır kullar olmaya gayret edelim. Sonuçta O’nun kullarım dediği bahtiyarlardan olalım. Kul olalım öyleyse.
Dipnotlar:
1 Beled 90/10.
2 Kehf 18/29.
3 İnsan 76/3.
4 Câsiye 45/23.
5 Tahirü’l-Mevlevî, Mesnevî Şerhi, I, 41.
6 Yâsîn 36/19.
7 İsrâ 17/33.
8 İsrâ 17/26-27.
9 Furkân 25/67.
10 Bakara 2/286
11 Talak 65/7.
12 Bakara 2/185.
13 Hac 22/78.
14 Enfâl 8/48.
15 Haşr 59/16.
16 Bakara 2/34.
17 Furkân 25/77.
18 İsrâ 17/1.
19 Buhârî, Tefsîr, Fetih 2; Müslim, Münâfikîn 81.
20 Fâtır 35/15.
21 Gölpınarlı, Mesnevî ve Şerhi, I, 46-47.
22 Ankebût 29/2-3.
23 Bakara 2/82.
24 Bakara 2/277.
25 Enfâl 8/3-4.
Eylül 2026, sayfa no: 6-7-8-9
Abone Ol
En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!
Mesaj Bırak