Ara

Gençlerde Şahsiyetin Karakterleşmesi

Gençlerde Şahsiyetin Karakterleşmesi

İnsan et, kemik ve kandan ibâret olsaydı ona yol çizmek, yön belirlemek gibi bir gayret içerisine girmeyecektik. Canlılık fonksiyonlarını yerine getirdiği sürece hiçbir insan başkaca bir görev ve de sorumluluk hissine kapılmayacaktı, çünkü his olmayacaktı. İnsan, cevheri içinde saklı olarak yaratıldı. Derûnu ve derinliği olan bir varlığın sırtında ve omuzlarında taşıdığı gövdesi de sâdece bir emânetti. Bu sır sanki “Makber” şairi Abdülhak Hamit Tarhan’ın şu beytinde saklanmış gibidir: “Bu taş cebînime benzer ki ayn-ı makberdir/Dışı sükûn ile zāhir, derûnu mahşerdir.” Dışı ile tanıyıp tanış olur insan. Şahsiyetin cephesi şahsın hal, hareket ve fiilleridir. Nâdiren de olsa insanı vechesinden seyredebilirsiniz. Yüz bedenin mâruz kaldığı saldırılardan en az etkilenendir. Beden yüzeyinde kalbe en çok benzeyen organ ise kalptir. İkisinin de kiri gizlidir. İnsanın “Zübde-i âlem” (Âlemin özü) oluşu kalbi, çehresi, vechesi, nâsiyesi ve gözlerinde tebellür eder. Şahsiyet kişiliğin imzāsı ve kişinin kendi olmaktan neşet eden ağırlığıdır. Modern dünyâ küresel fesat düzeniyle nasıl her bir şeyi başka bir şeye eşitleyip alâmet-i fârikasını sıfırlamışsa insanı yekdiğerinden ayıran şahsiyet denilen cevheri de yok edip yerine “herkesleşme” diye bir harc-ı âlem yığın ikāme etmiştir. 

İnsan, bedeninin dilini çözerek onun esâretinden ergenliğe geçişle kurtulur. Beden coğrafyasında olup bitenlerin farkındadır artık. İnsan beden ve ruh diye iki şeyden müteşekkil değildir. Ruh bedene beden de rûha muhtaçtır. Etle kemik gibi birbirini tamamlarlar. Bedenle rûhun çatışması rûhun topallamasına sebep olur. Tabiatta hiçbir şey boşlukta salınmaz; ruh da bedene yaslanır. Kişiliğin temelleri çocukluk çağında atılır. Pedagog ve psikanalistler bunu 7 yaş olarak belirlemişlerdir. Çocuk ilk 7 yaşında nasıl temellendirilmişse 70 yaşında da onun izleri görülür. Ergenlik yaşı ile berâber soyut düşünme ve tek başına hareket edebilme yetenekleri gelişir. Anne babadan bağımsız düşünüp hareket etme tavrı özgürlüğün en belirgin göstergesidir. Aslında bu süreçler kurulmaya hazır bir şahsiyetin de başlangıcıdır. Bu dönemde gençler kim olduklarını, nereden geldiklerini ve nereye gidiyor olduklarını sorgulamaya başlarlar. İç konuşmalara dayalı bu sorgulamalar bedenin sinyalleri ile rûhun çağrısı arasında bir uzlaşma sağlar. Şâyet bu uzlaşma temin edilmezse bedenin sinyalleri gençleri hızla sorgulamasız bir dünyânın girdâbına çeker. Geçici olanın haz ve hızı, sonsuz olanın huzur ve sekînetine baskın gelir. Bu arada haz ve hıza tekābül eden çağdaş portreler bir resmi geçit gibi dikkatlere servis edilir.

Lise sıraları ergenlikle gençlik yıllarının, sakarlıkla tecrübesizliğin iç içe geçtiği yıllardır. Kıskançlık, haset, çekememezlik, bencillik gibi kişiliği yıpratan özelliklerin akran zorbalığıyla şiddete evrildiği bu dönemde dış uyarıcıların gençler üzerinde âile ve okuldan daha tesirli olduğu göz ardı edilmemelidir. İlkokul ve ortaokul süreçleri öğrenci üzerinde ebeveyn-öğretmen çatışmasının henüz belirginlik kazanmadığı yaşlardır. Bu yaşlarda kişiliği oluşturacak dinamiklerin tahrîp edilmesine müsâade edilmemeli ve fıtratın muhâfazası için çaba gösterilmelidir. Bunun yolu didaktik yöntemler değil örnek modeller, iz bırakan şahsiyetler ve idollerdir. Öğrenci bu çağlarda kendisi olmak yerine çok daha kolay kopya edilecek bir başkası olmaya çalışır. Sâdece ayaklarının bastığı yeri değil, âilesini şekillendiren kültürü ve millî umdeleri de çok iyi kavraması gerekir. Şahsiyet denilen şey sâdece doğuştan getirilip âileden alınan şeylerden ibâret değildir, aynı zamanda yaşadığı toplumun inanç değerlerine ayrıksı yaşamamakla ilgili meziyetler bütünüdür. 

Şahsiyet karakterleşip mizâca dönüştüğünde kaya gibi yerinden oynatılmaz olur. İnancın da ahlâkın da sigortası odur artık. Yakın târihimiz nesiller arası kopukluk örnekleriyle doludur. Üç nesil anne-kız-torun ortak bir nazarda birleşemiyorsa gözle görülür biçimde bir değerler aşınması var demektir. Baba ile oğulun, dede ile torunun arasını açan nedir? Kaybettiğimiz şeylerin değerden düşmesidir belki de. Geleneğin eki kopmuş, tespihin ipi gevşemiş, imâmesi yuvarlanıp kaybolmuştur. Ana dilin kavrama kolu kırılmıştır. Pozitivist dünyânın ideoloji ve öğretileri din hâline gelmiş, ortalık plastikten, çinkodan, metalden tanrılarla dolmuştur. Gençleri doğru çizgi ve hizâda tutacak şirâze kaybolduğundan bu ayarsız fırtına karşısında ayakta durmakta bile zorlanıyorlar. Savruldukları yeri kelimelerinin ana yurdu sanıyorlar. 14-18 yaş aynı zamanda dînî şüphe ve çatışmaların yoğun yaşandığı bir dönemdir. Şahsiyetin inşâsında asıl olan şüphe ve tereddütleri yok saymak değil onların rahatça dillendirilmesini sağlamaktır. Tereddüt ve şüphenin kemikleşmesi gelgitlerle bir tür şahsiyetin kaypaklaşması demektir.

Eğitimin gāyesi bilgi transferi ve nakilcilik değil insan inşâ etmektir. Nurettin Topçu’nun yüksek bir bilinçle ifâde ettiği gibi: “Şüphesiz, rûhumuzun bütün bölümlerini işleyip değerlendirecek olan büyük bir maāriftir. Maārif, yalnız mekteplerde okutmak ve okuyanlara birtakım bilgiler vermek değildir. O, bir milletin bütün hâlinde, düşünme ve yaratıcılık sahasında seferber edilmesidir. Başka bir deyimle maārif, bir cemiyetin düşünüş tarzının, kültürünün ve ideallerinin cihazlanmasıdır.” (Topçu, “Türkiye’nin Maarif Davası” 1997, s.78)

Bugün toplum olarak şahsiyet sorunumuz varsa bunun sebebi eğitilmezlik değil sorumluluk mevkiindeki kişilerin yeterince bu konuda gayret göstermemeleridir. Buna üzerine eğilmeme de diyebilirsiniz. Şahsiyet dışarıdan monte edilen bir şey değil kuşkusuz. Var olanın dimağa yayılmasıdır.

 Mart 2026, sayfa no: 14-15

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

1965 Sinop-Türkeli doğumlu. Bütün öğrenim hayatı İstanbul’da geçti. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni bitirdi. Nişantaşı Kız Lisesi, Rotary Anadolu Lisesi ve Kabataş Erkek Lisesi başta olmak üzere çeşitli liselerde öğretmenlik yaptı. Eğitimde kendi buluşu olan “Çaktırmadan Öğretme Metodu”nu (Ç.Ö.M) anlatım ve öğretim meto- du olarak uyguladı ve aldığı olumlu sonuçları eğitimcilerle paylaştı. Din öğretiminde yeni yaklaşımlar ve eğitimin din dili konusunda çalış- malara imza attı. Lise yıllarından itibaren çeşitli dergilerde ürünler ya- yımladı. Özülke dergisini kurdu ve yönetti. Kırknar dergisinin yayın yönetmenliğini yaptı. İkindi Yazıları, Ünlem, Yansıma, Derkenar, Kardelen, Düşçınarı, Kırklar, Lamure, Yedi İklim, Hece, Dergâh, Karabatak, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Varlık, Deve, Çeto gibi dergilerde yazdı. Çeşitli radyo ve televizyonlarda kültür-sanat programları yaptı. Birçok gazetede düşünce, kültür yazıları yazdı. Köşe yazarlığı yaptı. Şifahi kültür alanında “Sokak Sosyolojisi” adıyla isimlendirdiği eser- ler verdi. Edebiyatın şiir, deneme, hikâye, biyografi ve inceleme alan- larında kitaplara imza attı. Seçme şiirleri Farsçaya çevrilip yayımlan- du. “Hu Dönüşü” kitabıyla Türkiye Yazarlar Birliği 2014 Deneme Ödülü’nü, “Yan Tesir” şiir kitabıyla 2017 Eskader şiir Ödülü’nü aldı. En yaygın eserleri: • Kötü Öğretmenin El Kitabı • Kırk Dakika Koridoru • Ahir Zaman İçinde Hadis Hikayeleri
Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak