Ara

Geçmişten Geleceğe Kanat Çırpan Çizgiler

Geçmişten Geleceğe Kanat Çırpan Çizgiler

Gözleri ve gönülleri her mevsim başka bir rengiyle cezbeden tabiat, sanatkârın her dönemde ilhâm kaynağı olmuştur. Kusursuz güzelliğin sâhibine ve vücûda getirdiği her zerreye hayrân olan sanatkâr; dokunduğu her yere, halıdan elbiseye, okuduğu kitaptan mîmârîye kâinâtın izlerini nakşetmiştir. Câmi duvarlarında çinilerin o görkemli mavisiyle baharı açtıran çiçekler, avludaki çeşmede mermer üzerinde aynı heyecanla, âb-ı hayat suyunu yudumlayan çocuklara gülümser. Hazirede bir mezar taşı kitâbesinde bereketi hatırlatan incir, armut, elma dolu meyve tabakları, servi ağaçları, Mushaf yapraklarında gonca güller, lâleler tabiatın rengini ulaşılan her yere taşımak içindir.

Zâten baharı, güzü, yazı ile her mevsim bir türlü dile gelen tabiat, etekleri yerde sürünen yeşil kaftanları, renk renk boyanmış çayırları, dağları, tepeleri, kırık mısrâlar gibi savrulan kelebekleri, kuşları, böcekleri, hattâ yağışları esişleri, huşûnet ve silleleri, hulâsa kâfile kâfile cilve ve nazlarıyla, hep bu geciken yâhut hiç gelmeyen tezkirelerden parçalar okumakta olan birer elçiden başka bir şey midir?1

Geleneksel Türk sanatlarının her alanında çiçek, ağaç ve meyve motiflerinin yanında hayvan tasvirlerine de sıklıkla rastlanmaktadır. Özellikle kuşlar; renkleri, farklı türleri ve taşıdığı sembolik anlamlarından dolayı en çok tercîh edilen hayvan olmuştur. Bahar ile serpilen söğüt ağaçlarını mesken tutmuş serçeler, muhabbetiyle gül goncalarının etrâfında semâ eden bülbüller, dalgaların üzerinde yakamozlarla hemhâl olan kar beyazı martılar ve daha pek çok kuş, mücevher gibi incelikle işlenerek yazma eserlerde, levhalarda ve çinilerde kanat çırpmaya devâm etmiştir. 

Minyatür, katı’, cilt, çini ve taş işçiliği ile yazma eserlerde ve mîmârîde dönemlerinin özelliklerini yansıtan çeşitli kuş tasvirleri yer almaktadır. 

Orta Asya göçebe kültürünün sonucu olarak ortaya çıkan hayvan tasvirleri, kuş figürlerinin kaynağını oluşturmuştur. İçerdikleri sembolik anlamlardan dolayı sanat eserlerinde oldukça fazla kullanıldıkları, yapılan kazı çalışmalarından anlaşılmaktadır. Yerleşik hayâta geçen Türklerin sanat eserlerinde de aynı sembolik anlamlarda kullanılmıştır. Hattâ İslâmiyet’in kabûlünden sonra da Türk devletlerinde özellikle taş, maden, çini, halı, tezhip ve minyatür gibi sanat dallarında varlığını sürdürmüştür.

Dede Korkut eserlerinde kuşlar ve kuş sembolizmi ile ilgili pek çok bilgi yer almaktadır. Tavuk, güvercin, kuğu, keklik, ördek, kaz, şahin, doğan gibi çeşitli kuşların özellikleri ve hangi anlamlara geldiklerini, metinlerde sembolizmini bunlarla ilgili metinlerden bulabiliyoruz. Dede Korkut hikâyelerinde şahin, atmaca ve doğan gibi kuşlar avlanan/avcı kuşlar olarak geçer. Deli Dumrul hikâyesinde Azrâîl, bir yabanî güvercin olur. Burada güvercin ölümün sembolüdür. Kuğular bereket ve refah sembolü kuşlardır. Turnalar yardımseverdir. Kartal Oğuz Alplerine benzetilir. Serçenin ise muhabbet dostu, felâkete düşenlerin yardımcısı sayıldığı hikâyelerde geçmektedir.2

Özellikle kartal, Türk mitolojisinde hükümdarlığı ifâde etmektedir. Bozkır topraklarında yaşayan Türkler; dînî inançları ve yaşadıkları coğrafyanın etkisi ile hayvan üslûbunun uygulandığı önemli mîmârî eserler bırakmışlardır. Kuş figürü saray, kale, medrese, mezar, türbe ve câmi gibi yapıtlarda alçı, taş ve çini üzerine uygulanmıştır. Türk toplumları, sembol olarak daha ziyâde avcı kuşlara meyletmişlerdi.

Türklerin millî simgelerinden olan kartalın güç ve kuvvetle ilgili simgesel anlamları İslâmiyet’ten sonra da devâm etmiş, hattâ kartal figürü zaman zaman arma olarak da kullanılmıştır. Söz konusu yırtıcı kuş birçok sanat dalında ve mîmârî eserler üzerinde kabartma olarak yaygın bir biçimde kullanılmıştır.3

Özellikle çift başlı kartal figürü çok sevilmiş ve eserlerde sıklıkla kullanılmıştır. Özellikle Anadolu Selçukluları döneminde sikkeler, seramik ve çini eserlerle taş ve madenî süslemeler üzerinde çift başlı kartal motifi incelikle işlenmiştir. Bazen “es-sultân” ibaresiyle birlikte kullanılan, kanatları ve pençeleri iki yana açılmış çift başlı kartal, hâkimiyetin sembolü olarak görülmüştür.4

Evlerin ve sarayların süsü olan bir diğer kuş ise doğandır. Hakan ve yiğitlerin sembolü olan doğan, Türklerde daha çok avcılıkta kullanılır. Tuğrul, çağrı, sungur, şahin, laçin gibi doğan isimleri, insanlara öz ad olarak da verilmiştir.5

Kuğu ve kaz gibi bâzı kuşlar Orta Asya’da ve Çin’de çok eski çağlardan beri kutsal sayılırdı. Bıldırcın yiğitliğin; sülün güzellik ve iyi şansın; saksağan iyi haberin; turna ölümsüzlüğün ve uzun hayâtın; ördek, mutluluk ve refâhın; tavus güzellik, itibar ve şerefin; güvercin uzun hayâtın; kaz ise evliliğin ve başarının simgesi olmuştur. Kaz ve kuğu gibi kuşlar Türkler’de ayrıca kut ve beylik timsâli olmuştur.6

Tabiattan ilhâmla tasvîr edilen kuşların yanında sîmurg-zümrüd-ü anka gibi efsânevî kuşlar da eserlerimizde oldukça fazla kullanılmıştır. Efsâneye göre anka her kuştan bir özellik almıştır. Otuz kuşun özelliğini taşıdığı için sîmurg adını alan bu kuşun Kafdağı’nın tepesinde direkleri abanoz, sandal ve öd ağacından yapılmış köşk benzeri bir yuvada yaşadığına inanılır. Anka’nın cüssesi çok iri olup, o uçtuğu zaman hava kararır ve yağmuru mercan olan bir buluta benzer. Çok parlaktır, bakan gözler kamaşır, ayrıca insanlar gibi düşünür ve konuşur. Çok geniş bilgi ve hünerlere sâhiptir; kendisine başvuran hükümdar ve kahramanlara akıl hocalığı yapar. Tüyleriyle sıvazlayıp yaraları iyileştirir.7

Çini, minyatür ve katı’ sanatında farklı örneklerinin bulunduğu sîmurg motifi Surnâme adlı eserde de kullanılmıştır. Çeşitli düğün minyatürlerinin yer aldığı eserde, Sultan III. Murad’ın şehzâdesi Mehmed için 1582 târihinde tertîb ettiği sünnet düğününe âit bir sahnede yer almaktadır. Minyatürde, at meydanında insanların hayran bakışları arasında uçuşan sîmurg şeklinde büyük bir uçurtma yer almaktadır. Resmedilen bu sahne, hünerli ellerde renkli kâğıtlardan yapılan uçurtma ile katı’ sanatında gelinen noktayı ve sîmurg motifinin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.

Ecdâdımız, eserlerine ilhâm olan kuşlar için, mîmârî yapılarda ince ruhlarının tezâhürü saraylar köşkler inşâ etmiş ve onları incelikle bezemiştir. Osmanlı mîmârîsinde 16. yüzyıldan itibâren örneklerine rastlanan sıva, ahşap, tuğla veya taştan işlenmiş kuş evleri çoğunlukla câmi, medrese, han ve türbelerde görülmekle birlikte sivil mîmârîde de uygulama alanı bulmuştur. Yapıların kuzey rüzgârı almayan cephelerine ve kuşların düşmanlarının ulaşamayacağı yüksekliklere, güneşten ve yağıştan korunmaları için inşâ edilmiştir.8

Ayrıca Osmanlı döneminde baharın ve bolluğun müjdecisi leyleklerin bakımı için de vakıf kurulmuştur. Yaşlı, göç esnâsında sakatlanan, kanadı ve bacağı kırılan hayvanlar Vakf-ı Gurebâ-ı Laklakan adındaki Garip Leylekler vakfında bakıma alınırdı. 

Medeniyetimizin izlerini üzerinde taşıyan; gülüyle, bahar dalıyla, bülbül ve kartalıyla hülâsa tabiatın diliyle konuşan her eser, geçmişten günümüze selâm getirir. Gözleri gönülleri şenlendirirken, yeni eserlere de ilhâm oluverir. 

Dipnotlar:

1 Sâmiha Ayverdi, Yusufçuk, Kubbealtı neşriyatı, İstanbul 2016, s.153.

2 Oya Kızıldağ Atilla, Minyatür Sanatındaki Hayvan Figürlerinin Sembolik ifadeleri, Sanat Tasarım Dergisi, 2011, S.2, s.35-44.

3 Yaşar Çoruhlu, Türk Mitolojisinin Anahatları, Kabalcı Yayınevi, İstanbul 2017, s.203

4 Selçuk Mülayim, İslam Ansiklopedisi, Arma maddesi, İstanbul 1991, c.11, s. 382.

5 Bahaeddin Ögel; Türk Mitolojisi (Kaynakları ve Açıklamaları ile Destanlar) II. Cilt, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1995, s.127.

6 Yaşar Çoruhlu, 2002, s.152-153.

7 Sargon Erdem, TDV İslam Ansiklopedisi, anka maddesi. İstanbul 1991, c.3, s. 198.

8 Şebnem Eryavuz, İslam Ansiklopedisi, kuşevi maddesi. Ankara 2002, c.26, s.472.

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak