Ara

Gazze Yolunda Hindistan Notları – 2

Gazze Yolunda Hindistan Notları – 2

Hindistan’da Bayram Sabahı

Bayram sabahı erkenden uyandık. Hepimizin içinde tatlı bir heyecan vardı. Hazırlıklarımızı tamamladıktan sonra Verenel ekibi olarak otelin lobisinde buluştuk ve kurban kesimlerinin gerçekleştirileceği tesise doğru hareket ettik.

Tesise vardığımızda son kontrollerimizi yaptık. Herkes görev yerini aldı. Kimi kamera hazırlıklarını tamamlıyor, kimi kayıt sistemlerini kontrol ediyor, kimi de kesim alanındaki son düzenlemeleri gözden geçiriyordu. Artık beklenen an gelmişti. 

Mehmet Emin Hocamın yaptığı duanın ardından tekbirlerle ilk kurbanımızı kesmeye başladık. O an, binlerce kilometre ötede olsak da gönlümüz Gazze’deydi. Kesilen her kurban, abluka altında yaşam mücadelesi veren kardeşlerimize uzanan bir emanetin yerine ulaştırılması demekti. 

Bu süreç boyunca yapılan bütün kesimler titizlikle kayıt altına alındı. Kamu yararına çalışan dernek statüsündeki Verenel Derneğimiz, kurulduğu ilk günden bu yana emanet bilinciyle hareket ediyor; gerçekleştirilen tüm faaliyetlerin görüntü ve videolarını mümkün olan en kısa sürede bağışçılarımıza ulaştırıyor. Bu, dışarıdan bakıldığında kolay gibi görünse de büyük bir dikkat, disiplin ve ciddi bir ekip çalışması gerektiriyor. 

İlk günkü kesimleri gece yarısına doğru tamamladık. Saatler süren yoğun temponun ardından hepimiz ciddi bir efor sarf etmiştik. Buna rağmen ekipten tek bir şikâyet sesi bile yükselmiyordu. Herkes yaptığı işin kıymetini biliyor, Gazze’deki kardeşlerimize ulaşacak her kurban emanetinin mânevî sorumluluğunu yüreğinde hissediyordu.

Günün sonunda kısa bir değerlendirme toplantısı yaparak otele döndük. Ancak mesaimiz henüz bitmemişti. Gün boyunca çektiğimiz video ve fotoğrafları tasnif edip derneğimizin genel merkezine ulaştırdık. Bağışçılarımızın emanetlerinin yerine ulaştığını en kısa sürede görebilmeleri için bu sürecin de aynı özenle yürütülmesi gerekiyordu. 

Bütün işlerimizi tamamladığımızda saatler sabaha karşı dördü gösteriyordu. Önümüzde sadece yaklaşık bir saatlik dinlenme vakti vardı. Kısa bir uykunun ardından yeniden ayağa kalkacak, ikinci günün kurban organizasyonu için aynı heyecan ve gayretle çalışmalarımıza devam edecektik. 

İkinci gün de ilk günü aratmayacak bir tempoda geçti. Sabahın erken saatlerinden itibaren kesimler aralıksız devam etti. Herkes görevini büyük bir titizlikle yerine getiriyor, yorulmaya fırsat bulamadan bir sonraki işe koşuyordu. Şükürler olsun ki bütün kesimler herhangi bir aksaklık yaşanmadan tamamlandı. 

Gazze için yürüttüğümüz kurban organizasyonu, bayramın üçüncü günü saat 10.30 sularında nihayete erdi. Son kurban kesildiğinde hissettiğimiz duygu ise beklediğimizden çok farklıydı. Hepimizin üzerine tarif edilmesi güç bir hüzün çökmüştü. Çünkü bir an önce bitsin diye çalıştığımız bu organizasyonun sona ermesini aslında hiç istemiyorduk. İçimizden, “Keşke daha fazla bağış olsaydı da Gazze’deki kardeşlerimiz için daha fazla kurban kesebilseydik.” diye geçiriyorduk.

Kurbanlar tamamlanmıştı ama dualarımız bitmemişti. Gazze’nin bir an önce huzura kavuşması, zulmün sona ermesi ve mazlum kardeşlerimizin selamete erişmesi için hep birlikte dua ettik. Ardından kullandığımız ekipmanları toparlayıp gerekli organizasyonları tamamladıktan sonra otelimize döndük. 

Bugün artık biraz nefes alma fırsatımız vardı. Cuma namazını Hintli Müslüman kardeşlerimizle birlikte eda etmek istiyorduk. Hazırlıklarımızı tamamlayıp namazdan yaklaşık yarım saat önce otelin lobisinde buluştuk. Fakat hesap etmediğimiz bir durumla karşılaştık. Ne taksi bulabiliyorduk ne de her zaman kolayca bulduğumuz tuktuklardan birine rastlayabiliyorduk. Bir süre bekleyip farklı yollar denememize rağmen maalesef camiye yetişemedik. 

Cuma namazına yetişmemenin burukluğunu yaşasak da kendi aramızda kısa bir istişare yaptık. Öğlenden sonrayı değerlendirmeye karar verdik. Bir süre dinlendikten sonra saat 16:00 sularında otelin lobisinde buluştuk ve iki adet tuktuk kiralayarak Aligarh Muslim University’ye doğru yola çıktık. 

Üniversitenin ana kapısından içeri adımımızı atar atmaz adeta başka bir dünyaya geçmiş gibiydik. Şehrin bunaltıcı sıcağına, keşmekeşine ve gürültüsüne alışmış gözlerimiz, burada bambaşka bir manzarayla karşılaştı. Havası daha ferah, atmosferi daha sakindi. Uzun ve ağaçlarla çevrili yolu takip ederek kampüsün içine doğru yürümeye başladık. Yol boyunca, dönemin mimarisini yansıtan, yılların izini taşıyan eski binalar dikkatimizi çekiyordu. Kampüsün tamamında tarih ile ilmin iç içe geçtiği kendine has bir ruh hissediliyordu. 

Bir süre yürüdükten sonra Abdülkadir Hocamın dikkati kendi aralarında sohbet eden bir grup üniversite öğrencisine takıldı. Yanlarına gidip selam verdi. Selamın bereketiyle kısa sürede samimi bir sohbet başladı. Tanıştığımız gençlerden biri olan Ahmed Sadique, üniversitenin Sosyoloji Bölümü’nde eğitim gördüğünü söyledi. Türk olduğumuzu öğrenince büyük bir sevinç yaşadı ve kampüsü bize gezdirmek istedi. 

Ahmed’in son derece mütevazı ve temiz bir siması vardı. Daha ilk dakikalarda hepimizin gönlünde ayrı bir yer edindi. Onun rehberliğinde kampüsü gezdikten sonra üniversite camisinde ikindi namazını eda ettik.

Namazın ardından cami avlusunda birçok Müslüman kardeşimizle tanışma fırsatı bulduk. Türkiye’den geldiğimizi öğrenenler büyük bir muhabbet gösteriyor, hatıra fotoğrafı çektirmek istiyorlardı. Bir ara kendi aramızda gülerek, “Herhâlde bizi meşhur birilerine benzettiler.” diye espri yaptığımızı hatırlıyorum. 

Yanımızda Türkiye’den getirdiğimiz şeker ve çikolataları cami avlusundaki kardeşlerimize ikram ettik. Küçücük bir ikramın bile gönüller arasında nasıl sıcak bir bağ kurduğunu görmek bizi ayrıca mutlu etti. 

Güzel hatıralarla üniversiteden ayrılmaya hazırlanırken telefonlarımıza peş peşe fırtına uyarıları gelmeye başladı. Gökyüzü kısa süre içerisinde kararmış, rüzgâr şiddetini artırmıştı. Yağmura yakalanmadan otele dönebilmek için vakit kaybetmeden hareket etmeye karar verdik. 

Ahmed bizi taksi veya tuktuk bulabileceğimiz noktaya kadar götürmeyi teklif etti. Yaklaşık on beş dakika birlikte yürüdük. Yol boyunca hem sohbet ediyor hem de Hindistan’daki üniversite hayatını dinliyorduk. 

Vedalaşma vakti geldiğinde ekip olarak Ahmed’e harçlık vermek istedik. Fakat o, bütün ısrarlarımıza rağmen önce kabul etmedi.

- Siz misafirsiniz. Buraları gezmeye geldiniz. Bu para size daha çok lazım olur, dedi.

Bu söz karşısında doğrusu hepimiz duygulandık. Bugün birçok insanın kolaylıkla kabul edeceği bir ikramı, gönül zenginliğiyle geri çevirmişti. Uzun süren ısrarlarımızın ardından ancak kabul ettirebildik. 

Ahmed’le vedalaşırken içimden, “Belki de Cuma namazına yetişemeyişimizin hikmetinde Ahmed ile tanışmak vardı.” diye geçirdim. Bazen insan, yıllardır tanıdığı bazı kimselerden göremediği samimiyeti, birkaç saat önce tanıştığı bir kardeşinde bulabiliyor. 

Tam bu sırada hava bir anda iyice karardı. Hafif hafif başlayan yağmur, şiddetli bir fırtınanın habercisi gibiydi. Trafik ise birkaç dakika içinde tamamen kilitlendi. O karmaşanın içerisinde Ahmed’in bizimle olması büyük bir kolaylıktı. Onun çağırdığı bir tuktuka binerek güvenli bir şekilde otelimize döndük. 

Taç Mahal

Aligarh’taki son gecemizin ardından sabahın erken saatlerinde iki araçla Agra’ya doğru yola çıktık. Yaklaşık iki buçuk saat süren yolculuğun ardından dünyanın en meşhur yapılarından biri olan Taç Mahal’e ulaştık.

Bölgedeki hava kirliliğinin beyaz mermerlere zarar vermemesi için Taç Mahal’in çevresinde sıkı çevre tedbirleri uygulanıyor. Egzoz gazlarının yapıya zarar vermesini önlemek amacıyla ziyaretçi araçları yaklaşık beş kilometre gerideki otoparkta bırakılıyor; kalan mesafe ise elektrikli servis araçlarıyla kat ediliyor.

Biletlerimizi aldıktan sonra yavaş yavaş ana giriş kapısına doğru yürümeye başladık. Dış avlu kapısından içeri adım attığımız anda karşılaştığımız manzara tarif edilemeyecek kadar etkileyiciydi. Bugüne kadar sayısız fotoğrafını görmüştüm. Fakat ilk defa kendi gözlerimle görmek bambaşka bir duyguydu. Bembeyaz mermerlerin ihtişamı, simetrik bahçeler ve önündeki uzun su kanalı adeta masallardan çıkmış bir tabloyu andırıyordu. Bir süre hiçbir şey söylemeden sadece seyrettik. Ardından o anı ölümsüzleştirmek için bol bol fotoğraf ve video çektik. 

Taç Mahal, Babür İmparatoru Şah Cihan tarafından, çok sevdiği eşi Mümtaz Mahal’in vefatının ardından onun hatırasını yaşatmak amacıyla yaptırılmıştır. İnşasına 1632 yılında başlanmış, yaklaşık yirmi iki yılda tamamlanmıştır. Daha sonra Şah Cihan da vefat ettiğinde eşinin yanına defnedilmiştir.

Yapının mimarı konusunda farklı görüşler bulunmakla birlikte, bazı araştırmacılar projede Osmanlı mimarlık geleneğinden yetişmiş isimlerin de görev aldığını ifade etmektedir. Bu yönüyle Taç Mahal, yalnızca Babür mimarisinin değil; İslam medeniyetinin farklı coğrafyalardaki sanat anlayışını da yansıtan eşsiz eserlerden biri olarak kabul edilmektedir. 

Taç Mahal’in önünde durup bu ihtişamı seyrederken insan ister istemez şunu düşünüyor:

Sevginin gücünü bu kadar ihtişamlı ve zarif bir şekilde anlatan başka bir anıt dünyada var mıdır? 

Ziyaretimizi tamamladıktan sonra bahçede bir süre dinlendik. Namazımızı eda ettikten sonra artık Yeni Delhi’ye doğru yola çıkma vakti gelmişti.

Abdülkadir Hocam, Muhammed Ali Şatır Ağabey ve ben aynı araçtaydık. Mehmet Emin Hocam, Ali Ramazan Hocam ve Hasan Kıraç Hocam ise diğer araçla geliyordu. 

Bizim şoförümüzün adı Meraz Ali’ydi. Otuzlu yaşlarının ortalarında, güler yüzlü ve sohbet etmeyi seven biriydi. Yol boyunca bizimle samimi bir şekilde muhabbet etti. Araba kullanmayı ve seyahat etmeyi çok sevdiğini anlattı. Hatta isminin “seyahat” anlamına da geldiğini söyleyince hepimiz tebessüm ettik. 

Yaklaşık 210 kilometrelik yolu üç buçuk-dört saatlik keyifli bir yolculuğun ardından tamamladık. Sohbet eşliğinde geçen yolculuk, mesafenin nasıl bittiğini bize hissettirmedi.

Gece saat 22.30 sularında Yeni Delhi’deki otelimize ulaştık. Hafif bir şeyler yiyip ertesi günün programı için dinlenmeye çekildik. 

Yeni Delhi

Sabah erkenden kahvaltımızı yaptıktan sonra Yeni Delhi’de ziyaret etmeyi arzu ettiğimiz büyüklerimizin kabirlerini ziyaret etmek üzere yola çıktık. 

İlk durağımız, Nakşibendiyye silsilesinin müstesna isimlerinden Mazhar-ı Cân-ı Cânân Hazretleri ile Abdullah Dehlevî Hazretleri oldu. 

Taksiden indikten sonra daracık sokaklardan birkaç dakika yürüdük. Şehrin kalabalığı ve gürültüsü arasında ilerlerken türbenin bulunduğu avluya adım atar atmaz bambaşka bir atmosferle karşılaştık. Sanki dışarıdaki hengâme kapının dışında kalmıştı. İçeriye huzur hâkimdi. İnsan, daha ilk anda gönlüne tarifsiz bir sükûnet indiğini hissediyordu. 

Kabirlerinin başında Yâsîn-i Şerîf okuyup dualarımızı yaptık. Rabbim, bu büyük zatların himmetlerinden bizleri de istifade ettirsin. 

Buradaki ziyaretimizin ardından bir sonraki durağımız, İmâm-ı Rabbânî Hazretleri’nin mürşidi ve Nakşibendiyye’nin Hindistan’da yayılmasına büyük hizmetleri bulunan Bâkî-Billah Hazretleri oldu. 

Türbesi, ağırlıklı olarak Hinduların yaşadığı bir mahallenin içerisinde bulunuyor. Türbeye ulaştığımızda burada da aynı huzur iklimini hissettik. Kabirlerinin bulunduğu bölümde fark edilen gül kokusu ise ziyaretimize ayrı bir letafet kattı. O güzel atmosferde dualarımızı edip, bu büyük zatların himmet ve dualarına mazhar olabilmeyi niyaz ederek ziyaretimizi tamamladık.

Ziyaretlerimizin ardından kalan vakti Yeni Delhi sokaklarında geçirerek şehri biraz daha yakından tanıma fırsatı bulduk. Küçük hatıralar almak için kısa bir alışveriş yaptıktan sonra otelimize döndük. Artık dönüş vakti gelmişti. Bavullarımızı hazırlayıp havalimanına doğru yola çıktık. 

Bu yolculuk bana yalnızca yeni şehirler, farklı insanlar ve başka kültürler göstermedi. Aynı zamanda kardeşliğin sınır tanımadığını; dilin, rengin ve coğrafyanın ötesinde, aynı kıbleye yönelen gönüllerin birbirine ne kadar yakın olduğunu bir kez daha öğretti. 

Hindistan’dan ayrılırken bavullarımızda birkaç hatıra vardı; fakat asıl taşıdığımız şey, Gazze için edilen dualar, kurulan dostluklar ve dünyanın neresine gidersek gidelim aynı ümmetin bir parçası olduğumuzu yeniden hissettiren güzel hatıralardı.

Ağustos 2026, sayfa no: 32-33-34-35-36

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak