Ara

Fütüvvet Teşkîlâtının Pîri Evhadüddîn-i Kirmânî

Fütüvvet Teşkîlâtının Pîri Evhadüddîn-i Kirmânî

Yûnus Emre’nin doğumundan iki yıl önce vefât eden Şeyh Evhadüddîn Kirmânî, tanışma-görüşme imkânları olmasa bile Yûnus Emre’nin içine doğduğu dînî, tasavvufî ve kültürel ortamın en önemli isimlerinden birisidir. Zîrâ kurduğu fütüvvet teşkîlâtıyla Ahîlik gibi bir oluşumun doğmasını sağlamış ve bu hareket Anadolu’yu her anlamda fazlasıyla etkilemiştir. Hele kimi kaynaklara göre Kirmânî’nin Tapduk Emre’nin şeyhi olduğu düşünüldüğünde Kirmânî ve Yûnus Emre isimlerini mânevî bağ anlamında özellikle zikretmek gerekir. Bu durumu daha iyi anlamak için Kirmânî kimdir ve neler yapmıştır, ona bakalım. 

Yûnus Emre çağının dolayısıyla Türkiye Selçukluları devrinin en ünlü şâir mutasavvıflardan biri olan Kirmânî, İran’ın Kirman bölgesinde doğmuştur. Asıl adı Hamid’dir. İlk gençlik yılları doğduğu yerde geçmiş, ardından Bağdat’a giderek burada çeşitli ilimler tahsîl etmiş daha sonraları ise müderris olarak görev yapmıştır. Bu süreçte tasavvufa ilgi duymaya başlamış ve müderrislik görevini bırakarak Bağdat’ın ünlü şeyhlerinden ve Sühreverdî şeyhi olan Rükneddîn Sücâsî’ye intisâb ederek uzun süre tasavvufî eğitimi almıştır. 

Kirmânî’nin bundan sonraki hayâtı seyahatlerle geçer. Önce Tebriz’e giderek Zâhid-i Tebrîzî isimli meşhur mutasavvıf ile, daha sonraki süreçte Horasan ve Mâverâünnehir’e giderek Kübreviyye tarîkatının kurucusu Necmeddîn-i Kübrâ ile görüşür. Daha sonra Nahcivan, Gence ve Şirvan’a gider ve uzun bir süre Nahcivan’da ikāmet eder. Ardından bir süre Şam’da ikāmet eden Evhadüddîn burada İbnü’l-Arabî’nin sohbetlerine katıldıktan sonra Mısır’a geçer. 

Onun konumuz açısından asıl hikâyesi ise talebesi Ahî Evran ile birlikte Anadolu’ya gelmesi ile başlar. Fütüvvet teşkîlâtının Anadolu topraklarındaki şeyhi ve yayıcısı olur. Anadolu’da Konya, Malatya, Sivas’ta kalır. Kayseri’de ise daha uzun süreli kalmıştır. Kayseri hem evlendiği hem de ileride Anadolu’da kadınlara yönelik fütüvvet teşkîlâtı olan Bacıyân-ı Rûm teşkîlâtına yön verecek olan kızı Fâtıma Hatun’un dünyâya geldiği bir şehirdir. Buranın onun açısından bir önemli özelliği ise mescid ve zâviyelerde sohbet halkaları kurarak insanları irşâd etmesidir. Bu onu halk arasında çok kıymet verilen biri hâline getirmiştir. Fakat ona yönelik ilgi aynı zamanda devlet adamlarını da kapsamaktaydı. Zaman içinde Anadolu’nun pek çok yerinde dervişleri oluşmuş, onlar vâsıtasıyla I. Gıyâseddîn Keyhusrev ile çeşitli görüşmeler yapmıştır. Mürîdleri ile birlikte gittiği her bölgede irfânî meclisler kurarak halkı irşâd ve nasîhatle besleyen Kirmânî, buralarda Evhadî tekke, zâviye ve hankâhları açarak görüş ve öğretilerini de yaymayı ihmâl etmemiş, böylelikle Anadolu coğrafyasında geniş bir mürîdân kitlesine ulaşmıştır. Yetiştirdiği mürîd ve halîfeleri ise Anadolu’nun çeşitli bölgelerindeki kasaba ve köylerinde Evhadî zâviyeleri açarak, oralarda irşâd ve tebliğ faaliyetleri ile meşgûl olmuşlardır. Anadolu’nun mânevî iklîmine birçok sûfî şahıs kazandıran Kirmânî’nin, en meşhur talebelerinden birisi Sadreddîn-i Konevî diğeri de aynı zamanda dâmâdı da olan Ahî Evran’dır. 

Uzun bir Anadolu serüveninin ardından bu bölgeden ayrılan Kirmânî; Horasan, Mâverâünnehir, Erbil, Halep, Şam ve Mısır'da bir süre ikāmet etmiş, oradan şeyhi Sücâsî ile birlikte hac ibâdetini yerine getirmiştir. Hac dönüşü ise yeniden Anadolu’ya gitmiş, ancak fütüvvet teşkîlâtının şeyhi kabûl edilen Şehâbeddîn Sühreverdî’nin, 1234 yılındaki vefâtı üzerine, halîfe Müstansır-Billâh’ın (ö.1242/640) da çağrısıyla, tekrar Bağdat’a dönmüştür. Burada bir müddet Merzûbâniyye Hankâhı’nda şeyhlik yapan Kirmânî, 21 Mart 1238 / 3 Şaban 635 târihinde burada vefât etmiştir. Tartışmalı olmakla birlikte Misbâhu’l-Ervâh ve Rubâiyât adlı eserler ona izâfe edilmiştir. 

Yine meşhur talebelerinden ve dâmâdı olan Ahî Evran, Evhadüddîn hazretlerinin vefâtından sonra yerine geçti. Güçlenip birleşerek, vahşî hayvan sürüsü gibi insanları parçalayıp şehirleri yıkarak gelen Moğollara karşı, halkın şuurlanması için elinden gelen bütün gayreti gösterdi. Bilhassa sanat sâhibi, esnâf arasında çok sevildi. Her şehir ve kasabada teşkîlâtlar kurdu. Ahîlik, kardeşlik teşkîlâtı adı verilen ve bugünkü mânâda esnâf teşkîlâtı diyebileceğimiz bu kuruluşun mensupları, kısa zamanda birçok şehir ve kasabada teşkîlatlandılar. Toplanıp sohbet edebilecekleri, birbirlerinin ilimlerinden istifâde edebilecekleri, gelen misâfirleri ağırlayabilecekleri dergâhlar yaptılar. Moğollara karşı milis kuvvetleri teşkîl edip, şehirlerini müdâfaa ettiler. Anadolu halkının zālim Moğol kuvvetleri karşısında eriyip yok olmamaları için gayret gösterdiler. Evhadüddîn Kirmânî'nin koyduğu temel prensiplerden ayrılmayan ahîler, Anadolu Selçuklu Devleti’nin yerinde teşkîl edilen Anadolu beyliklerine destek oldular. Bilhassa Osmanlı Beyliği’ne yardımcı olup onu desteklediler. Aradıklarını Osmanlı Devleti’nde bulup, onun saflarında yerlerini aldılar.

Öğretisi

Evhadüddîn Kirmânî’nin düşünceleri, günümüze ulaşan rubâîlerinden hareketle ortaya konulmuştur. Bu rubâîlerde Evhadüddîn, genel olarak nefsin etkilerinden ve beşerî vasıflardan kurtulmak isteyen; inancı akıldan üstün tutarak akıl ve şerîat arasındaki bir karşıtlıkta şerîat tarafının tutulmasını savunan klasik bir mutasavvıf görünümündedir. Çağdaşları Mevlânâ ve Hâfız gibi, ilâhî aşk fikrini işleyen Evhadüddîn, en çok da Hakk’ın yarattığı güzel sûretlere bağlılığı anlatan ve “şâhidbâzlık” denilen anlayışı sebebiyle eleştirilmiştir. 

Bazı rubâîlerinde vahdet-i vücûd düşüncesinden unsurlar tesbît edilmiştir. Ona göre bütün bir varlık ve her güzel yüz, Tanrı’nın bir sûreti mesâbesindedir. Tanrı’nın varlığı karşısında insan, ikilik ortaya çıkaran kendi varlığını ortadan kaldırmalı ve fenâya ermelidir. 

Evhadüddîn Kirmânî’nin düşüncelerinde, onu kendinden önceki mutasavvıflardan ayrıştıran yaklaşımlar bulunmaz. Tarîkat âdâbı ve ibâdet usûlleri ile ilgili kendinden önceki yaklaşımları tekrâr eder. İlâhî aşkı, Hakk’a vuslat için bir lütuf ve araç sayar. Derûnî duygular ve uygun şartlar muvâcehesinde yapılan semâ ve raksın makbûl olduğunu düşünür. İrşad makāmına geçen kimse şerîate sıkı bir biçimde bağlanmalı, tâviz vermemeli ve ilim ile ameli birleştirmelidir. 

Yûnus Emre ve Evhadüddîn Kirmânî

Şeyh Evhadüddîn Hamid el-Kirmânî, biraz önce de söylenildiği gibi 34. Abbâsî halîfesi en-Nâsır Li-Dînillâh’ın organize ettiği “Fütüvvet” teşkîlâtının bir temsilcisi olarak halîfe tarafından Anadolu’ya gönderilen, sonra da bu teşkîlâtı Anadolu’da “Evhadiyye” hareketi adıyla kadrolaştırılan ve onu yöneten kişidir. İşte onun Yûnus Emre ile münâsebeti bu nokta ile ilgilidir. Yûnus Emre, onun vefâtından iki yıl sonra dünyâya gelmiştir ama mürşidi Tapduk Emre, kimi araştırmacılara göre ne Bektâşî ne Rifâî’dir, doğrudan doğruya Evhadiyye mensûbudur. Nitekim bu hareketten bahseden kaynaklarda silsile “Câfer-i Sâdık-Yûsuf Hemedânî-Abdülkādir Geylânî-Ömer Sühreverdî-Şeyh Abdül-Cabbar-Nâsır Li-Dînillâh-Evhadüddîn-i Kirmânî-Tapduk Emre-Yûnus Emre” şeklinde sıralanır. Buna göre Kirmânî, Tapduk Emre’nin, Tapduk Emre de Yûnus Emre’nin mürşididir. Dolayısıyla Kirmânî ile Yûnus Emre arasında böyle bir bağ vardır.

Bu bakış açısı fütüvvet teşkîlâtının yapısı, ilke ve anlayışları dikkate alındığında Yûnus Emre’ye dâir karşımıza çok farklı bir portre çıkarır. Çünkü fütüvvetçilik, Anadolu’da ahî teşkîlâtının doğuşunu sağlamıştır. Bu hareket ise dînî, tasavvufî özelliklerinin yanı sıra bir esnaf örgütlenmesi olarak ekonomik ve siyâsî boyut da taşır. Nitekim bundan dolayı ahîlik Anadolu’da meslekî hayâtı canlandırmış, daha sonra ise siyâsî tutumu sebebiyle mevcut iktidarlara ters düşmüş, Moğollarla savaşmış ve kurucusu Ahî Evran şehît edilmiştir. 

İşte bu anlatım, Yûnus Emre’yi de aksiyoner bir sûfî, bir ahî mensûbu olarak düşünmek gibi bir sonuca yol açmaktadır. Durum ne olursa olsun Yûnus Emre, çağındaki sûfî hareketlerin dışında kalmamış, onlarla bir şekilde anlayış müşterekliği olan bir isimdir. Bu yüzden onun sûfî çevresi içinde Kirmânî’nin de özel bir yeri vardır.

Kaynakça

Altınok, Baki Yaşa: Yeni Vesikalara Göre Yûnus Emre’nin Ahî Evran, Hacı Bektaş ve Şeyh Ede Balı İle İlişkisi, Yûnus Emre Kitabı, Editör: Orhan Kemâl Tavukçu, Aksaray Valiliği Kültür ve Turizm Müdürlüğü, 2017.

Bayram Mikail: Anadolu Selçukluları Zamanında Evhadî Dervişler, Türkler Ansiklopedisi, Editörler: Hasan Celâl Güzel, Kemal Çiçek, Salim Koca, Yeni Türkiye Yayınları, 2002.

Azamat Nihat: Evhadüddîn-i Kirmânî, TDV İslâm Ansiklopedisi, c: 11, 1995.

Rubâiler (Enîsü’t-tâlibîn ve Celîsü’s-sâlihîn) (Şiir) Rubaîler [Metin-inceleme-Tercüme] Haz. Mehmet Kanar. İstanbul: İnsan Yayınları, 1999.

Mayıs 2026, sayfa no: 54-55-56-57

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak