Ara

Ezâların Sonu Rahmettir

Güneş ve ayda şevkat, toprakta merhamet velhasıl her eşyada bir ülfet, sevgi ve merhamet vardır. Kâinatın oluşumunda ise rahmet tecellisi bulunur. Fizikte tüm oluşumlar muhabbetin bir tarz ifadesi olan cazibe ile yürümekte, hamd ve rahman sırrının, fizik yasalarına yansıyışı ise cazibe ve dönme hareketidir. Dikkat edilecek olursa her şeyin temelinde şevkat vardır. Bizler, "Rahmetin her şeyi kuşatmıştır." buyuran bir Râhman'ın kullarıyız. O'nun lütfunda merhamet olduğu gibi kahrında da merhamet vardır. Firavun'un kahrına katlanmasaydı Hz. Musa (as)'ya Rasul, Nemrud'un ateşine atılmasaydı Hz. İbrahim (as)'e Halil denir miydi? Üzüm ezilip süzülmeden, kaynamadan pekmez; gül, çeşitli ameliyyeden geçmedikçe esans olmadığı gibi Cenâb-ı Hakk'ın kullarına yaptığı ezâlar da bu kâbildendir. Şairin, "Dert kazanı sây eyle kardeş/Kat geceyi gündüze" bir diğerinin, "Derd ü belâ saltanatın iki cihana vermem." sözleri, Hz. Peygamber (sav)'in "Belaların en şiddetlisi enbiya, evliyaya, daha sonra yolunda olan kullara..." ifadesi dikkat çekicidir. İslam'ı tebliğde yurdundan çıkartılan, Tâif'te taşlanan, Uhud'da yaralanan Efendimiz (sav):"İnsanların en çok ezâ çekeni benim." sözleriyle "murtaza" oluşlarını ifade buyuruyorlar. Ezâlarla süzülen, rûhen durulan Ashab-ı Kiram (ra):"Onlar Allah'tan razı, Allah da onlardan razı." lütfuna kolay mazhar olmamışlardır. Yunus Emre (ks)'nin, "Kahrın da hoş, lütfun da hoş." mısrasındaki inceliğe vakıf olup kahra, lütfa, nimete ermişlerdir. Ariflerden birine, "Neden aşkı belâya koşmuşlar?" diye sorulunca, "Herkes aşk iddiasında bulunmasın diye böyle yaptılar." der. Mevlâna Celâleddin (ks):"Sakın kendini aşk sahasına aşıkım diye atma, zira o meydana girenlerden şartlar isterler." der. Fakirlere ekmeğini vererek üç gün üst üste iftarsız oruç tutan Rabiatül Adeviyye (ra), su içeyim derken testi kırılır, lambayı yakayım derken cam kırılır. Gönlü rikkate gelir. "Ya Rab! Sevdiklerine hep böyle ezâ mı edersin?" deyince, "Evet Râbia! nidası gelir. Cenâb-ı Hakk'ın nuruna erişen, sıfatlarının tecellisine mazhar mürşid-i kâmillerin hakiki müridlerine, kendi gayretleriyle erişemeyecekleri makam ve mertebeyi elde etmeleri için nefsine eza yapmaları da bu sebepledir. Onun için Hz. Yunus koğulmuş, İbrahim Edhem (ks) dövülmüştür. Neticede ise altın külçesinin darbelerden geçip en kıymetli varlıklar olması gibi başlara taç olmuşlar, istikamet gösterip yüz binlerce insanın hidayet bulmasına vesile olmuşlardır. Meşayih-i Kiram'ın, mürşidin evladına iltifatı sem (zehşr)dir derler. İşin ehli mürebbiler hem müjde hem inzar (tehdit) ile muamele ederler. "Hem müjdeleyen hem inzar eden" peygamberlerinin yolundan giderler. Şeyhlerden biri has müridini Bayezid-i Bistami (ks)'ye gönderir. Mürid, Hazreti elinde sopa olarak aslanı da yük çeken mahluk olarak görünce bayılır. Sebebi sorulunca, Efendisi bu müridi hep iltifatlarla yetiştirmiş, hiç azarlamamış, der. Şeyh Mustafa Hûlusi (ks), halife olarak tayin buyuracağı zât için, "Öyle imtihanlardan geçirdim ki hepsinde başarılı oldu." buyurur. Hacı Hasan Efendi (ks) bir kardeşimiz için, "İki defa imtihan ettim, ikisinde de başarılı oldu. Bir daha deneyeceğiz, onu da başarırsa elini ayağını öperiz." buyurmuşlardı. Bu uygulamalar belki bir kaç kişi içindir. Sami Ramazanoğlu (ks), "Hasan Efendi, bugün imtihan edilecek pek kimse yok, kalben imtihan edin." buyururlar. Bizlere iltifatta kusur edilecek olsa gönlümüz itiraza başlıyor. İnsan idareasini, yetişmesini meslek edinen kişiler şüphesiz bu uygulamayı en güzel şekilde başarırlar biiznillah. Taha el-Hariri (ks), Esad-ı Erbili Hazretlerinin burunlarına atlarının zincirini vurduklarında Gavsu'l Azam olduklarını haber verirler. M. Bahaeddin Nakşibend'i (ks), Emir Külâl (ks) kapı dışarı edip sadakatini gördükten sonra hilafetini görmüştür. Firavun'un (400 senelik) hayatında dişi bile sızlamamıştır. Ama Fahri Kâinat (sav)'ın 63 yıllık hayatında dişi saadeti kırılıp binlerce ezâlar çekmiştir. Hakk'ın hakim olmasını isteyen kardeşlerimizin de yorulduk, bittik artık, bundan sonra da bir başkaları işi yürütsün demeleri çok acayiptir. Kulluk sadece namazda, oruçta, hacta ve evratta değildir. "Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine kulluk et." ayeti celilesi, tebliğde nefisimizi, ailemizi, akrabamızı ve bütün insanlığı hayra, sulha, saadete, huzura davette yılmamaktır. Azmimiz, Peygamberimiz (sav)'in, "Ya Hakk hakim olur, ya da Muhammed ölür." dediği gibi devam etmektir. Güzel sonuca, ilahi rahmete bu gayretle erişebiliriz. Ezâların sonucu ereceğimiz rahmeti, Peygamberimiz (sav) muharebe meydanında yana yana çocuğunu arayan kadını görünce şöyle haber verir:"Ey ashabım, Allah kullarına bu kadından daha şefkatlidir." O'nun yüce rahmeti ve bereketi hepimizin üzerine olsun.

Alemdar-Ali Ramazan Dinç Efendi (ks)

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

test
Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak