Ara

Elhamdülillah: Hayatın Her Hâline Eğitim Danışmanı / Zehra Okcanoğlu

Elhamdülillah: Hayatın Her Hâline Eğitim Danışmanı / Zehra Okcanoğlu

Bazı kelimeler vardır; dilimize o kadar yerleşmiştir ki onları söyleriz ama üzerinde pek durmayız. “Nasılsın?” diye sorulduğunda, güzel bir haber aldığımızda, sofradan kalkarken, bir sıkıntıyı atlattığımızda dilimizden dökülür:

Elhamdülillah…

Belki de çok kullandığımız için anlamının büyüklüğünü zaman zaman gözden kaçırıyoruz. 

“Elhamdülillah”, kelime anlamıyla “Hamd Allah’a mahsustur.” demektir. Fakat hamd, yalnızca teşekkür etmek değildir. Şükür, çoğu zaman verilen bir nimete karşılık insanın minnettarlığını ifade ederken; hamd daha geniş bir anlam taşır. Hamd; nimetin varlığında da yokluğunda da Allah’ı övgüye layık bilmektir. 

Bu sebeple “Elhamdülillah”, yalnızca işler yolunda giderken söylenen bir memnuniyet cümlesi değildir.

Belki asıl derinliği, işler yolunda gitmediğinde ortaya çıkar. 

İnsan güzel bir haber aldığında “Elhamdülillah” demekte zorlanmaz. Sağlığımız yerindeyken, sevdiklerimiz yanımızdayken, işlerimiz yolunda giderken, dualarımız istediğimiz biçimde karşılık bulurken hamdetmek kolaydır.

Peki ya hayat, bizim hazırladığımız plana uymadığında? Bir kapı kapandığında… Uzun zamandır beklediğimiz haber gelmediğinde… Çok emek verdiğimiz bir iş yarım kaldığında… Bir insan bizi hayal kırıklığına uğrattığında… Kendimize “Neden?” diye sorduğumuz fakat cevabını bulamadığımız zamanlarda?

İşte belki de “Elhamdülillah” kelimesinin insan ruhundaki gerçek ağırlığı tam burada başlar. 

Tasavvuf, insanın yalnızca yaşadığı hadiseye değil, o hadisenin ardındaki hikmete de bakabilmesini öğretir. Her şeyi anlamak zorunda olmadığımızı fakat anlayamadığımız yerde de Allah’a olan güvenimizi kaybetmememiz gerektiğini hatırlatır.

Çünkü insan çoğu zaman hayatın yalnızca bulunduğu noktasını görür. Biz bugünü görürüz. Oysa hikâye henüz bitmemiştir. Bugün kayıp sandığımız bir şey, yarın korunmuşluğumuz olabilir. Bugün gecikme dediğimiz şey, belki de doğru zamana hazırlanışımızdır. Bugün önümüzde kapanan bir kapının önünde yıllar sonra durup “İyi ki açılmamış.” dediğimiz nice zaman yok mudur?

İnsan yaşarken sebebi göremeyebilir. Hikmet bazen yıllar sonra kendini gösterir. 

Belki de tasavvufun insana kazandırdığı en kıymetli bakışlardan biri budur: Hadiseye mahkûm olmamak. Yaşadığımız anı bütün hayat zannetmemek. Bir acının içinde sonsuza kadar kalacağımıza inanmamak. Bir kaybın ardından hayatın bütün güzelliklerinin sona erdiğini düşünmemek. 

Ve kendimize sessizce şunu hatırlatabilmek: “Ben bugün bunun hikmetini bilmiyor olabilirim.”

Bu cümle küçük görünür ama insanın ruhunda açtığı alan büyüktür. Çünkü modern insanın belki de en büyük yorgunluklarından biri, her şeyi kontrol edebileceğini düşünmesidir. Planlarız. Hesaplarız. Tedbir alırız.

Sonra hayat hiç beklemediğimiz bir yerden gelir ve bütün planlarımızı değiştirir. 

Tam da orada zihnimiz mücadele etmeye başlar: “Böyle olmamalıydı.” “Neden benim başıma geldi?” “Ben başka türlü düşünmüştüm.” “Her şeyi doğru yapmıştım.” 

Belki bizi en çok yoran, yaşadığımız şeyin kendisinden ziyade onunla zihnimizde verdiğimiz savaştır. 

İşte “Elhamdülillah” burada yalnızca dinî bir ifade olmaktan çıkar; insanın hayatla kurduğu ilişkinin yönünü değiştirir. Çünkü hamd, bize her şeyi kontrol etmek zorunda olmadığımızı hatırlatır. Teslimiyet ise hiçbir şey yapmadan beklemek değildir. Elimizden geleni yaptıktan sonra sonucu bütünüyle kendimize yüklememektir. Tedbir bizdendir, netice her zaman bizim değildir.

Bu anlayış, insanın omzundaki görünmez yüklerden bir kısmını indirir.

Psikolojik dayanıklılık dediğimiz şey de aslında hiç üzülmemek değildir. Hiç kırılmamak değildir. Her şartta güçlü görünmek hiç değildir. 

Dayanıklılık, insanın yaşadığı zorluğun ardından yeniden ayağa kalkabilme kapasitesidir. Acıyı inkâr etmeden, duygularını bastırmadan, başına geleni hayatının tamamı hâline getirmeden yoluna devam edebilmesidir. 

Tam da burada “Elhamdülillah” güçlü bir iç dayanak hâline gelebilir. Çünkü insanın yaşadığı zorluğu anlamlandırabilmesi, onu taşıma biçimini değiştirir. Aynı yük, anlam bulduğunda farklı taşınır. 

“Elhamdülillah” insana “Üzülme.” demez. “Ağlama.” demez. “Canın yanmamalı.” hiç demez. 

Tam tersine… İnsana bütün duygularının içinde tutunabileceği bir yer gösterir. Ağlarken de hamdedebilirsin. Üzülürken de. Kırılmışken de. Henüz hiçbir şeyi anlamamışken de. 

Çünkü hamd, yaşadığımız şeyden memnun olmak değildir. Hamd, "Yaşadığımız şey Allah’a olan güvenimizi elimizden almasın." demektir. 

Bu ayrım çok kıymetlidir. Bir insan, başına gelen her hadiseyi güzel bulmak zorunda değildir. Haksızlığa haksızlık, kayba kayıp, acıya acı diyebilir. Fakat bütün bunların içinde şöyle diyebilir: “Bu yaşadığım beni incitti ama beni Rabb'imden uzaklaştırmasına izin vermeyeceğim.”

Belki psikolojik dayanıklılığın manevi karşılığı tam da budur. İnsan düştüğünde tutunacak bir anlamının olması… Çünkü insan yalnızca bedeniyle yaşamaz. Anlamla yaşar. Neye inandığımız, başımıza gelenleri nasıl yorumladığımızı; nasıl yorumladığımız ise onları nasıl taşıdığımızı belirler. 

Her sıkıntının içinde sürekli “Neden ben?” diye sormak insanı tüketebilir. Bazen soruyu değiştirmek gerekir: “Bu yaşadığım bana ne öğretiyor?” “Neyi bırakmam gerekiyor?” “Neyi fark etmeliyim?” “Belki de hangi kapının kapanması beni başka bir kapıya hazırlıyor?”

Bu sorular acıyı yok etmez. Ama acının içinde yönümüzü kaybetmemize engel olabilir. 

“Elhamdülillah” da biraz böyledir. Yükü ortadan kaldırmaz, onu taşıyan kalbi güçlendirir. Bazen hayat insanı istediği yere götürmez. Fakat olması gereken insana dönüştürür. Sabretmeyi öğretir. Sınır koymayı öğretir. İnsanları tanımayı öğretir. Kendi gücümüzün sınırlarını öğretir. Ve belki en önemlisi, her şeyin bizim irademizle yönetilemeyeceğini öğretir. 

İnsan olgunlaştıkça şunu fark ediyor: Bazı dualarımız kabul olduğu için hamdediyoruz. Bazıları ise tam da istediğimiz şekilde kabul olmadığı için… Bazı insanlar hayatımıza girdikleri için şükrediyoruz. Bazıları çıktığı için… Bazı kapıların açılması nimet oluyor. Bazılarının kapanması rahmet. 

Ama bunu çoğu zaman o gün anlamıyoruz. Zaman geçiyor. Hayat biraz daha ilerliyor. Sonra geriye dönüp bakıyoruz ve bir zamanlar “Neden?” diye sorduğumuz şey için bu kez sessizce: “İyi ki…” diyoruz.

Belki de bu nedenle “Elhamdülillah” sadece bugünün kelimesi değildir. Biraz da geleceğe duyulan güvenin kelimesidir. “Bugün anlamıyorum ama bir gün anlayabilirim.” “Bugün göremiyorum ama hikmetin tamamı benim gördüğümden ibaret olmayabilir.” diyebilmektir. 

Eylül, yeniden başlangıçların ayıdır. Yazın hareketinden sonra hayat tekrar düzene girer. Yeni defterler açılır, planlar yapılır, yarım kalan işler masaya yatırılır. 

Belki bu eylül sadece takvimimizi değil, iç dünyamızı da yeniden düzenleyebiliriz. 

Hayatımızdaki nimetlere bakıp “Elhamdülillah” diyelim. Sağlığımıza… Evimize… Sevdiklerimize… Soframıza… Bize verilen fırsatlara… 

Ama yalnızca bunlara değil. Bizi büyüten zorluklara da… Olmadığı için bugün içimizi burkanlara da… Gecikenlere… Kapanan kapılara… Bize kendimizi tanıtan imtihanlara… Belki henüz hikmetini bilmediğimiz hâllerimize de… 

Çünkü insan bazen nimete hemen hamdeder. Bazen ise yıllar sonra. Ve belki olgunlaşmak, hamdetmek için her şeyin açıklığa kavuşmasını beklememektir.

Bazen insanın elinde cevap kalmaz. Plan kalmaz. Güç kalmaz. Ama bir kelime kalır: Elhamdülillah. 

Bazı kelimeler yükümüzü almaz; fakat onu taşıyacak omzu güçlendirir. Belki “Elhamdülillah” da tam olarak böyledir. Her şey yolunda olduğu için değil… Her şeyi anladığımız için hiç değil… Her şartın içinde tutunabileceğimiz bir Rab olduğuna inandığımız için.

Elhamdülillah… Hayatın her hâline.

Eylül 2026, sayfa no: 6-7-8

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak