Efendimiz’in (sav) Özel Hayâtından Sünnet ve Tavsiyeler “Yönetim ve Hukuk”

Biat, Siyâsî Bağlılık Allah Resûlü (sav) yeni Müslüman olanlardan ve kritik durumlarda da ilgili şahıslardan, İslâm’a bağlılık göstereceklerine dâir söz alır, sözlerini yeniler, bilinç tâzelemesi yapardı. Yâni biat alırdı. Allah Resûlü, Müslümanlardan biat alırken erkeklerle musâfaha ederdi. Ancak kadınlarla tokalaşmazdı. (Muvatta, Tirmizi, Nesei, İbn Mace- K.S.2/275, K.S.-828) Onlarla bir elbise veya bez parçasının bir kısmını karşılıklı tutarak biat alırdı. (K.S.2/276) Allah Resûlü kadınlarla yaptığı biatte, “Allâh’a ortak koşmamak, çalmamak, zinâ etmemek, çocukları öldürmemek, iftirâ atmamak, başkasının çocuğunu sâhiplenerek kocasına isnadda bulunmamak, Peygamber’e emirlerinde itâat etmek…” üzere söz alırdı. (Tirmizi, Muvatta-K.S. 2/275, Buhârî, Müslim, Tirmizi-7268) Resûlullâh (sav), hicret ederek biat eden kadınların gerçekten dînî sebeple mi yoksa aşk, kocasına sevgisizlik, dünyevî bir arzu için mi geldiğini sorardı. (K.S.-c.5 s. 121) Dünyevî çıkar elde etmek için yapılan biatin, bağlılığın âhirette bir fayda getirmeyeceğini ifâde etmiştir. (Buhârî, Müslim, Ebu Davud, Nesei, K.S.-5872) Allah Resûlü (sav), biat esnâsında yanında olmayan bâzı kimseler için de biat almıştır. Rıdvan biatinde, Hz. Osman adına kendisi biatini tâzelemiştir. (Buhârî, Tirmizi-8656, Ebu Davud, K.S.-1109) Çocuklarla biatleşme yapmazdı. (Nesei) Onlar sorumlu olmadığı için buna gerek duymazdı. Biatte “gücümüz yettiği, tâkatinizin kâfi geldiği şeylerde” ilâvesini yapardı. (Tirmizi, Muvatta- K.S. 2/275) Hak ve adâlet üzere olduktan sonra her komutana, yöneticiye itâat etmek gerektiğini (Taberani-1696), yönetici çirkin bir köle bile olsa, ona uymak zorunda olunduğunu belirtirdi. (Tirmizi, Ebu Davud-K.S. 2/279,330) Resûlullâh (sav), câhiliyye döneminde yapılmış hayırlı anlaşma ve sözleşmelere sâhip çıkardı. (K.S.-c.10 s.152) Allah Resûlü (sav) ile sözleşme şu temel esaslar üzerine oluyordu: Ubade b. Samit (ra) anlatıyor: Allah Resûlü (sav) bizden şu konular üzerinde biat (sözleşme) alıyordu: Allâh’a hiçbir şeyi ortak koşmamak. Namaz kılmak. Zinâ yapmamak. Haksız yere adam öldürmemek. Kız çocuklarını öldürmemek. Bir yalanla kimseye iftirâ etmemek. Nerede ve hangi durumda olursa olsun hakkı söylemek ve bu konuda hiçbir kınayıcının kınamasından çekinmemek. İşleri ehline havâle edip insanlarla tartışmamak. Kendi işinizi başkalarına yaptırmamak. Allah Resûlüne darlıkta kolaylıkta, kıvançta ve zor durumda, yâni her şart ve durumda itâat etmek. Hırsızlık yapmamak. Halktan bir şey istememek. (Buhârî, Müslim, Nesei, Muvatta, Ebu Davud, İbn-i Mace, Tirmizi- K.S. 2/272,274) … “Allah Resûlü’nün biatte aldığı sözlerden biri: “Musîbete mâruz kaldığımızda yüz yırtmamak, ahlayıp vahlamamak, yaka yırtmamak, ağıt yakarak saçları dağıtmamak ve bu konularda ona âsî gelmemek.” (Buhârî, Müslim, Ebu Davud-2472) Yönetim-Görev Alma Verme “Makam mevki ne güzel sütannedir (emmekle doyulmaz), ondan ayrılmak da memeden ayrılmaktan zordur (hüznü çekilmez)!’’ (Buhârî, Müslim-5972) Allah Rasûlü (sav) savaş ve barış ortamında Müslümanların yöneticisi, başkanı ve bir numaralı idârecisiydi. O’nun peygamberlik görevi kapsamında siyâsî, idârî ve adlî sorumluluk ve yetkisi de bulunmaktaydı. Efendimiz’in (sav) yönetimle alâkalı uygulamaları da, hukûkî temeller çerçevesinde târih boyunca insanlığa rehber olmuştur. Asr-ı Saadet’te olduğu gibi, İsrailoğulları’nı (uzun müddet) peygamberler yönetti. Ne zaman bir peygamber vefât ederse hemen bir peygamber gelir yerini alırdı. (Buhârî, Müslim-5557, K.S.-1712) Allah Rasulü (sav), Rabbimizin adâletli yöneticiyi sevdiğini ve kendisine yakın kıldığını müjdelemiştir. (Tirmizi-5967, K.S.-1720) Peygamber Efendimiz (sav) Medîne’den ayrılırken yerine bir yönetici, sorumlu bırakırdı. İki defa (bir rivâyette 13 defa ) Abdullah b. Ümmü Mektum’u bırakmıştır. (Ebu Davud-5958, K.S.-1713, K.S.-c.6 s.418) Bir millete kadınların yönetici olmasını hoş karşılamazdı. (Tirmizi, Nesei-5959) Peygamber Efendimiz Müslümanların kendi aralarında veya gayrimüslimlerle yapacakları anlaşmalarda Allâh’ın helâl ve haramlarının korunmasını emretmiştir. (Ebu Davud, Tirmizi, K.S.-1085) Bu anlamda Hristiyanlarla yaptığı bir anlaşmada, onların çocuklarını Hristiyanlaştırmamalarını şart koşmuştu. (Ebu Davud-6317) Günah olmadıktan sonra, kâfirlerle olan anlaşmalarında, onların isteklerini de dikkate alırdı. (Buhâri-6608) Müslümanlara, yaptıkları anlaşmaya kesinlikle uymalarını emrederdi. Bunu yapmayanların âhirette karşısında olacağını vurgulardı. (Ebu Davud, Nesei, K.S.-1088, 1089) “Ahdine kim vefâsızlık edip bozarsa, Allah mutlaka ona bir düşman musallat eder.” (Muvatta, K.S.-1091) İslâm devleti, kamunun yararlanması gereken arâzileri, (misvak gibi) ürünleri kamulaştırabilir. Şahıslarla halkın menfaati çatıştığında milleti tercih eder. (Ebu Davud, Tirmizi-4549) Peygamber Efendimiz, anlaşmalarına ve uluslararası sözleşmelere karşı hakkâniyetli, kurallara bağlı idi. Ebu Rafi’ Kureyş’in elçisi olarak Medîne’ye gelir, İslâm’ı öğrenince Müslüman olarak orada kalmak ister. Ancak Resûlullâh (sav) ona şunu söyler: “Ben ahdimi bozmam, elçileri alıkoymam. Lâkin sen Mekke’ye geri dön, içinde hissettiğini (îmânı) yine hissedersen döner gelirsin.” (Ebu Davud-6226) Özel, yönetim ve toplumla ilgili ve gizli konuları herkesle konuşmamak. Bunun için bâzı özel danışmanlar, yardımcılar edinmek. Hz. Muhammed (sav) bu amaçla Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer’le görüşmeler yapardı. Duruma göre bu görüşmeler sabaha kadar sürerdi. (Tirmizi-2288) Yine Allah Resûlü (sav), değişik kabîlelerden bâzı kimseleri kendisine sırdaş kabûl eder, onlarla belli zamanlarda görüşürdü. (Buhâri-6608) Kendisine bir mal emânet edilen kişi onu zarara uğratmamalı, değerini düşürmemeli, gerekirse kâr getirecek yatırımlarda bulunmalıdır. (Muvatta-2733) Resûlullâh (sav) bâzı durumlarda, düşmanlarının Müslümanlar aleyhinde neler planladıklarını öğrenmeye çalışır, bu amaçla bâzı insanlardan yararlanır, bilgi akışı sağlardı. (Müslim-6586, Taberâni-6451) Bedir Savaşı öncesi, Ebu Süfyan’ın kervânının durumunu öğrenmek, bilgi almak için Büseyse’yi câsus olarak gönderdi. (Müslim-6456) Savaşlarda keşif için gözcü şahıslar gönderirdi. (Buhâri-6610) Allah Resûlü’nün, bâzı görevlileriyle belirlediği parolası vardı. Hayber’e gideceğini söyleyen Cabir (ra)’e, “Vekîlime git, ondan hurma al, senden bir işâret/alâmet isterse, elini onun boğazına koy. Aramızda parola budur.” (Ebu Davud-4827) Allah Resûlü (sav), bâzı kabîlelere vermeyi taahhüt ettiği şeyler için, yazılı belge verirdi. (Ebu Davud-5318) Yine bâzı kabîlelere özel iltifatlar yaparak onların İslâm’a olan muhabbetlerini ve fedâkârlıklarını artırırdı. (Buhârî, Müslim, Tirmizi-9079) Katıldığı savaşta ordusunu düzene koyar, neler yapmaları ve yapmamaları konusunda taktikler verirdi. (Buhâri, Ebu Davud-6464) Resûlullâh (sav), bir kimsenin maddî olarak zararına olacak bir karar vermesi gerektiğinde, mahcûbiyetinden genç bir kız gibi kızarırdı. (Ebu Davud, K.S.-1077) Elçilerin öldürülmeyeceğini vurgulardı. Resûlullâh (sav), kendisine gelen Müseylemetü’l-Kezzâb’ın küstahça sözlerini dinlemiş, “Eğer ben temsilci olarak gelenleri öldürseydim, şu anda ikinizi de öldürürdüm.” (Darimi-5328, Ebu Davud, K.S.-5985) Önemli veya risk içeren bâzı işleri âile yakınlarına yaptırırdı. Tevbe sûresinin inişinden sonra müşriklere ültimatom içeren âyetleri bildirme işini Hz. Ali’ye vermiş, onu Mekke’ye göndermişti. (Tirmizi-K.S.12/471) Yöneten ve Yönetilenin Dikkatine… Allah Resûlü (sav), Kur’ân-ı Kerim bilgisi fazla olana yöneticilikte öncelik tanırdı. (Tirmizi, K.S.-442) Efendimiz (as), yöneticilikte tecrübesi olan, o toplum tarafından kabûl edilen, sevilen âile fertlerinin atamada, liyâkat sâhibi olmak şartıyla önceliğinin olacağını belirtirdi. Bu anlamda Kureyş’in konumunu insanlara hatırlatmıştır. (Buhârî, Müslim, K.S.-1707) Bir kimsenin makâmına izinsiz oturmayı hoş görmezdi. (Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesei, İbn-i Mace-1686) Vatandaş, meşrû bir görev için gelen, işini yapan memura yardımcı olmalıdır. (Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesei, İbn-i Mace-2747) Müslümanların başına bir köle bile geçse, Kur’ân ve sünnet üzere olduğu müddetçe ona itâat edilmelidir. (Tirmizi, Ebu Davud) Meşrû bir yönetici varken, Müslümanların birlik ve berâberliğini bozacak yeni bir şahsın çıkmasına izin verilmemeli, destek olunmamalıdır. (Müslim-5955, K.S.-1710, 1711) Bir yöneticinin işlediği haksızlığa karşı en güzel bir biçimde karşı çıkılmalı, gerçekler söylenmelidir. “Zâlim bir yöneticinin yanında gerçeği söylemek en büyük cihaddır.” (Ebu Davud, Tirmizi, İbn-i Mâce- K.S.2/380) Görevli memur, yönetici; işini yaparken haksız kazanç yoluna başvurmamalı (Muvatta-2713), maiyetinde bulunan insanlara paylaştırdığı veya onların sâhip olduğu bir şeyden, konumunu kullanarak alma yoluna gitmemelidir. (Ebu Davud-4562) -Yöneticinin emri hoşuna gitse de gitmese de ona itâat edilmesini isterdi. Ancak günah olan bir konuda asla uyulmasını istemezdi. (Buhârî, Müslim, Ebu Davut, Nesei,Tirmizi, K.S.-1727) Bir seferde askerlere kızan komutan ateş yakmalarını, sonra içine girmelerini emredince mücâhidler itâat etmemişti. Durum Resûlullâh (sav)’e iletilince de onların doğru yaptığını buyurmuştu. “Eğer ateşe girselerdi, kıyâmet gününe kadar bir daha çıkamazlardı. Allâh’a isyan husûsunda (kula) itâat yoktur. İtâat iyiliktedir.” (Buhârî, Müslim, Ebu Davud, Nesei, K.S.-4299) Allah Resûlü, İslâm devletinde görev alan bir kimsenin evliliği, hizmetçi edinmesi, ev sâhibi olması için ek imkânlardan yararlanabileceğini belirtir. (Ebu Davud-4544) Görevini lâyıkıyla yapabilmesi için gereken şartların hazırlanmasını hatırlatırdı. Allah Resûlü (sav) kamu hizmeti gören yöneticilerin insanlara karşı vefâlı olmalarını isterdi. (Müslim, K.S.-4334) Çünkü onlar bir makâma geçince yeni bir çevreye girmekte, eski dostlarını unutma ve kibre yönelme tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadırlar. Emri altında çalışan insanlara en güzel muamelede bulunur ve bunu emrederdi. “Kimin kardeşi elinin altında olursa, ona yediklerinden yedirsin, giydiklerinden giydirsin. Altından kalkamayacakları ağır yükü onlara yüklemesin, şâyet yüklerse onlara yardım etsin.” (Buhârî, Müslim, Ebu Davut, Tirmizi-4996) Emri altında çalışanlara “oğlum”, “kızım” gibi sevgi ve şefkat sözleriyle hitâb etmelerini isterdi. Çalışanın da “Efendim” gibi saygı sözlerini kullanmasını tavsiye ederdi. (Buhârî, Müslim, Ebu Davud, K.S.-4160) Allah Resûlü (sav) kölesini döven birine şöyle seslenmişti: “Ey Ebu Mesud bil! Allah, senin bu adam üzerinde sâhip olduğundan daha çok muktedirdir.” (Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, K.S.-4158) Kölelerin hürriyetlerine kavuşturulmasını büyük bir sevap olarak görür, bu davranışın kendisini ateşten kurtarmaya vesîle olacağını müjdelerdi. (Tirmizi, K.S.- c.12 s.23) Kölesini, ölüm döşeğinde değil daha önceden âzâd etmenin bol ecir getireceğini buyurdu. “Kölesini ölüm döşeğinde iken âzâd eden adam, doyduktan sonra yemek ikrâm eden adam gibidir.” (Ebu Davud, Tirmizi, K.S.-4165) Herkese kapasitesi oranında sorumluluk verirdi. Hicret etmek isteyen bir bedevîye, bunun sıkıntısına katlanamayacağını bildiğinden, develeriyle uğraşıp zekâtını ihmâl etmemesini söylemiştir. (Buhârî, Müslim, Ebu Davud, Nesei-2775) İnsanların yöneticilik isteğinde bulunmasını da hoş görmezdi. (Kütüb-ü Sitte-5971, K.S.-1721) Yöneticilik görevini; isteyene, bu konuda hırslı olana (K.S.-c.6 s.433) değil, onu kaldırabilecek, başarabilecek kimselere verirdi. Ebuzer (ra)’ın bu yöndeki talebine olumlu cevap vermemiştir. (Müslim-5969, Müslim, Ebu Davud, Nesei, K.S.-1722, 5802) Emir olmak isteyene Resûlullâh (sav) şöyle cevap vermiştir: “Vallâhi biz bu görevi tâlip olana ya da buna karşı aşırı istekli olana aslâ vermeyiz.” (Buhârî, Müslim, Ebu Davud, Nesei-5973, K.S.-1724) Bir görevi istemediği halde üstlenmek zorunda kalan kişiye Allâh’ın yardım edeceğini haber vermiştir. (Buhârî, Müslim, Ebu Davud, Nesei, Tirmizi, K.S.- 1723, 4884) Allah Resûlü (sav), zâlim yöneticilerin yanlarına gidip onları doğrulayan, destekleyen, yardımcı olan kimselerle kıyâmet günü biraraya gelmeyeceğini, kevserde buluşmayacaklarını hatırlatırdı. (Tirmizi, Nesei-5978, K.S.-1733) Yönetici, emri altındakiler hakkında suizan beslememeli, onları bir yük ve hâin olarak görmemelidir. (Ebu Davud, K.S.-1734) Peygamber Efendimiz, Müslümanların işini kolaylaştıran yöneticiye duâ, zorlaştırana da bedduâ etmiştir. (Müslim-5983) Yöneticiye sâdece dünyâlık için tâbi olana, Allâh’ın kıyâmet günü yüzlerine bakmayacağını hatırlatırdı. (Buhârî, Müslim, Ebu Davud, Nesei-6039) Bir Müslüman; meşrû yöneticisine sövmeyip hayır duâda bulunmalı, onu küçük görmemelidir. (Müsned-6042, Taberânî-6043) Bir yönetici, bir insanı liyâkatinden değil de kişisel sevgisinden dolayı görevlendirirse, Allâh’ın hoşnutsuzluğunu kazanmış olur. (Müsned-6060) İyi olsun, günahkâr olsun; cihad zamânı yönetici/komutanla birlikte savaşmak gereklidir. (Ebu Davud-6151, K.S.-1026) Bir yetim veya küçüğün velîsi olan kişi, onun malını işletirken belli bir pay alabilir. Ancak bunda israf ve kendine mal etme gibi durumlardan kesinlikle kaçınmalıdır. (Ebu Davud, Nesei, K.S.-5803) Meşrû devlet başkanına/müminlerin emîrine biat edip bağlanmadan ölen, câhiliye ölümü üzere ölmüş olur. (Müslim-5981) Allah Resûlü (sav), emri altında çalışan insanlara iyi muamele edilmesini ve kolaylık gösterilmesini emrederdi. “Kimin (din) kardeşi eli altında çalışıyorsa, yediğinden yedirsin, içtiğinden içirsin, giydiğinden giydirsin, yapamayacağı iş buyurmasın. Eğer böyle bir iş verirse, onlara yardım etsin.” (Buhârî, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, K.S.-4154) Bir yönetici olarak âile fertlerine iltimas geçmez, diğer ashâbı daha çok gözetirdi. Buğday öğütmekten elleri yara olan, su taşımaktan omuzları incinen kızı Hz. Fâtıma’nın bir köle alma isteğine karşı çıkmıştır. “Ey Fâtıma, Allah’tan kork! Allâh’a olan farzlarını edâ et. Âilenin işlerini yap. Yatağa girince 33 defa Subhânallâh, 33 defa Elhamdülillâh, 34 defa Allâhu Ekber de. Bu senin için hizmetçiden daha hayırlıdır. (Bir rivâyette şu ilâve de vardır: ‘Suffe Ashâbı ihtiyaç içerisinde kıvranırken, ben sana hizmetçi veremem.’” (Buhârî, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud, K.S.-3301) Resûlullâh (sav) bâzı uygulamalara birinci derece yakınlarından başlardı. Kaldırdığı ilk fâiz ve kan davası amcalarınınki olmuştu. (Müslim, İbn-i Mâce, Tirmizi, K.S.-310) Görevlendirmelerde de bölgenin örfünü göz önünde bulundurur; bâzı zor işleri kendi akrabâlarına yaptırırdı. Tevbe sûresi indiği zaman, onu Müslümanlara iletmek ve bu arada Mekkelilerle yapılan anlaşmanın geçersiz olduğunu îlân etmek için, âilesinden olan Hz. Ali’yi görevlendirmiştir. (Tirmizi, K.S.) Allah Resûlü (sav), yöneticilerin yanına fazla gitmeyi hoş görmemiştir. Bunu yapanın ise korkmadan doğruyu söylemesi gerekir. (Taberânî-6059) Resûlullâh (sav) ashâbına, savaşta korktukları zaman birlikte cemaat olmalarını, çarpıştıkları zaman da sâkin ve sabırlı olmalarını tavsiye ederdi. (Ebu Davud, K.S.-1072) Allah Resûlü, bir memurun, o görevde bulunmasından dolayı kendisine verilen hediyeyi almasını hoş görmemiş ve uyarmıştır: “Babasının veya annesinin evinde otursaydı bu hediye ona gelir miydi? Vallâhi eğer biriniz hak etmediği bir şey alırsa, kıyâmet günü Allâh’a kavuştuğu zaman, aldığı şeyi sırtına alıp taşıyacaktır… Allâh’ım, tebliğ ettim mi?” (Buhârî, Müslim, Ebu Davud-2744) Yöneticinin bu görevde olmasını kullanarak bir iğne kadar bile menfaat sağlamasının hıyânet olacağını ifâde ederdi. (Müslim, K.S.-1719) Mehmet Nezir Gül (Ekim 2016)

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Mesaj Bırak

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın.

Bülten Aboneliği