Ara

Efendimiz’in (Sav) Özel Hayâtından Sünnet ve Tavsiyeler “Yargılama-Ceza Verme”

Efendimiz’in (Sav) Özel Hayâtından Sünnet ve Tavsiyeler “Yargılama-Ceza Verme”
Yargılama

Allah Resûlü, insanlar arasında hüküm vermek için görev alan kişiyi, sorumluluğun büyüklüğünden dolayı, bıçaksız boğazlanan kimseye benzetmiştir. (Ebu Davud, Tirmizi,-4904, K.S.-4881) Efendimiz (sav), insanlar arasında adaletle hükmeden kişinin cennete gideceğini haber verirdi. (Ebu Davud-4909) Adaletten asla şaşmazdı. Resûlullah (sav), bir konuda yeni hüküm getirdiğinde, uygulamaya öncelikle kendi akraba ve yakınlarından başlardı. Faiz yasağını amcası Abbas (ra)’den başlatmıştır. Yine kan davasını da amcası Haris’ten başlayarak kaldırmıştır. (Müslim, Tirmizi-K.S. 2/305) Hâkim, kadı, müçtehidin, (iyi niyetle) hüküm vereceği zaman isabet ederse iki sevap, hata ederse bir sevap alacağını buyururdu. (Buhari, Müslim, Ebu Davud-4912) Resûlullah hükmünde adil olmasına rağmen bazılarını memnun edemezdi. Kimileri, O’nun hükmüne şahsî sebeplerle uymak istemezdi. Bu durumda bazen Allah Resûlü, cezalandırma yoluna giderdi. Zübeyr (ra) ile ihtilafa düşen tarla komşusu, sulama konusunda ihtilafa düşerler. Zübeyr’e, arazisini suladıktan hemen sonra suyu bırakmasını söyleyince adam, suyu önce almak istediğinden, bu kararı beğenmez ve Resûlullâh’ı, akrabasını kayırmakla suçlar. Bunun üzerine Efendimiz (sav) de Hz. Zübeyr’e, tarlanın her tarafını, taşıra taşıra sulamasını söyler. (Buhari, Müslim, Ebu Davud, Nesei; Tirmizi, İbn-i Mâce-4979, K.S.-4917) İnsanların mahkemeyi yanıltmaması gerektiğini, haksız olduğu halde, etkileyici konuşanın davayı kazanabileceğini ama âhirette onun için ateş olacağını hatırlatırdı. (Buhari, Müslim, Ebu Davud, Nesei; Tirmizi, Muvatta-4998 ) Fasık ve kindar insanların şahitliğini kabul etmezdi. (Ebu Davud, İbn-i Mâce, K.S.-4908) Hayırlı insanın, gördüğü bir olayı, çağrılmaya bile gerek görmeden mahkemeye gelerek, adalet adına bildiğini söyleyen olduğunu belirtirdi. (Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Muvatta, K.S.-4911) Müslüman kardeşlerine karşı kin besleyen, ihtiraslı, yalancı şahitliği bilinen, sanığın aile fertlerinden biri, şahitlikte bulunamaz. (Tirmizi-4942) “En hayırlı şahit, kendisinden bir talepte bulunulmadan gelip şahitlik edendir”. (Müslim, Ebu Davut, Muvatta, Tirmizi-4950) Allah Resûlü, bildiği bir konuda şahitlik için çağrıldığı halde yapmamayı, (Taberani-4953) olayla ilgili bir bilgisi ve görmesi olmadığı halde şahitlik yapmayı yasaklamış, kişinin ilahi gazaba uğrayacağını belirtmiştir. (Taberani-4970) Yargılamada bilirkişi uygulaması yapardı. Yahudilerle alakalı bir meselede, Tevrat’taki hükmü ortaya çıkarmak için onların âlimlerini çağırtmıştır. (Buhari, Müslim, Ebu Davut, Tirmizi, İbn-i Mâce-5392) Allah Resûlü (sav), hüküm verme, iş yapma durumunda olanların rüşvet alıp vermelerini lanetlemiştir. “Rüşvet alan da veren de melundur.” (Tirmizi, Ebu Davud-4914, K.S.-4889) Tereddüt ve şüphe durumunu sanığın lehine kullanırdı. (Tirmizi-5183) Bir konuda suçlanan kişiyi bizzat dinler, gerektiğinde suçun işlendiği mekâna giderdi. (Buhari, Müslim, Ebu Davud, K.S.-2278) Efendimiz (sav) kişinin, İslâm hukukunun uygulanması ve cezaların tatbikine engel olunmasına, haksız olduğu halde kendini haklı göstererek bir davanın kazanılmaya çalışılmasına, insanlara iftira atılmasına karşı müminleri uyarmış, böyle yapanların, cehennemliklerin vücutlarından çıkan irinleri içeceğini haber vermiştir. (Ebu Davud, K.S.-1649) Karar veren kişinin, iki tarafa da aynı mesafede olmasını, aynı konumda tutmasını isterdi. İşaretleşme ve anlamlı bakışlardan kaçınmasını, birine yumuşak diğerine sert davranmamasını emrederdi. (Taberani-4920) Bir davada hasımlardan her iki taraf da dinlenmeden asla karar verilmemelidr. (Tirmizi, Ebu Davud-4916, K.S.-4891) Hasımlar, birlikte hakimin / karar vericinin karşısına çıkmalıdırlar. (Ebu Davud-4917, K.S.-4892) Bir şahıs öfkeli ve kızgın iken asla bir karar / hüküm vermemelidir. (Buhari, Müslim, Ebu Davut, Nesei, Tirmizi, İbn-i Mâce-4919, K.S.-4893) Delil getirmek davacıya aittir. Bir konuda iddiada bulunan kişi kanıtlarını belirtmek zorundadır. Suçlanan, davalı ise, (varsa delillerini sunar, yoksa) yemin etmek zorundadır. (Tirmizi-4930, K.S.-4900 vd.) Taraflardan biri, suçlu / haksız olduğu halde, etkili konuşmaları ve tavırlarıyla hâkimi yanıltabilir. Ama bunu yapan ateşe koşmuştur. (Buhari, Müslim, Ebu Davut, Nesei, Tirmizi, İbn-i Mâce-4928) Ceza Halleri Hata ve kusur işleyenlere yol gösterirdi. Râfi, küçükken bir adamın hurma bahçesini taşlar ama sahibi onu yakalar. Resûlullâh’a (sav) açlıktan dolayı böyle yaptığını söyleyince, “Ağaca taş atma, yere düşenleri ye! Allah (cc) seni doyursun ve suya kandırsın.” buyurur. (Ebu Davud-5425) Cezası açıkça belirtilen konular hariç, küçük meselelerde hemen ceza verme yoluna gidilmemelidir. (Ebu Davud, Nesei-5184) İnsanların, birbirlerine karşı işledikleri suçlarda af yolunu seçmeleri daha iyi olur. (Ebu Davud, Nesei-5185) Bir şahsın bedenine zarar veren, öldüren için kısas uygulardı. (Ebu Davud, Nesei, İbn-i Mâce, Tirmizi-5227) Allah Resûlü (sav) bir şahsın parmağını koparan kişi için on deve tazminat hükmü vermiştir. (İbn-i Mâce, K.S.-6816) İslâm’da kan davası yoktur. Suçlar şahsîdir ve cezayı mahkeme verir. Kimse bir başkasının işlediği suçtan dolayı cezalandırılamaz. (Nesei-5241) Allah Resûlü (sav), kişi haklarıyla ilgili meselelerde, davacıdan öncelikle affetmesini isterdi. Ancak buna yanaşmazsa, kısasa başvururdu. (Ebu Davud, Nesei-5254) Resûlullah (sav), bir suçla yargılanan veya suçunu itiraf edenleri dinlerken, onları sıkıştırmaz, itirafa zorlamazdı. Ceza uygulamamak için en küçük imkânları değerlendirirdi. (Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi-5350, Ebu Davud-5360) Hırsızlık iddiasıyla suçlanan biri getirilince, “Senin çaldığını zannetmiyorum!” demişti. Adamın, “Hayır ya Resûlullah (sav)! Ben çaldım.” diye ikrarı üzerine ceza uygulamış, tevbe etmesini istemiş ve ona duâ etmiştir. (Ebu Davud, Nesei, K.S.-1627) Bir kimse suçlu olduğunu ifade ederse, sağlıklı olduğunu araştırır sonra (zina gibi durumlarda dört defa) ikrar etmesini isterdi. (Ebu Davud-5361) Allah Resûlü (sav), suça zorlanan kimselere ceza uygulamazdı. (Buhari-5369) Cezada hafifletici sebepleri gözetirdi. Zina eden birine yüz değnek vuracağı zaman, onun çok zayıf olduğunu göz önünde bulundurarak, ince dallardan bir bağ yaptı ve cezasını bir defa vurarak giderdi. (Ebu Davud-5375, Nesei-5376) Bir suç işleyen kimsenin cezasını verirken, İslâm’a hizmetlerini, samimiyetini dikkate alırdı. Mekke’ye bir sefer düzenleneceğini öğrenen Hatip b. ebi Belte’a’ bunu Mekke’deki müşrik akrabalarına haber vermek için mektup yazmıştır. Bunun Allah (cc) tarafından bildirilmesi ve habercinin yakalanması üzerine, Hz. Ömer (ra) öldürmek için izin istemiş ancak Resûlullah (sav), Hatip’in Bedir ehlinden olduğunu belirterek buna izin vermemişti. (Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, K.S.-4276) O (sav); insanlara ceza vermekten ziyade, suça götüren durumları ortadan kaldırmaya gayret ederdi. Şüphe durumunda ceza uygulamazdı. Sanığın lehine olabilecek en küçük bir delili dikkate alırdı. (Tirmizi, K.S.-1652) Allah Resûlü (sav), suç işleyen zengin veya fakir oluşunu asla göz önünde bulundurmaz, bunu isteyenlere de şiddetle tepki verirdi. Kimseye bu konularda iltimas geçmezdi. Hırsızlık yapan zengin bir aile kızının bağışlanması için aracı olan Usame’ye kızmış ve şöyle buyurmuştur: “Sizden öncekilerin helak oluş sebebi şu idi: Onlardan üst düzeyde biri hırsızlık (gibi bir suç) işlediği zaman onu serbest bırakırlardı. Güçsüzleri hırsızlık (veya başka bir suç) işlediği zaman hemen şeri cezayı uygularlardı. Allâh’a yemin ederim ki, eğer Muhammed’in kızı Fatıma çalmış olsaydı, onun da elini mutlaka keserdim.” (Buhari, Müsilm, Ebu Davut, Nesei, Tirmizi-5414, K.S.-1628) Mahkemeye intikal eden bazı davaların cezasız kalamayacağını ifade etmiştir. Yakaladığı hırsızı getiren bir kişi, tam eli kesileceği zaman davasından vazgeçtiğini belirtmişti ancak Resûlullah (sav); “Bunu Bana getirmeden önce niye yapmadın!” buyurarak kabul etmemiştir. (Ebu Davud, Nesei, Muvatta, K.S.-1651) “Hadleri kendi aranızda affedin, affı Bana bırakmayın. Bana bir had (ceza uygulaması) gelirse onun infazı vacip olur.” (K.S. c.6 s.298) Resûlullah (sav), esasları Kur’ân’da belirtilen cezaların dışında verilecek cezaların ağır olmamasını, uyarı ve tedip amaçlı olmasını isterdi. (Buhari, Müslim, Ebu Davud, İbn-i Mâce, K.S.-1654) Kıtlık senesi bahçeden izinsiz hurma yiyip biraz da götürmek isteyen birini mal sahibi yakalar, döver, elbisesini alarak Resûlullâh’a (sav) gider. Ancak Allah Resûlü (sav), hırsıza bir ceza vermez, ona biraz buğday verir ve mal sahibine de, “Bu adam cahilse sen öğretsiydin, açsa doyursaydın.” buyurur. (Ebu Davud, Nesei-5422) Bu dünyada işlenen bir suça, Allâh’ın emrettiği bir şekilde cezası verilen kişinin ayrıca âhirette ceza almayacağını müjdelemiştir. (Tirmizi, K.S.-1657) İslâm hukukuna göre ceza verildikten sonra, şahısların kendi kafalarından (veya töre üzere) ceza vermesi asla affedilmeyecek ağır bir suçtur. (Ebu Davud, K.S.-1922) Resûlullah (sav), ceza olarak kısas hakkı olan kimseleri, önce affetmeye, (Ebu Davud, Nesei, K.S.-4982) olmazsa diyet almaya razı etmeye çalışır ama buna zorlamazdı. (Ebu Davud, Nesi, K.S-1925) Ceza Yöntemleri Allah Resûlü (sav) cezalandırmada aşıraya gidilmesini, insanların yakılarak öldürülmesini, ilahi ceza benzeri ceza verilmesini yasaklamıştı. Bir askeri birliğe, “Falanca adamı yakarsanız, onu yakın.” dedikten kısa bir müddet sonra, bunun doğru olmayacağını, ateşte yakmanın ancak Allâh’a mahsus olduğunu belirterek vazgeçmiştir. (Ebu Davud-6194, Buhari, Tirmizi, K.S.-1060) Müslümanların öldürürken de en iffetli, insaflı kimseler olduğunu söylerdi. (Ebu Davud, K.S.-1064) Peygamber Efendimiz (sav), birini ceza amacıyla döverken yüze vurulmasını yasaklamıştır. (Ebu Davud-5387, Buhari, Müslim, K.S.-1062) Allah Resûlü (sav), hırsızlık yapan birine el kesme cezası uygulamıştır. (Buhari, Müslim, Muvatta, Tirmizi, Ebu Davud, Nesei, K.S.-1625) Çalınan az bir değer için el kesme cezası uygulamazdı. (Buhari, Müslim, Muvatta, Tirmizi, Ebu Davud, Nesei, K.S.-1624) Hırsızlık yapan kişiyi şiddetle kınamıştır. (Buhari, Müsilm, Nesei, K.S.-1626) İçki içenlere celde cezası uygulamıştır. Ancak ceza gören bir kimseye hakaret edilmesini ise asla hoş görmezdi. İçki içen birisine cezası uygulandıktan sonra, bazıları adama lanet eder. Bunu duyan Resûlullah (sav), şöyle demelerini buyurur: “Böyle söylemeyin! Allah’ım! Ona rahmet et, onun taksiratını affet!” (Buhari, Ebu Davud, K.S.-1648) Bir günahı gizli olarak işleyen, onu kimseye söylememelidir. Eğer söylerse ceza gerekir. Söylemediği takdirde, tevbe ederse umulur ki Allah (cc) onu bağışlar. (Muvatta-5182) Bir topluluğa ilahi ceza geldiğinde, suçlu suçsuz aramadan genel olur. Ancak âhirette herkes kendi hesabını, inanç ve ameli üzere verir. (Buhari, Müslim-7924) Bir kimsenin Müslüman kardeşine “Ey Yahudi” gibi gayri müslim bir ifadeyle seslenmesini yasaklamış ve ceza gerektirdiğini belirtmişti. (Tirmizi, K.S. -1623) Resûlullah (sav), hekim olmadığı halde bir hastaya ilaç verip de zarara uğratan, ölümüne sebep olan için tazminat ve ceza uygulanacağını belirtmiştir. (Ebu Davud, Nesei- 5327) Efendimiz (sav) ‘den… “Hâkimler üç türlüdür: Bunlardan biri cennetlik, diğer ikisi cehennemliktir. Cennetlik olan; doğruyu bilip, doğru ile hükmedendir. Doğruyu bilip zulüm ile hükmeden ve cahil olup bilmeden insanlar arasında hükmedenler cehennemliktir.” (Ebu Davud-4905, K.S.-4882) “İnsanlara her iddia ettikleri delilsiz verilseydi; birtakım insanlar, bir kısım insanların kanları ve mallarını (bile) talep ederlerdi. Lakin yemin etmek, davalıya aittir. Davalıya yemin ettirin ve şu ayeti (Âli İmrân, 77.) okuyun: ‘Küçücük bir menfaat olduğunda, Allâh’a verdikleri sözü yiyenler ve ettikleri yemini bozanlar var ya, onlara âhiret yurdunun nimetlerinden hiç pay yoktur.’ (Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesei, İbn-i Mâce-4932) Allah Resûlü Muaz b. Cebel’i Yemen’e vali / hakim olarak gönderdiği zaman ona sordu: “Bir dava ile karşılaştığın zaman ne ile hükmedersin?” “Allâh’ın kitabı ile hükmederim.” “Allâh’ın kitabından bulamazsan?” “Allah Resûlü’nün sünnetiyle hükmederim.” “Ya onda da bulamazsan?” “Sağa sola hükmeden, kendi görüşümle içtihat eder (ona göre hükmeder)im.”

Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, Muaz’ın göğsüne vurarak şöyle buyurdu: “Allah Resûlü’nün elçisini hoşnut olacağı bir şeye muvaffak kılan Allâh’a hamd olsun.” (Ebu Davud, Tirmizi-4925, K.S-4896) “Yeryüzünde uygulanan bir şer’î ceza, yeryüzünde bulunanlar için, kendileri otuz sabah yağmur yağdırılmasından daha hayırlıdır.” (Nesei-5179) “Kim araya girip de Allâh’ın verdiği cezalardan birinin uygulanmasını önlerse, Allah’la zıtlaşmış olur. Kim, bile bile batıl bir davada çekişirse, ondan kendini çekinceye dek, Allâh’ın gazabında olur. Kim, müminde olmayan bir şey söyleyip ona iftira atarsa, söylediğini geri alıncaya kadar, Allah onu cehennemliklerin düştüğü irin çukuruna koyar.” (Ebu Davud-5187) “Şu üç kişiden kalem (sorumluluk–ceza) kaldırılmıştır: İyileşinceye kadar deliden, uyanıncaya kadar uyuyandan, akıl baliğ oluncaya kadar çocuktan.” Bir rivayette de: “Ve yaş sebebiyle aklı fesada uğrayandan.” (Ebu Davud-5373, Ebu Davud, Tirmizi, Nesei, K.S.-1658, Buhari, K.S.-4063) “Kim anlaşması bulunan bir kavme zulüm eder ya da hakkını az verir ya da güç yetiremeyeceği bir şey yükler yahut gönül rızası olmaksızın ondan bir şey alırsa, kıyamet gününde karşısında beni bulur.” (Ebu Davud-6225)

Mehmet Nezir Gül

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak