Hz. Muhammed aleyhisselâm’ın peygamber olarak gönderildiği sırada Arap yarımadasının Hicaz bölgesinin Mekke, Tâif ve Medîne’den ibâret üç büyük şehri vardı. Bölgenin liman şehri olan Cidde sonradan kurulmuştur. Bu şehirlerden Mekke’nin zirâata elverişli toprakları yoktu, Kâbe ve zemzem kuyusunun çevresi taşlık ve kayalık bir arâziydi, yakındaki dağlar da böyleydi. Mekke’ye uzak yerlerde otlaklar vardı, Mekkelilerin hayvanları oralarda otlardı. Mekke ve çevresinde ağaç, tarla, bağ bahçe yoktu; o zaman da yoktu şimdi de yok.
Hicaz bölgesinin ikinci şehri olan Tâif, Mekke’ye 80 kilometre uzaklıktadır. Mekke’nin rakımı 360 metre, Tâif’in rakımı ise 1700 metredir. Görüldüğü gibi Tâif, yüksek bir yayladır. Arâzi bakımından Mekke’ye hiç benzemez; tarlaları, çayırları, bağ ve bahçeleri vardır. Tâif, hayvancılığın ve zirâatın merkezidir. O zamanki Mekkelilerin her birinin özellikle zenginlerin Tâif’te yazlıkları ve üzüm bağları vardı.
Hicaz bölgesinin üçüncü şehri olan Medîne de Tâif gibi hayvancılık ve zirâat merkezidir, özellikle de hurma ambarıdır. Mekke’ye 450 kilometre uzaklıkta olan Medîne’nin rakımı 619 metredir. Medîne, hurma bahçelerinin alabildiğine geniş olduğu, 40–50 metre derinlikten bol ve temiz suların çıktığı bir şehirdir; havası hoş, suyu boldur.
Bu üç şehrin sâkinleri de şöyledir: Mekke’de Kureyş kabîlesi, Tâif’te Sakîf kabîlesi, Medîne’de de Arap kabîlelerinden Evs ve Hazrec, Yahûdî kabîlelerinden de Kaynuka oğulları, Nadîr oğulları ve Kurayza oğulları oturmaktadır. Her biri birer Arap kabîlesi olan Kureyş, Sakîf, Evs ve Hazrec müşrikti. Yahûdî kabîleleri de Mûsevî idiler.
Bu üç şehirden Mekke ticâret merkezi, Tâif ile Medîne de hayvancılık ve zirâat merkeziydi. Mekkeliler hayvancılık ve zirâata elverişli arâzilerden mahrûm olma durumlarını, kafalarını çalıştırarak avantaja çevirmiş ve ticârete başlamışlardı. Mekke’de ticâret hayâtı, şehrin kuruluşu ile yaşıttır. Mekkelilerin her biri iyi birer tüccardır. Kur’ân-ı Kerîm’in Kureyş sûresinden öğrendiğimize göre ticâret için kışın Yemen’e, yazın da Suriye’ye giderlerdi. Yemen’den aldıklarını Hicaz ve Suriye’de satarlar, Suriye’den aldıklarını da Hicaz ve Yemen’de satarlardı, yāni ithâlât ve ihrâcât işiyle uğraşırlardı. Bu yüzden de zengindiler, her birisi para babasıydı.
Zengin olan Mekkelilerin her birinin ticâret işinde çalıştırdıkları işçileri (köleler ve câriyeler) vardı. Bu yüzden Mekke’de karışık ve mozaik bir insan yapısı vardı. Dînî ve ticârî bir merkez olan Mekke’ye her yerden insan akını vardı. Arap yarımadasının değişik bölgelerinden, hemen hemen her kabîleden, Habeşistan’dan, Suriye’den, Fars ve Bizans’tan insanlar vardı, ama Tâif ve Medîne böyle değildi. Oralarda yerli halk yaşardı.
Mekke’de herkes ticâret yapardı, ama bazı âileler ve bazı kişiler bu işi daha güzel yaparlardı. Hz. Osman’ın babası Affan da ticâreti güzel yapanlardan biriydi. Kureyş kabîlesinin Ümeyye oğulları koluna mensup olan Affan, ticâretle uğraşan zengin bir kimseydi. Ticâret için çıktığı bir seyahat esnâsında Şam’da öldü, ondan oğlu Osman’a büyük bir servet, büyük bir zenginlik kaldı. Osman da baba mesleği olan ticâreti devâm ettirdi iyi para kazandı ve elindeki imkânlarla dâimâ halkına yardım ve iyiliklerde bulundu. Bu sebepten dolayı halkı onu sever ve kendisine saygı gösterirlerdi. Müslüman olduktan sonra da ticâretini devâm ettirdi. Mekke’den Medîne’ye hicret ettiklerinde Medîne’nin ticâreti Yahûdîlerin elindeydi, Medîne’ye yerleşen Mekkeli muhâcirler kısa zamanda Medîne’nin ticâret hayâtına hâkim oldular. Medîne’nin ticâretini ellerine geçiren Müslüman muhâcirler, kısa zamanda Medîne’nin de en zenginleri oldular. Hz. Ebû Bekir, Hz. Osman ve Hz. Abdurrahman gibi zengin muhâcirler kazançlarını İslâm uğruna ve Müslümanların lehine harcadılar.
Hz. Osman, Medîne’ye hicret ettikten sonra Rûme kuyusunu satın alıp Müslümanların hizmetine sundu. Çeşitli gazâlarda ve özellikle 9/630 yılında yapılan Tebûk seferinde İslâm ordusuna çok yardımlarda ve bağışlarda bulundu. Hz. Ebû Bekir’in devlet başkanlığı zamânındaki kıtlık senesinde insanların imdâdına yine Hz. Osman yetişti.
Hz. Ebû Bekir’in hilâfeti zamânında bir kıtlık yaşanmıştı, insanlar halîfeye başvurarak: “Ey Allâh’ın elçisinin halîfesi! Ne yağmur yağıyor, ne toprak yeşeriyor, insanlar açlıktan ölme korkusu içindedirler. Bu konuda ne düşünüyorsun?” demişlerdi.
Halîfe Hz. Ebû Bekir de “gidin, biraz bekleyin, ümit ediyorum ki Allah Teālâ, size bir kapı açacaktır” dedi. Bir yandan vatandaşlarını tesellî etmeye çalışmış, diğer yandan da hummâlı bir arayış içine girmişti. O gün akşama doğru Hz. Osman’a āit bir ticâret kervânının Şam’dan gelmekte olduğu ve ertesi sabah kervânın Medîne’ye ulaşacağı haberi geldi. İnsanlar sevinç içindeydi. Kervan şehre yaklaşınca herkes seyre çıktı.
Hz. Osman’ın Medîne’ye yaklaşan ticâret kervânı bin yüklü deveden oluşuyordu. Develerin yükleri buğday, zeytinyağı ve kuru üzümdü. Develer, Hz. Osman’a āit alana alınıp yükleri indirilince şehir esnafı gelip karşısına toplandılar, Hz. Osman onlara “evet, ne istiyorsunuz?” diye sorunca esnaf “ne için geldiğimizi biliyorsun, şu malını çabucak bize sat da gidelim. Bak halkımız aç ve perîşan, bu malı bekliyorlar” dediler. Bunun üzerine Hz. Osman “Peki, hay hay, ama söyleyin bakayım, bana ne kadar kâr bırakacaksınız?” diye sorunca “ölçek başına bir veya iki dirhem veririz” dediler. Hz. Osman “bundan daha fazlasını veren oldu” diye itirâz edince “peki, dört dirhem verelim” diyerek pazarlığa devâm ettiler. Fakat Hz. Osman, bu kez de yine “bundan daha fazlasını verdiler” dedi. Esnaf, bu sıkı pazarlık karşısında “peki, beş dirhem verelim, yetmez mi?” deyince Hz. Osman “hayır, daha fazlasını verdiler” diye diretti. Bu durumu hayretle karşılayan esnaf şöyle dediler:
“Ey Osman! Medîne’de bizden başka esnaf yok. Bizden önce de buraya başka birileri gelmediğine göre, sana bundan daha fazla kâr veren kim olabilir?” diyerek hayretlerini ifâde ettiler. Bunun üzerine Hz. Osman târihe mâl olacak şu sözü söyledi:
“Yüce Allah her dirheme karşılık bana on mislini vaad etmiştir, siz bu kadarını verebilir misiniz?” diye sorunca, esnaf “elbette hayır” dediler.
Dünyâda iken cennetle müjdelenmiş on kişiden biri olan Hz. Osman, içinden müthiş bir karar vermişti. İşte şimdi bu karârını açıklıyordu. Medîne’nin toptancı esnafına şöyle hitâp etti:
“Bakınız, Yüce Allah şâhidimdir. Bu kervânın yükünün tamâmını sırf Allah rızâsı için perîşan durumdaki insanlara ve Müslümanların yoksullarına sadaka olarak dağıtmaya niyet etmiş bulunuyorum.” Niyetini gerçekleştirdi ve dediğini yaptı.
İçinde yaşadığımız dünyâda Hz. Osman gibi zengin Müslümanlara ne kadar da çok ihtiyâcımız var, özellikle de bu dar ve sıkıntılı günlerde, değil mi? Dünyânın değişik yerlerindeki zor durumda olan Müslümanlara, yardım elini uzatacak, Hz. Osman gibi Müslümanları arıyor gözlerimiz. Filistin’de, Gazze’de, Çeçenistan’da, Bosna’da, Doğu Türkistan’da, Afganistan’da, Afrika’da ve Asya’daki yoksul, mazlum, mağdur ve mustaz’af Müslümanlara yardım edecek Müslümanlara ne de çok ihtiyâcı var bu ümmetin.
Yâ Rab! Bu dar günlerde yoksullarımıza sabır, zenginlerimize de anlayış lütfeyle.
Nisan 2026, sayfa no: 46-47-48
Abone Ol
En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!
Mesaj Bırak