Günümüzde ebeveynlerin çocuk yetiştirmeye dâir kaygıları da bilgi seviyeleri de oldukça yüksek. Bir yandan en iyi şekilde çocuk yetiştirmeye odaklanan anne babalar diğer yandan acaba yanlış mı yapıyorum sorularıyla boğuşmaktalar. Dr. Mehmet Teber’in de dediği gibi, insanlık târihi hiç bu kadar çok bilgiye sâhip ama bu kadar çok kendini eleştiren ebeveynlere şâhitlik yapmadı belki de. Çocuk yetiştirmek artık soyu devâm ettirmek, üremek gibi temel amaçların dışında çok fazla sosyal ve psikolojik amaçları barındırır bir hâle geldi. “Çocuğumuz idealimizdeki çocuğa benzeyecek mi, hayâllerimizi o gerçekleştirecek mi?” ya da “Toplumda bizi onore edece edecek bir kişiliğe dönüşecek mi?” gibi çok fazla alt başlıklarla berâber hayâtımıza giriyor.
Oysa çocuk kendiliğinden insana en saf hâlini hatırlatan, öze döndürme mesajı taşıyan bir emânetten ibâret değil miydi?
Bizim “Bu emânetin nasıl hakkını edâ edebilirim, onu örselemeden nasıl fıtratına uygun yetiştirebilirim?” sorularının peşine düşmemiz; daha iddiasız, daha yalın ve sâkin bir ebeveynlik stili kurabilmemiz için önemli bir noktada diye düşünüyorum.
Çocuklara bakışımızı düzenleyerek baktığımız noktada, onların geleceğin yetişkin bireyleri olarak bağımsız, sorumluluklarını yerine getiren, kendi ayakları üzerinde durabilen kişiler olmasını dileriz. Bu sayıda ele alacağımız konu da çocukların sorumluluk bilinci olacak. Öncelikle sorumluluğun tanımına bir bakalım:
“Sorumluluk, bireyin kendi seçimlerinin, kararlarının ve davranışlarının sonuçlarını üstlenmesi, başkalarının haklarına saygı göstermesi ve kendi üzerine düşen görevleri yerine getirmesi sürecidir.” (Yavuzer, H.)
Okul öncesi dönemden başlayarak ele aldığımızda çocuğun davranışlarının bir sonucu olduğunu öğrenmiş olması, ev içindeki küçük görevleri yapabilmesi, özbakım becerilerinin gelişmiş olması, toplumsal alandaki görevlerinin farkında olması olarak bu tanımı biraz daha açabiliriz.
Peki çocukların sorumluluk sâhibi olmasının ilk şartı nedir diye soracak olursak, çocuğun bu eylemlerin yapılışını ne kadar gördüğüdür şeklinde bir cevap verebiliriz. Davranış eğitiminde ilk şart o davranışın yapılışını izlemektir. Çocuğa öğretmek istediğimiz davranışı 1 ay boyunca bizim yaptığımızı görmesini isteriz. Diş fırçalama örneğinden gidecek olursak öncelikle anne babaların, çocuklarının onları dişlerini fırçalarken izlemelerini sağlamaları çok önemlidir. Gerektiği kadar kayıt çocuğun hâfızasında yer edinince berâber yapmak teklif edilir. “Haydi bugün dişlerimizi berâber fırçalayalım.” ve 1 ay daha birlikte dişler fırçalanır. Sonrasında çocuğu kendi başına fırçalaması için teşvîk eder, geri plana çekilir ve izleriz. Olumlu geri dönüşlerle teşvîk ederiz ama düzeltilmesi gereken noktaları olumlu geri bildirimlerin sonunda “Biraz daha şöyle yapmaya çalışırsan daha da güzel olabilir” şeklinde gösterebiliriz.
Bundan sonra çocuktan o davranışı bağımsız bir şekilde yapmasını bekleyebiliriz.
İlkokul döneminde birçok çocuğun hâlâ yemeğini kendi yememesi, banyosunu yapmaması, kıyafetlerini giyip çıkaramaması bu konudaki eksikliğin önemli göstergelerindendir. Bu noktada kültürümüzdeki “fedâkâr annelik” modelinden biraz bahsetmek yerinde olacaktır. Çocuğu yorulmasın diye önündeki bütün engelleri ortadan kaldırmaya çalışan, hayâtını kolaylaştırmak için onun çoğu sorumluluğunu kendisi üstlenen anne, aslında çocuğuna iyilik mi yapıyordur? Maalesef hayır. Çok iyi niyetle süslenmiş ama çocuğun kendine güvenini de sorumluluk bilincini de temelinden sarsan bir tutumdur bu. Annelerin çocuklara sorumlulukları devretmeleri çok önemlidir.
Toplumsal sorumluluk bilincinin gelişmesinde ise rol model çoğunlukla babadır. Sosyal yardım faaliyetlerinde bulunan, çevre ile özenli bir ilişkisi olan, trafikte, toplumda diğer insanların haklarına saygı duyan bir baba çocukta toplumsal rollerin yerleşmesini sağlamaktadır. Bu nedenle babaların çocuklarla berâber sosyal ortamlarda bulunmaları, onları izleyen bir çift gözün her şeyi kayıt altına aldığını unutmamaları önemlidir.
Sorumluluk sâhibi olmasını istediğimiz çocuklarımızın biraz hayâtın gerçekleriyle yüzleşmelerine izin vermeliyiz. Bazen düşecekler, zorlanacaklar, üzülecekler ama yanlarında anne babaları varken ve rehber olurlarken düşmeleri onların bu anlarla nasıl başa çıkacaklarını öğrenmelerinin en konforlu yolu. Bırakalım yanlarında biz varken hayâtın zorlu yanlarıyla tanışsınlar ki yetişkinlik dönemlerinde bu zorluklarla daha kolay baş edebilir hâle gelsinler.
Yavuzer, H. (2012). Çocuk Eğitimi El Kitabı. İstanbul: Remzi Kitabevi.
Mayıs 2026, sayfa no: 24-25
Abone Ol
En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!
Mesaj Bırak