Günümüz çağının imkânlarına erişimin kolay olmasıyla birlikte birey, bazan isteyerek bazan da farkında olmadan pek çok uyarana mâruz kalıyor. Bu durum; isteklerini ertelemeyi, karar vermeyi ve sorumluluk almayı zorlaştırıyor. İşte tam da çağın tüm getirdiklerine erişimin bu kadar kolay olduğu bir devirde, vakûr bir duruş sergileyebilmek adına yeni bir pencere aralanıyor ve “İrâde” kavramı ön plana çıkıyor. İrâde gücü ne zaman başlıyor? Tabii ki çocuklukta. Bazan birkaç çikolata daha fazla yemek, bazan birden fazla oyuncak, bazan ise teknoloji kullanımının karşısında irâde göstermek, bunlara erişimin daha zor olduğu zamanlara kıyasla günümüz çağında olduğu kadar hiçbir çocuğu bu kadar zorlamamış olsa gerek. Biz yetişkinlerin bile zaman zaman irâdemizi kontrol etmekte zorlandığı bir çağda çocukların kolay bir şekilde irâde göstermesi, sınırları zorlamaması duygularını düşünmek güç olurdu. Peki irâde ne için gereklidir? İrâde akıntı nereye çekerse oraya gitmek değil; kendi fikrinin, akıntıyla birlikte kendine olan inanç ve güvenin taşıyıcısı olmak demektir.
İrâde, önümüze serilen sayısız seçeneği almaya, bir yere gitmeye, zamânı kullanmaya gibi gibi durumlara “Dur” diyebilmek, kendine set çekebilmek, kısaca bir olay ya da durumu gerçekleştirmekte kendi karârını vermeye istekli olmaktır.
Bir çocuğun irâde gösterebilmesi içinse dikkat edilmesi gereken belli başlı noktalar vardır. Öncelikle, çocuk ile ilgili pek çok konuda olduğu gibi, çocuğun çeşitli durumlarda irâde göstermesinde de kendi yetişkin yaşamımızdan izler görmemek mümkün değildir. Çocuklar kamera gibidir. Etraflarında neler olup bittiğini izler ve kaydederler. Dünyâyı bu şekilde anlamlandırırlar. O halde irâdeli çocuklar yetiştirmek istiyorsak işe önce kendi irâdemizi sağlam tutmak için çaba sarf etmekten, kendi yaşamlarımızda irâde örneklerimizi arttırmaktan başlayabiliriz. Temel sağlam olmadan yukarılara çıkmak da kolay olmayacaktır.
İrâde temelini destekleyen iki yapı taşı unsur vardır: Duygular ve sınırlar.
Özellikle okul öncesi 0-6 yaş döneminde duygu eğitimi; çocuğun kendisi ve başkalarının duygularını anlamlandırması, ifâde etmesi ve duygularını düzenleyebilmesi için oldukça önemlidir. Ev içerisinde bol bol duygu ifâdesi, duygu yarışması, duygu çalışmaları, sınırlar eşliğinde irâdeyi sağlam bir zemîne oturtur. Bir arada tampon bölge görevi görür. Peki duygular irâdeyi nasıl güçlendirir? Yansıtılan duygular, içsel sistemin düzenlenmesine yardımcı olarak çocuğun karşılaştığı zorluklar karşısında tolerans ve baş edebilme kapasitesini arttırır.
Sınırlar ise bir çocuğun yapabileceklerinin nerede başlayıp nerede bittiğinin ölçüsüdür. Çocuk, henüz beyin gelişimi tamamlanmadığı için, kendi istek ve ihtiyaçlarına karşı kendini durdurabilmek ve en nihâyetinde güvende hissetmek için sınırlara ihtiyaç duyar. Çocuklar çoğu zaman sınırları istemezler ancak psikolojik olarak onlara ihtiyaç duyarlar. Sınırlar, irâdenin güçlendirildiği yer olarak zihinlerinde yer edinir. Çünkü sınırlar, irâdenin test edildiği ilk yerdir. Sınırları içselleştirerek irâde kasının güçlendirilmesi mümkündür.
Örneğin bir çocuğun ödevini yapması gerekiyor ancak o sırada arkadaşlarıyla dışarıda vakit geçirmek de istiyor. Bir yandan arkadaşlarıyla vakit geçirmek isteyip diğer yandan ödevini yapmak bir çocuk veya ergen için zaman zaman içinden çıkılamaz bir hal alabilir. Ancak bir de şöyle denesek; önce duygusunu anladık ve yansıttık (çocuğa kendisini anlaşılmış hissettirmenin anahtarı) sonra uyması gereken sınırı hatırlattık (kuralları içselleştirmenin mihenk taşı) ve nihâyetinde çocuk anlık olarak isteğini ertelediği için belki üzgün, mutsuz, öfkeli hissetti, belki kriz çıkardı ancak kendi yaşının gerektirdiği kadar probleme mâruz kalarak hem duygularını düzenleyeceği hem de uzun vâdede irâdesini güçlendireceği bir beceri edinmesine alan açmış olduk.
Zaman zaman hayattaki kutupların dengesine dikkat çekmek gerekmektedir. Başarısızlığın, olumsuz olay, durum ve koşulların her zaman kötü olmadığını anlatabilmek, hayâta “Bazan” lafını katabilmekle mümkün olur. “Bazan böyle olabilir”, “Bazan şöyle hissedebilirsin.”, “Bazan istediğin gibi olmayabilir ve başarısız olabilirsin.” şeklinde ifâdeler; olaylara bakış açısında çocuğun katı bir tutumdan ziyâde esnek durabilmesine ışık tutar. Esneyebilme becerisi ise psikolojik iyi oluşu destekleyerek, irâde gösterilemediği durumlarda tekrar ayağa kalkıp devâm edebilmenin önünü açar. Tolerans düşük olduğunda, duyguların dağılması ve toparlanması uzun zaman alır. Toleransı ve olaylara karşı esneme kapasitesini arttırmak, irâdenin güçlendirilmesine katkı sunar.
İrâdenin güçlenebilmesi için atılabilecek bir diğer önemli adım; çocuğun yaşıyla orantılı bir şekilde sorumluluk alması ve problem çözebilme becerisinin gelişeceği durumlara mâruz kalmasıdır. Bunun için, çocuğa hizmet etme davranışlarının önüne geçmek ve “Acıktın mı?”, “Üşüdün mü?”, “Susadın mı?” gibi kendi ihtiyaçlarının farkında olup sorumluluk alabileceği alanı açmak gerekir.
Küçük bir anaokulu çocuğunun elindeki oyuncağını alan arkadaşına karşı her defasında ebeveyn veya öğretmenin gelip bu problemi çözmesi demek, bir dahaki sefere benzeri bir problem yaşadığında yine bir yetişkinin yardımına ihtiyaç duyması demektir. “Bu durumu nasıl çözebiliriz bir fikrin var mı?”, “Arkadaşına kendini ifâde etmekte zorlandığını görüyorum, yanında olmamı ister misin?” gibi, çocuğun çözebileceği bir şeyi tamâmen biz halletmeden alan açıcı şekilde hitâb etmek, çocuğun olaylara ve durumlara farklı bakmasını sağlar. Çocuğun irâdesinin güçleneceği bu noktalar altın değerindedir. Bu durum toleransını, olaylara bakış açısını şekillendirir. İrâde kası, tıpkı bloklardan ev inşâ edilmesi gibi, bu durumlardan güçlenir.
Ayrıca çocuğa kazandırmak istediğimiz beceri için iletişim noktasında kullandığımız dile dikkat etmemiz gerekir. İrâde eğitiminde eleştiri, suçlama, kıyas ve korkutmaktan uzak durulmalıdır. Bu tarz ifâdeleri içeren cümleler çocuğun yetersiz ve değersiz hissetmesine sebep olur, irâde gelişimini sekteye uğratır. Bunun yerine çocuğun irâde gösterdiği durumlarda çabasına yönelik övgünün arttırılması, onun irâdeli davranma sıklığını arttıracaktır. Çünkü anlaşıldığını hisseden çocuk korkusuzca irâdesini ortaya koyabilecektir.
İrâde, muhakeme edebilmenin, benliği diğerlerinden ayırmanın, kendine bir perspektif sunup bu doğrultuda ilerlemenin, gerektiğinde kendine set çekebilmenin önemli bir parçasıdır. İrâde var olduğunda bir kas gibi de güçlendirilebilir. Bu da bir çaba gerektirir. Bir çocuğun irâde kası da tek seferde değiştirilip dönüştürülecek bir durumda değildir, ısrarla bu kası güçlendirmek için çabalanmalıdır. Bundandır ki, kısa vâdede irâdeli olmak krizlere gebeyken, uzun vâdede ebeveynin çocuğuna her yaşta, hattâ ömür boyu kazandıracağı bir yatırımdır. İrâde bizleri kalıplaşmış fikirlerden, pas tutmuş zincirlerden korur.
Haziran 2026, sayfa no: 26-27-28
Abone Ol
En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!
Mesaj Bırak