Çocuk Eğitiminde Âilenin Önemi

Çocuk Eğitiminde Âilenin Önemi

İnsan çok yönlü ve gelişmeye açık bir varlıktır. Onun bu geliştirilmeye açık yönü, eğitim kavramının özünü oluşturuyor. İnsanın eğitim süreci ise, doğduğu âile ortamında başlıyor. Dünyâya gözlerini açtıkları andan îtibâren hayâtımızın merkezine oturan çocuklarımızın ilk eğitimleri, biz anne-babaların kucağında yâni âile ocağında şekilleniyor. Herşeyin en iyisine, en güzeline lâyık gördüğümüz çocuklarımızın güzel ahlâkla bezenmiş sağlıklı bir kişilik geliştirmeleri, emâneti hakkıyla yetiştirebilme endîşesi taşıyan biz anne-babaların en büyük arzusudur. Peki çocuk eğitiminde biz ebeveynlerin yâni âilenin etkisi nedir?

Târihte ve günümüzde bütün milletler, geleceklerini garanti altına alma adına hep iyi insan yetiştirme modellerini aramışlar ve bu konuyu ülke kalkınmasında ön planda tutmuşlardır. Çünkü iyi yetiştirilmiş bir insanın bâzan bir ülkenin kaderini değiştirebileceğine târih sayfaları şâhit olmuştur. Bizler belki içinde bulunduğumuz ortamlarda tutum ve davranış olarak birtakım olumsuz örneklere şâhit olup kendimizce dertleniyor fakat derdini taşıdığımız veya şikâyet ettiğimiz konu ile ilgili “Ben ne yapabilirim?” sorusu üzerine enerji harcamıyorsak şikâyete ayrılan her bir dakîkayı ben israf olarak görüyorum. “Toplum bozuldu, ahlâkî yozlaşma var, gençlik nereye gidiyor” tarzı serzenişler kişinin bakışını ve eylemlerini öncelikle kendisine götürmüyorsa, orada sorumlu davranış tutumu göremiyoruz. Biz kendimizden, kendi evimizden, kendi çocuğumuzun eğitiminden başlayarak belki birşeylerin değişmesine katkı sunabiliriz ya da çaba gösterebiliriz.

Çocuk yetiştirme bir sanatsa, bize emânet olarak verilen varlıkların yaratılışlarındaki mükemmelliğe uygun yetiştirilmeleri, bu sanatı en güzel şekilde icrâ etmek olacaktır. Bu sanatı icrâ eden baş aktörler ise anne-babalardır. Bu bir taraftan kişiyi onurlandırsa da, diğer taraftan biz anne-babaların omuzlarına emânet edilenin değeri oranınca sorumluluk yükleyecektir. Çünkü, en şerefli mahlûk olan insanın eğitimi de özel ilgi, îtinâ, bilgi ve emek ister. Yâni kendi hâlinde gerçekleşmez. Bizler çocuk yetiştirirken çok iyi niyetli bir şekilde çocuğumuzun eğitimi ile ilgilenmeyi isteyebiliyoruz. Fakat bilginin eşlik etmediği iyi niyet bizi her zaman arzu edilen sonuca ulaştırmayabiliyor. Buradaki ilk önceliğimiz, çocuk yetiştirirken 'Neyi nasıl yapmalıyım?' sorusu için yeterli bilgi donanımına sâhip olmanın yollarını aramak olmalıdır. İçinde büyüdüğü çağa doğru değerlerle ayak uydurabilen çocuklar yetiştirebilmek için, önce kendimizi yetiştirmeli ve ebeveynlik becerilerimizi geliştirmeliyiz. Bizler bir mesleğe sâhip olmak için okullara gidiyor, kurslara katılıyoruz. Böylece o işi yapabilmenin bilgisini ve inceliklerini öğreniyoruz. Ama en kudsî meslek olan anne-babalık için hiçbir eğitime gereksinim duymadan onu çok rahat bir şekilde yapabileceğimizi düşünüyoruz. Üstelik bu mesleğin bize yüklediği mânevî bir mesûliyet alanı olduğunu bilmemize rağmen.

Çocuk yetiştirmeyi, bir liseye veya bir üniversiteye yerleştirme olarak algılayabiliyoruz. Okumak denilince diploma almak aklımıza geldiği gibi. Önceliklerimiz ne yöndeyse, ilgilendiğimiz ve enerjimizi harcadığımız alan da o yönde oluyor. İyi bir okula yerleştirme hedefiyle yetiştirilen çocuklar, bir yönleriyle hep eksik kalıyorlar. İnsanın sağlıklı bir şekilde yetişmesi için zihin, duygu ve davranış yönüyle dengeli bir eğitime tâbî tutulması gerekir. Çocuğun sâdece zihinsel yönüne ağırlık verilerek diğer yönlerinin ihmâl edilmesi, ortaya eksik gedik bir şeyler çıkartacaktır. Bu, bedensel gelişimlerini tâkip ettiğimiz çocuklarımızın aynı zamanda ruhsal ve mânevî yönlerinin de izlenmesi gerektiği anlamına gelmektedir. Çocuğun zihin dünyâsında yer alan bir bilginin onun hayâtında eyleme dönüşmesi, onun duygularının da eğitime dâhil olmasıyla mümkün olacaktır. Ancak o zaman bildikleri anlamlı gelerek, inanca dönüşebilir.

Çocuk eğitiminde âilenin önemi üzerinde dururken, anne-babalar olarak, çocuklarımız üzerindeki örnekliğimizi sorgulamadan geçemeyiz. Çocuk sağlıklı bir gelişim ortamındaysa, ortamın konuştuklarından kendi payına düşeni alır ve böylece âdetâ âilenin sessiz ortamı çocuğu eğitmiş olur. Çocuk, üzerinde o âilenin kendisine özgü kokusunu ve izini taşır.  “Âile terbiyesi görmüş” sözündeki 'görme' aktif bir şekilde devrededir çocuklarda. Özellikle 0-6 yaş döneminde anne-babayı taklit etme özelliği mevcuttur ve çocuğun kişiliğinin temellerinin atıldığı bu altın çağda, çocuğun ev ortamında ebeveyninden gördükleri, davranış kodu olarak çocuğun rûhuna sızar. Çocukların duyarlılığa dikkat geliştirmelerinde, anne-babanın model olmasının etkisi çok büyüktür. Çocuğumuzun erdemli davranışlar sergilemesini ve bu davranışların da onun ahlâkî bir vasfı hâline gelmesini istiyorsak, kendimizi bir gözden geçirmemiz gerekir. Çocuğumuzda görmeyi istediğimiz özelliklerin acaba ne kadarı bizde var? Söylediklerimiz değil ancak davranışa dönüştürdüklerimiz çocuğumuza sirâyet edecektir. Pratiğin teoriyi terbiye etmesi de diyebileceğimiz temsîlin çocuk terbiyesindeki  önemi çok büyüktür. Ve çocuklar, bizde gördüklerini yansıtan en güzel aynalardır.

Yine çocuk eğitiminde çocuğunun kābiliyetlerini keşfeden ve geliştiren kâşif anne-baba tutumu çok değerlidir. Bu ebeveynler sâdece çocuklarına iyilik yapmazlar, içinde bulundukları topluma da büyük katkı sağlarlar. Zîrâ, zâyî olmayan her bir yetenek ülke kalkınmasına büyük bir destektir. Aksi durum enerji, emek, zaman ve belki de insan isrâfına sebep olabiliyor. Bu konuda çocuklarımızı daha küçük yaşlardan îtibâren gözlemleyerek, hangi kābiliyet tohumu ile bu dünyâya gönderilmişlerse o tohumun neşvünemâ bulması için ortam hazırlamalıyız. Bir ömür boyu yeteneğinin ne olduğunu bilmeden yaşayan insanlar, gasbedilmiş kābiliyetlerinin sancısını mutsuz ve verimsiz iş mesâîleri ile çekerler. Bunun aksine mesleğine yüreğini koymuş, işini aşk ve şevkle yapan kişiler; içlerindeki keşfedilmiş cevheri ortaya koyduklarından dolayı meslekî doyum yaşar ve bunu da etraflarındaki insanlara fazlasıyla hissettirirler. Yetenekleri farkedilmeden köreltilen çocuklar bana, annelerimizin 'ağzı körelmiş' dedikleri terzi makaslarını çağrıştırır. Mâlûmdur dikişle meşgûl olanların âlet-edevât çantalarının en önemli parçalarından hattâ olmazsa olmazlarındandır makas. Kumaşın canını acıtmadan kesen bir makas, amacının dışında kullanılıp kumaşla kurduğu kaliteli ilişkisi bozulmasın veya başka mâcerâlara âlet edilerek öldürülmesin diye kullanıcıları tarafından hep korunur kollanır. Bilinir ki onun mevcut yapısına muhâlif her hareket, ona karşı yapılan büyük bir haksızlık belki de zulümdür. ‘Aman canım o da sonuçta kesici bir âlet, o da makas değil mi?’ denilerek bu makasın her kesme-biçme eyleminde kullanılmasının ortada makas nâmına birşey bırakmayacağı bilinir. Nasıl ki bahçedeki gülleri budarken kullanılan makasla kumaş kesilmiyorsa, kumaş için ideal olan makasın da başka bir yerde kullanılmayacağı âşikârdır. Bana öyle geliyor ki, varolan istidatları yönünde yetiştirilemeyen her bir çocuğumuz, keşfedilemeyen yetenekleriyle sanki ağzı köreltilen birer makas gibi duruyor.

Zaman, teknolojik imkânlar ve sistemler sürekli değişse de âilenin eğitimdeki yeri ve önemi hiçbir zaman değişmeyecektir. Çünkü çocuk, bir ömür kendisine temel olacak bilgileri ilk mektep hükmündeki âilesinden alacaktır. Geleceğimizi şekillendirecek olan çocuklarımıza bırakacağımız en güzel mîrassa, onların eğitim ve terbiyelerine yapacağımız yatırım olacaktır. Rabb’in en büyük ikrâmı olan çocuklarımızı tertemiz fıtratlarına uygun bir şekilde yetiştirebilmek duâsıyla...

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın.

Bülten Aboneliği