Ara

Boğazın İncisi Anadolu Hisarı

Boğazın İncisi Anadolu Hisarı

Kâşif keşfe duymaz imiş. İstanbul kazan biz kepçe misâli keşfetmeye, farklı güzelliklerin izini sürmeye devam ediyoruz.  Bu sefer mavi ile yeşilin birleştiği, güzellikler meşheri diyebileceğimiz, şehrin serin bir iklimine doğru yelken açacağız inşâallah. Eyüp Sultan'dan hareket eden motorla önce Üsküdar'a oradan bir otobüsle ismini Yıldırım Bayezid Hân'ın inşâ ettirdiği hisardan alan Anadolu Hisarı'na gideceğiz. Bakalım bugün kısmetimizde neler varmış. Göksu Deresi'nin İstanbul Boğazı'na döküldüğü yerde bulunan, Güzelce Hisarı olarak da bilinen Anadolu Hisarı'nda acabâ bizi hangi güzellikler bekliyor, kim bilir? Boğazın iki yakasını birer inci gibi süsleyen, nice târihî yaşanmışlıklara sahne olan Anadolu Hisarı (1394-1395) ile Rumeli Hisarı'nın (1451-1452) İstanbul'umuzun târihinde, kültür hayâtımızda tartışmasız önemli bir yeri vardır. Fırsat buldukça buralara gidip civârıyla hemhâl olup fetih şehitlerimizin aziz ruhlarına Fâtihalar, Yâsinler okumak lâzım. Vefânın, kadirşinaslığın gereği bu olmalı.

Bırakın surları, yaklaşık yirmi milyona yaklaşan İstanbul halkının büyük bir kesiminin boğazla, denizle irtibâtı maalesef kopuk. Boğazın iki yakasında, Karadeniz'e kadar uzanan koridorda ne gibi güzelliklerimiz var, buralarda hangi kültürel mîrâsımız saklı, pek çoğumuz bilmiyoruz. Tembellik ādetâ rûhumuza işlemiş gibi. Alışkanlıklarımızdan bir türlü vazgeçmek istemiyoruz. Birazcık zahmete katlanıp harekete geçebilsek az ötede bizi bekleyen muhteşem güzelliklerle buluşmuş olacağız. Lâkin buna inanmak ve güzelliklere giden yollara ulaşmak için vesîleler aramak lâzım. Bunları yazıyoruz. Çünkü kendimizden biliyoruz. Nice güzelliği keşfettikten sonra "Biz daha önce buraya neden gelmemişiz? Bunca yıldır biz bunu nasıl fark edememişiz?" dediğimiz çok olmuştur. Meselâ Eyüp Sultan ile Üsküdar arasında birer saat aralıklarla sefer yapan Haliç hattıyla, -bir akbil fiyatına- Haliç ve yarı Boğaz turu yapmış oluyorsunuz. Peki, bunu kaç İstanbullu bilir ve uygular?! Böyle bir imkân, böyle bir güzellik dünyânın hiçbir yerinde kolay kolay bulunmaz. Sāhip olduğumuz nîmetler için ne kadar şükretsek yine de azdır diye düşünüyoruz. Soruları çoğaltmak elbette mümkün. Şimdilik bu kadarla iktifâ ediyoruz.

Eyüp Sultan'da bindiğimiz motordan Üsküdar'da inip Anadolu Kavağı otobüsüne biniyoruz. Kuzguncuk, Beylerbeyi, Çengelköy, Kuleli ve Vaniköy'den geçerek Anadolu Hisarı'na vâsıl oluyoruz. Üryânizâde Ahmet Esad Efendi Câmi-i Şerîfi, Hâmid-i Evvel Câmi-i Şerîfi, Kaymak Mustafa Paşa Câmi-i Şerîfi, Kuleli Askerî Lisesi ve Vaniköy Câmi-i Şerîfi yol boyunca rastladığımız târihî ve kültürel mîrâsımızdan bāzıları. Tabii ki yine yol boyunca kuş yuvası gibi sıralanmış irili ufaklı, farklı mimârî özellikleri bulunan, çoğu ahşap malzemeden inşâ edilmiş evler, konaklar bize eşlik ediyor. Muhterem Yüceyılmaz hocamız bu evleri şöyle tasvîr eder: "İstanbul'un en zengin muhitlerinden olduğu kabûl edilen Boğaziçi semtlerindeki yalılar genellikle ikişer, bilemediniz üçer katlıdır. Çok sâdedirler üstelik. Zenginlik ve sâdelik. Doğrusu dünyânın hiçbir yerinde zenginlik bizim yalılarımızın sergilediği anlayışı ne gösterebilir ne de anlayabilir. El değiştirdikleri, dış cephe rengi değiştirdikleri, hattâ yıkılıp yeniden yapıldıkları halde, genel mimârî özelliklerini kaybetmeden yüzyıllar boyu aynı çizgiyi devâm ettirir, Boğaz'ın iki yakasında dantelden süslemeler gibi uzayıp giderler." Yalıların her birinin târihten gelme isimleri; romanlara, filmlere konu olan hikâyeleri vardır. Hekimbaşı Salih Efendi Yalısı ve Abud Efendi Yalısı bunlardan ilk aklımıza gelenler. Çünkü bu iki isim hakkında daha önce müstakil birer yazı kaleme almış, Boğazdaki yalılarından da söz etmiştik.

Otobüsten inip bir çay ocağında nefesleniyoruz. Anadolu Hisarı denince aklımıza hep Toplarönü Namazgâhı ile Küçüksu Kasrı bahçesinde yer alan Mihrişah Vâlide Sultan çeşmesi ve Namazgâhı gelir. Bir esnaftan kalenin yakınlarında bir yerde olduğunu bildiğimiz Toplarönü Namazgâhı'nın yerini soruyoruz. Yolun altında kalan surların dibinde olduğunu ve restorasyon çalışmaları sebebiyle kapalı bulunduğunu öğreniyoruz. Hakīkaten surlar restorasyona tâbi tutulmuş. Lâkin açık alanda namaz kılma yeri olan namazgâhın neden ve nasıl kapalı bulunduğunu pek anlayamadık. Tārif edilen yere geldik. Köprüye varmadan, surların sağından 40-50 metre yürüdüğümüzde, yine yolun sağında, güzellikler meşheri diyebileceğimiz namazgâhı görüyoruz. Mihrâbı ve minberi bulunan, duvarlarla çevrili bir alandan oluşan namazgâh elden geçirilmiş ve gāyet bakımlı idi. Girişinde demirden māmûl bir kapı vardı. Lâkin kilit altında değildi. İçeri girip, birkaç kare fotoğraf alıp mekândan çıkıyoruz. Anadolu Hisarı Namazgâhı, Fatih Sultan Mehmed Han tarafından, İstanbul'un fetih hazırlıkları sırasında hisar güçlendirilirken, askerlerin ibâdet edebilmeleri için inşâ edilmiş. Minberli, mihraplı namazgâhların nâdir örneklerindendir. Mustafa Özdamar namazgâhların medeniyet târihimizdeki, değerler dünyâmızdaki yerini veciz bir şekilde şöyle ifâde ediyor: "Namazgâhlar: parıltıları hâlâ sönmeyen yüksek bir medeniyetin zengin duyarlığı içinde fizikle metafiziği kucaklaştıran peyzaj mimârîmizin, açık mekân kültürü ve yaşanılır çevre düzeni anlayışımızın dünümüzden günümüze yansıyan açık anıt ve kanıtlarıdır..."

Namazgâhtan çıktıktan sonra geldiğimiz istikāmetin tersi istikāmetine doğru yürüyüp yarım dâire çizerek Göksu Deresi ile Boğaz'ın birleştiği noktada bulunan balıkçı barınağına ulaşıyoruz. Göksu köprüsü dibinde yer alan balıkçı mekânında da çaylarımızı yudumladıktan sonra yolun karşısına geçip dere boyunca yürüyoruz. Az ötede, yamaçlarda Osmanlı döneminden kalan târihî bir mezarlıkla karşılaşıyoruz. Mezarlığın girişindeki mermer levhada 1393 senesinden beri yāni yaklaşık 629 senedir buraya defin yapıldığı ve mezarlığın 1993 senesinde mahalle sâkinleri tarafından ihyâ edildiği ifâde edilmiş. Anadolu Hisarı Kabristanı girişindeki bu levha "bize bizden başka kimsenin yâr olmayacağını" veciz bir şekilde anlatmış oldu. Ecdâdımızın mezar taşlarına, Medeniyetimizin Sessiz Tanıkları'na sāhip çıkmak gücümüz nisbetinde boynumuzun borcu. Vefânın gereği de bu değil midir?!

Kızıl Serçe sokağı üzerinde yer alan bu târihî kabristanın ikiye ayrıldığı noktada bir de çeşme vardır. Suyu akar vaziyette bulunan çeşmenin ayna taşının üzerinde yer alan bir levha dikkatimizi çekiyor. Levhada şunlar yazılıdır: "Târihî Vakıf Anadolu Hisarı Yerli Menbaa Suyu. Mağduriyet yaşanmaması için bir bidondan fazla alınmaması ricâ olunur!.." Bütün çeşmelerden her dâim menbā suyu aksa ne iyi olur demeden edemiyoruz.

Çeşmeden sola dönüp sokak boyunca yürüyoruz. Etrâfımızda mûnis, güler yüzlü ve mütevâzı boyutlu evler var. Az ötede bir câminin minâresi gözüküyor. Bu, Câmi Sokağı ile Tepeüstü Sokağı'nın kesişiminde bulunan şirin mi şirin Muhaşşi Sinan Câmi-i Şerîfi'dir. 1574 yılında Muhaşşi Sinan Efendi tarafından yaptırılmış. Câmiyi diğerlerinden farklı kılan en büyük özelliği ise minâresinin tepesinde bulunan güneş saatidir. Muhaşşi Sinan Câmi-i Şerîfi'nin minâresinin tepesinde bulunan güneş saatinin çalışma sistemi hakkında bilgi alamadık. Kimi târihî câmilerin güneye bakan duvarlarında rastladığımız güneş saatlerinden farklı bir çalışma sistemi olmalı. Câmi minâresinin ise alışılmışın dışında kāide yerine bir çeşme üzerine binâ edildiğini zikretmeliyiz. Muhaşşi Sinan Efendi’nin esas ismi Sinanüddin Yusuf Bin Hüsameddin Efendi’dir. Rivâyetlere göre Amasya’dan İstanbul’a geçip medrese tahsîli yapmış. 1547 yılında İstanbul Kadısı, 1551 yılında Anadolu kazaskeri olmuş. Kadı Beyzāvî’nin tefsîrini hâşiye ettiğinden dolayı “Muhaşşi” lakabını almış. 93 yaşında vefât eden Muhaşşi Sinan Efendi, Fatih Yeni Odalar Yayla Câmi-i Şerîfi haziresine defnedilmiş. Vaktiyle mescid olarak inşâ edilen yapının minberi, Es-Seyyid Mahmûd Dede Efendi tarafından 1703 yılında koyularak câmiye çevrilmiş. Mahmut Dede Efendi, Edirne Vakasında tahttan indirilen Sultan II. Mustafa’nın şeyhülislâmı Feyzullah Efendi’nin dâmâdıdır. Tek minâreli ve tek şerefeli olan bu câmi, 2018 yılında restorasyon geçirmiş.

Câmiden ayrılıp yolun üstünde kalan surların dibinden inerek Göksu köprüsüne ulaşıyoruz. Göksu deresi üzerinde bulunan köprüden geçip sâhil boyunca yürüyoruz. Vaktiyle Göksu Deresi ile Boğaz'ın birleştiği bu konumdan kalenin çok güzel görüntüsü alınırdı. Maalesef irili ufaklı, bitişik nizam tesisler sebebiyle bu görüntülerden mahrum kaldık. Küçüksu Mesire alanı öteden beri Boğaz'ın hattâ İstanbul'umuzun en güzel en gözde mesire alanı olarak gösterilir. 17. yüzyılın ünlü seyyâhı Evliyâ Çelebi, “bir âb-ı hayât nehirdir” diyerek bahsettiği Göksu’yu, üzerinde kayıklarla dolaşılan; etrâfı gül bahçeleri, küçük köşkler ve hazîneye āit değirmenlerle çevrili sâkin bir yer olarak tasvîr eder.

Târih boyunca mesire alanı olarak bilinen, Göksu Deresi ile Küçüksu Deresi arasında sâhile yakın bir konumda Küçüksu Kasrı bulunur. 1751-1752 yıllarında, Sadrâzam Divitdâr Mehmed Emin Paşa tarafından I.Mahmud Han için inşâ edilen yapı farklı dönemlerde yenilemeye tâbi tutulmuş. III. Selim Han, 1806 yılında, çok sevdiği, hayırseverliğiyle bilinen annesi Mihrişah Vâlide Sultan adına kasrın bahçesine büyük bir namazgâh sofası ile mermerden dört cepheli zarif bir meydan çeşmesi yaptırmış. Barok ve ampir üslupları arasındaki geçiş dönemini yansıtır. Çeşmenin geniş yüzündeki tuğralar, III.Selim’e āit. Dört tarafa konulan ve toplam otuz iki satır olan kitâbeler, Hafif Mehmed Paşa tarafından yazılmış. Küçüksu Mihrişah Sultan Çeşmesi ve Küçüksu Kasrı Çeşmesi olarak bilinen, İstanbul gravürlerinde, eski Boğaziçi resimlerinde en fazla tasvîr edilen bu meydan çeşmesinin sağ ve sol tarafında iki adet zarif kıble taşı bulunur. Küçüksu Kasrı, 1983’ten beri müze-saray olarak faaliyet gösteriyor. Anadolu Hisarı yakın çevresinde yer alan târihî ve kültürel mîrâsımız şüphesiz bu kadarla sınırlı değil. Biz şimdilik zuhûrâta tâbi olarak muhtevâyı bu kadarla sınırlı tutuyoruz. Anadolu Hisarı’na farklı ulaşım araçlarından istifâde edilerek gidilebilir. En kolay ve pratik yol, Çengelköy ve İstinye arasında kalan, diğer semtleri de birbirine bağlayan şehir hatları vapur seferleridir. Bu seferlerin sayısı az olduğu ve saatleri mevsimlere göre değiştiği için internet üzerinden bilgi alıp buna göre hareket etmekte fayda var. Ayrıca Eyüp Sultan, Eminönü, Kabataş ve Beşiktaş’tan kalkan vapur seferleri ile Üsküdar’a ulaşıp ardından Beykoz istikāmetine giden otobüs yâhut dolmuşları da tercîh ederek Anadolu Hisarı'na ulaşmak mümkün.

 Eylül 2022, sayfa no: 52-55

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak