Bireyin/Sâlikin Kahrı ve Lütfu Denk Görme Makâmı/Hâli: Rızâ Makâmı/Hâli

Bireyin/Sâlikin Kahrı ve Lütfu Denk Görme Makâmı/Hâli:  Rızâ Makâmı/Hâli
   
                                                                               ‘Allah onlardan râzı olmuştur, onlar da O'ndan râzı olmuşlardır. İşte büyük kurtuluş ve kazanç budur.’1
Irak ve Horasanlı sûfîler arasında hal veya makam olduğu konusunda fikir ayrılığı söz konusu olan ‘rızâ’2 kavramı tasavvufî düşüncede önemi nedeniyle çok boyutlu ele alınan kavramlardan bir tânesidir.3 Sözlükte ‘memnûniyet, hoşnutluk, izin ve müsaade’ mânâlarına gelen rızâ; ‘kişinin kendisini Allâh’a teslîm etmesi, belâ ve musîbetlere karşı göğüs gererek itirâzı terk etmek olan sabrı tamamlayan mânevî bir yükseliş hâli/makâmı’ olarak kabûl edilmiştir.4 Kur’ân-ı Kerîm’de Allah Teâlâ’nın kulundan râzı/hoşnut olduğu şeklinde şu âyet-i kerîme dile getirilmiştir: ‘Ağacın altında biat ettiklerinde Allah mü’minlerden râzı olmuştur.’5 Ulemâ, Allah Teâlâ’nın kulundan râzı olmasının kuluna sevap, nimet ve ikramda bulunması anlamına geldiğini söylemiştir. ‘Allah onlardan râzı olmuştur, onlar da O'ndan râzı olmuşlardır. İşte büyük kurtuluş ve kazanç budur’6 âyetinde ise hem Allah Teâlâ’nın kulundan hem de kulun Rabbinden râzı olması hâli gündeme getirilmiştir ki âlimlerimiz burada kulun Allah Teâlâ’dan râzı olması durumunu ‘Allah Teâlâ’nın bir konudaki tercihini gören kulun kendi tercihlerini devre dışı bırakması’ olarak izah etmişlerdir.7 Hz. Peygamber (sav) de ‘Allâh’ın Rabbi ve sâhibi olduğuna râzı olan, îmânın tadını tatmıştır8 ifâdeleriyle bu makâmın/hâlin önemine işâret etmişlerdir. Sûfîler de yollarında rızânın tâkip edilmesi gereken bir usûl olduğunu dile getirmişlerdir: ‘Haķ bize gösterdi yol, râzı ola buna ķul,   Budur edeb hem uŝūl bekle göñül ķapusın.9 Varlığa Sevinmemenin Yokluğa Yerinmemenin Bireyde/Sâlikte Oluşturduğu Ruh Hâlini İfâde Eden Kavram: Rızâ Hâli/Makâmı Sûfîler rızâ hâlini Allah Teâlâ’nın en büyük kapısı ve dünyânın Cennet’i olarak tasvir etmişlerdir.10 Ebu Süleyman ed-Dârânî, rızâyı ‘şehvetlerden vazgeçme’ şeklinde tanımlarken İbn Hafif ‘kalbin Allah Teâlâ’nın hükümleriyle sâkinleşmesi, Allâh’ın rızâsını ve seçtiğini kabûl etmesi’ olarak târif etmiştir. Ebu Ömer ed-Dımeşkî, ‘her hükümde sızlanma hâlinin yok olması’ olarak rızâya anlam yüklerken Cüneyd-i Bağdâdî rızâyı ‘irâdenin ortadan kalkması’ sözleriyle tanımlamıştır.11 Rızâ konusunu detaylı bir şekilde değerlendiren Erzurumlu İbrahim Hakkı’ya göre rızâ, ‘nimetten bulduğu zevkin aynını musîbet anında da duymaktır.’ Ona göre bu olgunluk hâline ulaşan birey/sâlik acıyla tatlıyı eşdeğer görecek, Allâh’ın hükümlerine rızâ göstermenin işâretleri, meselâ hastalık hâlinde sağlığı, yoksulluk hâlinde zenginliği istemeyecektir. İbrahim Hakkı’nın ifâdesine göre kısmetine rızâ gösterenin üzülmesi için hiçbir sebep de bulunmamaktadır. Böyle bir düşünceye sâhip olan birey/sâlik musîbetler karşısında sarsılmaz ve kaderin tecellîleri karşısında huzur duyabilecek bir kıvama ulaşır.12 Sûfîlerin belirttiklerine göre rızâ makâmı tevekkül, sabır, teslîmiyet ve tefviz gibi kavramlarla yakın bir ilişki içerisindedir. Şiirine ‘Tefviz-nâme’ adını veren Erzurumlu İbrahim Hakkı, rızâ hâlinin/makâmının diğer kavramlarla olan girift ilişkilerini şu unutulmaz dizelerinde dile getirmiştir: Hak şerleri hayr eyler,  Zannetme ki gayreyler,  Ârif anı seyreyler,  Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler.    Sen Hakk’a tevekkül kıl,  Sabreyle ve râzı ol,  Tefviz it ve rahat bul,  Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler.    Kalbin ana berk eyle, Takdîrini derk eyle,  Tedbîrini terk eyle,  Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler.    Bir işi murâd itme,  Hak’dandır o red itme,  Oldıysa inâd itme,  Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler.    Dilden gamı dûr eyle,  Tefviz-i umûr eyle,  Rabbinle huzûr eyle,  Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler.    Sen adli zulüm sanma,  Sabr it sakın usanma,  Teslîm ol oda yanma,  Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler.    Dime şu niçün şöyle? Bak sonuna sabr eyle,  Yerincedir ol öyle,  Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler.   İbrahim Hakkı Erzurumî’nin rızâ konusunu derinlemesine değerlendirdiği bu şiirine bakıldığında şer görünen işlerin hayır olabileceği kanaatiyle hareket etmenin rızâ hâlini/makâmını temsîl ettiği yönünde görüş bildirdiğini görürüz. Yine ona göre sâlik/birey, sabır, tevekkül ve tefviz ile huzur bulmalı; isteklerden vazgeçip kendisini Hakk’ın takdîrine yaslamalı ve böylece Rabbiyle sükûna ermelidir. İbrahim Hakkı sâlike/bireye, Allah Teâlâ’nın dâimâ âdil olduğuna inanmayı ve teslîmiyetle rızâ hâlini idrâk eden sâlikin/bireyin ‘Niçin şöyle oldu?’ ‘Niçin böyle oldu?’ gibi gönlü meşgûl edecek soruları terk etmesini tavsiye etmiştir. Onun şiir boyunca altını çizmeye çalıştığı hakîkat ‘bütün işlerin olurunda yâni Allah Teâlâ’nın takdiriyle sevk ve idâre olunduğunu’ bireyin/sâlikin idrâk etmesi gerektiğidir. Sûfîlerin rızâ konusundaki genel düşüncelerini dile getiren İbrahim Hakkı’nın düşüncelerini farklı cümle ve duygu yoğunluğuyla ifâde eden bir başka isim de Sivaslı sûfî şâir İbrahim Tennuri’dir. O, rızâ hâli/makâmı konusundaki tespitlerini özet bir şekilde şu meşhur dizelerinde dile getirmiştir: Cana cefâ kıl ya vefâ Kahrın da hoş, lutfun da hoş Ya dert gönder ya devâ Kahrın da hoş, lutfun da hoş.   Hoştur bana senden gelen: Ya hil’at-ü yahut kefen, Ya tâze gül yahut diken, Kahrın da hoş lutfun da hoş. Gelse Celâl’inden cefâ, Yahut Cemâl’inden vefâ, İkisi de cana safâ, Kahrın da hoş, lutfun da hoş. Ey pâdişâh-ı lemyezel! Zât-ı ebed, hayy-ı ezel! Ey lutfu bol, kahrı güzel! Kahrın da hoş, lutfun da hoş. Ağlatırsın zârî zârî, Verirsen cennette hûri, Lâyık görür isen nârı, Kahrın da hoş, lutfun da hoş. Gerek ağlat, gerek güldür, Gerek yaşat gerek öldür, Bu Âşık hem sana kuldur, Kahrın da hoş, lutfun da hoş. İbrahim Tennurî de nimet veya cefâya muhatap olmayı denk olarak görmekte ve kahır ya da lütuf arasında bir fark görmediğini ifâde ederek rızâ hâlinin bireyde/sâlikte meydana getirdiği olgunluk hâline dikkat çekmektedir. Hayat-ölüm veya gül-diken Allah Teâlâ’dan gelen herşeye boyun bükmenin rızâ hâlini/makâmını ifâde ettiğini belirten Tennurî’ye göre bu makâmın/hâlin hakîkati ezel ve ebed olan Allah Teâlâ’nın takdirine boyun eğmeyi ifâde etmektedir. Hangi durumda olursa olsun ‘kulluk bilinciyle’ hareket etmenin rızâ makâmında/hâlinde bireye gerekli olduğunu söyleyen İbrahim Tennurî, Cennet veya Cehennem hesâbının da bu noktada anlamsız hâle geldiğine işâret etmiştir. Bu noktada Yûnus Emre’nin; ‘Cennet Cennet dedikleri, Birkaç köşk ile birkaç hûri, İsteyene Sen ver ânı, Bana Seni gerek Seni’ mısralarından dolayı Yûnus’un şahsında bu düşünceye sâhip olanları Cennet’i küçümsemelerinden (?) dolayı küfürle itham edenlere bu sözlerin rızâ makâmını/hâlini yaşayan bir sûfînin yâni Cennet-Cehennem hesâbı yapmadan sâdece Allah Teâlâ’nın aşkı, hoşnutluğu ve rızâsını hesâb ederek hayatını sürdürme gayretinde olan gönül insanlarının dudaklarından ve gönüllerinden dökülen sözler olduğunu hatırlatmak isteriz. Bir başka ifâdeyle, bu düşünceyi benimseyen sûfîler Cennet veya Cehennem’i küçümsemek tavrıyla/niyetiyle değil Allah Teâlâ’nın rızâsını/hoşnutluğunu öncelemek ve önemsemek tavrıyla/niyetiyle hareket etmişlerdir. Bu tavır Kur’ân-ı Kerîm’de mü’minlere tavsiye edilen bir tavırdır. Âl-i İmran Sûresi’nin on beşinci âyetinde ‘(Resûlüm) De ki: Size bunlardan daha iyisini/hayırlısını bildireyim mi? Takva sâhipleri için Rableri yanında altından ırmaklar akan ebedî kalacakları Cennetler, tertemiz eşler ve (hepsinin) üstünde Allâh’ın hoşnutluğu/rızâsı vardır. Allah kullarını çok iyi görür13 buyurulmaktadır. Burada tam da Yûnus’un ifâde etmeye çalıştığı gibi nimet olarak önce Cennet ve hûriler daha sonra Allah Teâlâ’nın hoşnutluğu/rızâsı sıralanmış ve Allah Teâlâ’nın rızâsının/hoşnutluğunun diğer lütfedilen nimetlerden daha üstün olduğu açıkça ifâde edilmiştir. Âşık Yûnus ve rızâ makâmının/hâlinin bireyde/sâlikte meydana getirdiği kulluk şuuruyla yukarıda yer verilen ifâdeleri dile getiren sûfîlerin bırakın küfürle itham edilmelerini âyet-i kerîmeyi derinlemesine tahkîk eden gayretleri ve âyet-i kerîmenin metodunu kullanan tavırları sebebiyle tebrik ve takdir edilmeleri gerektiği kanaatindeyiz. Netîce olarak ifâde etmemiz gerekirse sûfîler, rızâ hâlini/makâmını ‘ele geçen nimet veya başa gelen musîbetler dolayısıyla kulluk bilincinde bir değişmenin olmaması’ şeklinde kabûl etmişlerdir. Bireyin/sâlikin rızâ makâmındaki/hâlindeki psikolojik durumuna da temâs eden sûfîlerin sebeplerin ötesinde müsebbibü’l-esbab/sebeplerin sebebi/var edicisi olan Allah Teâlâ’yı görmeyi rızâ hâlinin/makâmının gereği olduğunu dile getirdiklerine şâhit oluruz. Düşüncelerini şiirin etkileyici sunumuyla da birleştiren sûfîlerin diğer kavramlarda olduğu gibi rızâ kavramında da konuyu derinlemesine tetkik ederek ve bizâtihi yaşayarak/tadarak muhataplarına takdîm ettikleri tespitinde bulunabiliriz. Son olarak, geçici dünyâ nimetlerine mutluluğunu endeksleyen, başına gelen sıkıntı/belâlar karşısında âcizlik göstererek günâha hattâ isyâna düşen günümüz insanının rızâ makâmı/hâli çerçevesinde sûfîlerin dile getirdikleri tecrübe edilmiş hakîkatlere şiddetle ihtiyaç duyduğunu ifâde etmek isteriz. Abdullah Sivaslı / Ocak 2016 Dipnotlar: [1] Maide 5/119. 2 Rızâ’nın bir hal mi yoksa makam mı olduğuyla ilgili geniş bir değerlendirme için bkz., Yüksel Göztepe, ‘Hâl Ve Makâmın Analizine Yönelik İlk Girişimler’, CÜİlFD, Sayı:XII/2 – Sivas 2008, 411. 3 Kuşeyrî, Risale, s.269. 4 Selçuk Eraydın, Tasavvuf ve Tarikatlar, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yay., İstanbul 1997, s.180; Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, s.396. 5 Fetih 48/18. 6 Maide 5/119. 7 Hucvirî, Keşfü’l-Mahcûb, s.284-285. 8 Tirmizî, Tefsir 10. 9 Gülşen Sezen, ‘Hattat Bir Şair: Hasan Rızâ (184- 1920), Divanı, İki Şiirinin İncelenmesi’, Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Sayı: XXXII, s.215.  10 Kuşeyrî, Risale, s.270. 11 Kuşeyrî, Risale, s.27271-273. 12 Ali Seyyar, ‘İbrahim Hakkı Hazretlerinin Marifetname’sinde Tasavvufî Sosyal Hizmet’, Uluslararası Sosyal Bilimler ve İbrahim Hakkı Sempozyumu; Siirt Üniversitesi-Valiliği; Siirt; 23-25.09.2013. 13 Âl-i İmran 3/15.    

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Mesaj Bırak

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın.

Bülten Aboneliği