Ara

Bir Günü Bitirmek Yetmez Eğitim Danışmanı / Zehra Okcanoğlu

Bir Günü Bitirmek Yetmez Eğitim Danışmanı / Zehra Okcanoğlu

Zaman geçiyor ama içimizdeki gün bitmiyorsa, mesele saatler değil; tamamlanmamışlıktır.

Zaman, çoğu zaman farkına varmadan akıp gider. Gün başlar, biter; işler yapılır, sözler söylenir, niyetler kurulur… Ama günün sonunda içimizde tarif edemediğimiz bir eksiklik kalıyorsa, mesele zamanın yetmemesi değil, zamanın tamamlanmamasıdır. Çünkü her biten gün, tamamlanmış sayılmaz. Saatler ilerliyor olabilir; fakat kalp yaşananları yerine koyamamışsa, zihin günü kapatamamışsa, ruh hâlâ yarım kalan yerlerde dolaşıyorsa zaman, kapanmadan geceye sarkar.

Belki de bu yüzden zaman meselesi yalnızca bir tempo meselesi değil, bir ruh hâli meselesidir. Bugün birçok insan “yoğunum” der; ama aslında yorgun olan beden değil, ruhtur. Çünkü yorgunluk her zaman yapılan işlerden değil, yerine konmamış bir günden gelir. Gün boyunca koştururuz: toplantılar, mesajlar, sorumluluklar, telaşlar… Ama akşam yatağa girdiğimizde zihnimiz hâlâ ayaktadır. Bir cümle aklımıza gelir, bir konuşma içimizde kalır, bir mesele çözülmeden durur. Beden uyur ama zihin uyanıktır. Gerçek dinlenme, ancak gün zihinde de kapanabildiğinde başlar.

Bu köşede zamanın farklı yüzlerini konuştuk. Asr Sûresi ile zamanın kıymetine baktık; seher vaktinde günün nasıl dirildiğini, kayluleyle gün ortasında nasıl toparlandığımızı, teheccütle gecenin nasıl terbiye edildiğini düşündük. Şimdi ise bütün bu vakitlerin üzerinde durduğu asıl zemine geliyoruz: zamanı tamamlamak.

Zamanı tamamlamak, günü kusursuz yaşamak değildir. Hata yapmamak, her şeyi yoluna koymak hiç değildir. Zamanı tamamlamak; yaşananları fark ederek, yapılanı görerek, yapılamayanla yüzleşerek ve bütün bunları içten bir kabullenişle teslim edebilmektir. Çünkü zaman, aceleyle tüketildiğinde değil; fark edilerek kapatıldığında insanın iç dünyasında yerine oturur. 

Psikoloji bize şunu söyler: İnsan zihni, tamamlanmamış yaşantıları açık birer dosya gibi taşır. Söylenememiş bir söz, ertelenmiş bir yüzleşme, bastırılmış bir duygu… Bunların hepsi, fark edilmeden geceye taşınır. Zihinde asılı kalan her dosya, insanın iç dünyasında bir ağırlık oluşturur. Bu yüzden bazı yorgunluklar uykuyla geçmez. Çünkü mesele uykusuzluk değil, tamamlanmamışlıktır. 

Psikolojinin “tamamlanmamışlık” dediği yere, tasavvuf asırlardır başka bir isim verir: muhasebe. Tasavvuf geleneğinde zaman, muhasebe ile tamamlanır. Gün, sadece karanlık bastığında değil; insan kendine döndüğünde kapanır. “Hesaba çekilmeden önce kendini hesaba çekmek” bir yargılama değil, şefkatli bir fark ediştir. Psikolojik açıdan da muhasebe, zihnin açık kalan dosyalarını kapatan en güçlü duraklardan biridir. İnsan yaşadığını anlamlandırabildiğinde sakinleşir. Anlam bulmayan her yaşantı, iç dünyada gürültü yapar. 

Bütün bunlar güzel; ama insan ister istemez şunu soruyor:

Peki biz bunu günlük hayatta nasıl yapacağız? 

Aslında cevap çok karmaşık değil. Günü kapatırken uzun listelere, yorucu değerlendirmelere gerek yoktur. Bazen üç kısa soru yeterlidir: 

Bugün ne aldım?

Bugün ne verdim?

Bugün bende ne değişti? 

Bu sorular, insanı suçlamak için değil; zihni ve kalbi rahatlatmak için sorulur. Çünkü insan, fark ettiği şeyi taşımak zorunda kalmaz. Fark edilen duygu hafifler, fark edilen yük yerini bulur. 

Bir başka önemli nokta da şudur: Zamanı tamamlamak, günü mükemmel kılmak değildir. Bazen bir özürle, bazen bir şükürle, bazen de sadece “elimden gelen buydu” diyebilmekle olur. Psikolojik olarak en iyileştirici cümlelerden biri de budur. Çünkü insan kendine merhamet edebildiğinde yük hafifler. Kendiyle sürekli kavga eden insanın zamanı da huzur bulmaz. 

Bu söylediklerimiz, modern dünyanın yeni bir keşfi değil; insanın kadim hikâyesidir. Resûlullah Efendimiz (sav)’in hayatına baktığımızda, zamanla kurulan bu zarif ilişkiyi açıkça görürüz. Gün sonunda istiğfarla, duayla ve sükûnetle kapanan bir ritim vardır. Bugünü yarına yığan değil; bugünü yerine koyarak yarına geçen bir hayat… Bu, sadece manevî değil; aynı zamanda psikolojik bir dengedir. Çünkü insanın iç dünyası, kapanışı olan günleri sever. 

Belki de bütün mesele burada düğümleniyor:

İnsan, günü kapatmayı öğrenmeden dinlenemiyor.

Belki bu yazıyı okuyan herkes bu akşam uzun bir muhasebe yapmayacak. Belki çoğumuz yine yorgun bir günün ardından yatağa gireceğiz. Ama biri, uyumadan önce durup “Bugün benim için neydi?” diye sorarsa…

Biri, günü ekrana değil, kalbine teslim ederek kapatmayı denerse… 

Zaman yavaş yavaş tamamlanmaya başlar. 

Zamanı tamamlamak, onu kontrol etmek değildir; sahiplenmek hiç değildir. Zamanı tamamlamak, onu sahibine iade edebilmektir. Çünkü insan, ancak tamamladığı şeyin yükünden kurtulur. 

Ve belki de bu yüzden:

Tamamlanan gün, hafif bir gece doğurur.

Hafif gece, dingin bir zihin bırakır.

Dingin zihin, berrak bir seherle yeni güne uyanır.

Zaman böylece bereketlenir.

Parçalanarak değil; tamamlanarak.

Şubat 2026, sayfa no: 18-19

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak