Ara

Bilim-Din İhtilaftan İttifâka

Bilim-Din İhtilaftan İttifâka

Tanım çerçevesi en zor çizilen kavramlardan birisi, bilim kavramıdır. Sözlük anlamı “ilim, düzenli bilgi” olarak ifâde edilen “bilim” kavramı, ıstılahta birkaç açıdan ifâde edilmiştir. İlk olarak evreni ve doğa olaylarını anlamak ve gerekli çözüm yollarını ortaya koymak; ikinci olarak, deney ve gözlem ile elde edilen bir bilgi olarak ele alınmıştır. Tüm bunları göz önünde tutarak şöyle bir bilim tanımı yapılmıştır: “Doğada meydana gelen olayların sebeplerini, birbiriyle olan bağlantılarını bulan, onları genelleştiren, kuramsallaştıran ve bu kuramsal bilgi yardımıyla sonradan meydana gelecek olayların nasıl ve ne zaman meydana geleceğini önceden saptayan entelektüel bir uğraştır.”1

Bilim tanımında diğer bir olgu da onun târihî seyridir. Zîrâ bilim denildiğinde ilk olarak akla Rönesans sonrası Batı dünyâsı gelmektedir. Rönesans öncesi dönemde bilimin varlığından söz edilmemekte ya da Rönesans sonrası “yeni bilim” kavramı ile ortaya bambaşka bir şey atılmaktadır. Oysa bilim, ilkel toplumlara kadar uzanmaktadır.2

Bilimsel anlamda düşünmenin iki önemli ayağı vardır; biri yaşamı ikāme etme ve diğeri dünyâyı anlama… İlkel toplumların yaşamı ikāme üzerine bilimsel bir düşünme gerçekleştirdikleri söylenemeyebilir, fakat bu onların dünyâyı anlama gibi bir çabalarının olmadığını göstermez. O dönemde de hastaları iyileştirmek, doğal âfetleri kavramak, olası düşmanlardan korunmak gibi sorunlarla yüzleşilmiş ve dönemin şartlarına göre bunlara çözümler aranmıştır.3 Bu bizzat bilim olmasa da bilimin temelini oluşturmadığını göstermez.

Bilimin dinle olan ilişkisine geldiğimizde; din ve bilim, sonradan karşılaşmış iki yabancı gibi gösterilmekte, birbirini alt etmeye çalışan iki düşman gibi verilmektedir. Hattâ ilkel toplumlarda bilimin olmadığı vurgusu yapılarak, bilimin dîne bir tepki olarak ortaya çıktığı iddia edilmektedir.4 Bunun en önemli sebebi de Orta Çağ’da bilim ve din arasındaki ilişkidir.

Orta Çağ’da bilim dinle çatışan bir yapıdadır. Orta Çağ kilisesinin farklı olan hiçbir şeye tahammülünün olmaması sebebiyle kurmuş olduğu baskı, temel Hristiyan öğretilerinde var olan teslis inancının mâkūl bir şekilde ifâde edilememiş oluşu ve bu inancın bilim ve felsefeden uzak tutulmaya çalışılması, Hristiyanlığın fazlaca mûcizelere dayanması gibi nedenler bilim ve din arasında ayrıma sebebiyet vermiştir. Böylece bilim, ateizmin çizgisinde ilerlemeyi ilmî gelişmenin ön adımı saymıştır.5

Orta Çağ’ın bu orantısız baskıcı ve dışlayıcı anlayışı, Aydınlanma Çağı’nda bilimcilik tepkisini doğurmuştur. Bilim zamanla bir fanatizme dönüşmüş ve kendi kilisesini ortaya çıkarmıştır. Orta Çağ kilisesinin kendisine yaptığını bu sefer bilim, kendisinden olmayana uygulamaya kalkmıştır; yâni, kendinden olmayanı dışlamıştır. Orta Çağ kilisesine tepkisini, bilim aracılığıyla Tanrı düşüncesine çıkılamayacağını savunmakla göstermiş ve içerisinde hiçbir zaman böyle bir oluşuma da izin vermemiştir.6

19. yüzyıla gelindiğinde din ve bilim arasındaki çatışmanın nisbeten daha azalmış olduğu ifâde edilmektedir. Burada bilim insanlarının ve din adamlarının olumlu katkıları ve kilisenin eski baskısının olmayışı ve bilimin kendisini artık salt bir hakīkat olarak görmesine dayalı görüşün zayıflaması gösterilebilir.7

İslâm düşüncesi açısından bilim ve din ilişkisi, hristiyanlıkta olduğu gibi olumsuz bir çizgide değil daha uyumlu bir çizgide ilerlemiştir. “Kur’ân’da ilim, hikmet, tezekkür, tefekkür, kitap, taakkul, tefekkuh gibi bilgi ve düşünceyle ilgili onlarca âyetin oluşu, İslâm’ın ilk dönemlerinden îtibâren Müslümanları ilkin dînî bilimleri kurmaya, peşinden de doğa ve tabiat bilimlerini geliştirmeye teşvîk etmiştir.”8 Bu teşvik Müslümanlarda karşılığını bulmuş ve Müslümanları dînî ilimlerin yanında, doğa ve tabiat ilimlerine sevk etmiştir. Kur’ân’da geçen her şeyin bir düzeni, ölçüsü ve sebebinin oluşu9, kâinattaki hiçbir varlığın kutsal olarak addedilmemesinin gerekliliği, insanın dikkatini sık sık çevresine ve evrene çeviriyor oluşu10 ile bilimin yöntemine uygunluk arz etmesi, din ve bilim ilişkisini kuvvetlendirmiştir. İslâm âlimlerinden olan Bîrûnî (öl. 1048), Ebû Bekir Zekeriyya er-Râzî (öl. 925) ve İbnü’l-Heysem (öl. 1039) gibi isimler, bilimsel bilginin, deney ve gözlem verileriyle ve kişinin zihnî idrâkinin birleşmesiyle oluşacağını ifâde etmişlerdir. Böylelikle Kur’ân’ın insanlara gözlem yapmayı emretmesi; yaratılışı, çevresinde ve evrende var olan olayları anlamaya yönlendirmesi istidlâlî bilginin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Kur’ân’ın bu yönlendirmesi önce bilimin, sonra ahlâk ve sanatın gelişmesine katkıda bulunmuştur. Böylece İslâm ve bilim arasında ayrılmaz ve doğal bir ilişki söz konusu olmuştur.11

William Lane Craig “Bilim ve Din Arasındaki İlişki Nedir?” isimli makālesinde, 19. yüzyılın sonuna doğru bilim ve din arasındaki çatışmanın yumuşamış olduğunu ifâde ederek; Kepler, Maxwell, Faraday, Kelvin gibi isimlerin hristiyan bilim insanları olduklarını örnek verir. 20. yüzyılın ikinci yarısında artık din-bilim çatışmasının bayağı bir çatışma olduğu her iki taraf için de kabûl olunmuş bir gerçektir.12 Bilim insanının dînî bir kimliğe sâhip olması onu bilimden uzaklaştıramayacaktır. Hattâ din birçok noktada bilime katkı sunacaktır.

Craig, bilim ve din arasındaki ittifak halindeki ilişkiyi genelden özele şu şekilde sıralamaktadır:

  1. Din, bilimin gelişebileceği kavramsal çerçeveyi sağlar.
  2. Bilim, dînin iddialarını hem doğrulayabilir hem de yanlışlayabilir. 
  3. Bilim, dînin çözmeye yardımcı olabileceği metafizik problemlerle karşılaşır. 
  4. Din, bilimsel teoriler arasında hüküm vermeye yardımcı olabilir. 
  5. Din, bilimin açıklayıcı gücünü arttırabilir. 
  6. Bilim, sonucu dînî öneme sâhip bir argümanın öncülünün hakīkat olduğunu tesis edebilir.13

Bu altı madde bilim ve din arasındaki ilişkinin günümüzde bir düşmanlık olarak değil karşılıklı bir ilişki hâlinde olduğunu gösterir niteliktedir. Bilim ve din arasındaki bu ilişkinin özet cümlesi de şudur: “Bilim, sonucu dînî öneme sâhip bir argümanın öncülünün hakīkat olduğunu tesis edebilir.”14 Bugün “dîne değil bilime inanın” tarzı söylemler hâlâ varlığını koruyor olsa da bu tarz bir yaklaşımın, bilimin ya da dînin kendisinden değil şahısların yaklaşımından kaynaklı olduğu görülmektedir. 

Dipnotlar:

Hüseyin Gazi Topdemir - Yavuz Unat, Bilim Tarihi (Ankara: Pegem Akademi, 2013), 2.

Cemal Yıldırım, Bilim Tarihi (Istanbul: Remzi Kitabevi, 1983), 13.

3 Yıldırım, Bilim Tarihi, 15.

Cemal Yıldırım, Bilim Tarihi (Istanbul: Remzi Kitabevi, 1983), 13.

Selim Özarslan, “Din-Bilim İlişkisinin Serencamı Hıri̇stiyanlık ve İslâm Örneği”, Diyanet İlmi Dergi 56/3 (2020), 895-896.

6 Hasan Özalp, Tanrı ve Tasarım (Ankara: Otto Yayınları, 2015), 146.

Özarslan, “Din-Bilim İlişkisinin Serencamı Hıri̇stiyanlık ve İslâm Örneği”, 896.

Özarslan, “Din-Bilim İlişkisinin Serencamı Hıri̇stiyanlık ve İslâm Örneği”, 890.

Furkān, 25/1-2; Kamer, 54/49.

10 Fussilet, 41/53.

11 Özarslan, “Din-Bilim İlişkisinin Serencamı Hıri̇stiyanlık ve İslâm Örneği”, 890-891.

12 William Lane Craig, “Bilim ve Din Arasındaki İlişki Nedir?”, çev. Mehmet Malkoç, Kader 15/3 (2017), 744.

13 Craig, “Bilim ve Din Arasındaki İlişki Nedir?”, 751-752.

14 Craig, “Bilim ve Din Arasındaki İlişki Nedir?”, 751.

Kasım 2021, sayfa no: 55-56-57

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak