Her insan, doğuştan itibaren sosyal bir varlık olarak yaşamına devam eder. Bu nedenle yaşam boyu gereksinimlerini gidermek için diğer insanlara ihtiyaç duyar. Bu ihtiyaçlar hem biyolojik hem de duygusal temellidir. İnsanlar, diğer kişilerle kalıcı duygusal bağlar kurma eğilimine sahiptir. Bağ kurmaya, yaşamının en erken döneminde ona bakım sağlayan ilk kişiyle (genellikle anneyle) başlar. Bu birincil kişiyle kurduğu ilişki; kendisine ve başka insanlara yönelik beklenti ve inançlarını şekillendirir. Bireyin zihinsel inanç ve beklentilerinin tamamı bir nevi oluşmuş olur. Erken yaşamdan itibaren şekillenmeye başlayan bu süreç, aslında kişinin bağlanma stilidir. Bu stil; yakınlık, duygu düzenleme ihtiyacı ve bireyler arası güvenceyi kapsayan duygusal zincirlerden oluşur. Bunların yanı sıra bağlanma ve keşfetme birbirini tamamlar. Kısacası, güvenli bağlanan birey çevresini keşfetmeye hazırdır. Bireyin erken çocuklukta oluşturduğu bu bağlanma biçimi; bebeklik döneminde ona birincil bakım veren kişinin ifadeleri, ihtiyaçları karşılaması ve bu esnada verdiği tepkiler gibi durumları temel alır.
Bağlanma stiliyle ilgili en önemli noktalardan bir diğeri ise bağlanma davranışının yaşam boyu devam etmesidir. Bireyin çocukken oluşturduğu bağlanma stili, yetişkinlik dönemindeki ilişkilerini de etkilemeye devam eder. Bu noktada bağlanmanın erken çocuklukla sınırlı kalmadığı görülür. Kişinin erken çocukluk döneminde ona birincil bakım sağlayan (anne) kişiyle kurduğu bağın sonucunda oluşan zihinsel model, yetişkinliğinde kurduğu yakın ilişkilerde etkisini göstermeye devam eder. Yetişkinlik döneminde birey, eşi ile beraber güven ve sevgi ihtiyacını karşılar. Ayrıca yakın olduğu eşiyle oluşturduğu bu yakınlığı da sürdürmek ister. Bowlby (1980) de kişinin yetişkinlik döneminde bir sorun yaşadığında, tıpkı erken çocukluk dönemindeki gibi bağ kurduğu kişiyle yakın olmaya, güvende ve rahat hissetmeye ihtiyacı olduğunu söyleyerek bu konuyu destekler. Bu nedenle kişiler yetişkinlik döneminde, bağlandıkları kişiden istemedikleri bir ayrılık söz konusu olduğunda, tıpkı erken çocukluk döneminde bağlandıkları kişiden ayrıldıklarında gösterdikleri tepkiler gibi çeşitli tepkiler gösterirler. Bunun yanı sıra kişinin erken çocukluk döneminde bakımını sağlayan kişiyle kurduğu bağın niteliği, yetişkinlikte kurduğu yakın ilişkilerdeki taleplerini de doğrudan etkiler. Kişinin sahip olduğu bağlanma stili, eş seçimi kararında da etkilidir. Bijani ve diğerlerinin (2023) yaptıkları bir çalışmada ise bağlanma stilinin, kişinin eş seçme kararına etkisiyle sınırlı kalmadığı; ilişki içerisindeki dayanıklılıkta ve devam kararında da etkili olduğu görülmüştür.
Bowlby’nin bebeklik döneminden başlayan bağlanma kuramını Bartholomew ve Horowitz (1991) yetişkinlik dönemine kadar geliştirmiş ve "Dörtlü Bağlanma Kuramı" ortaya çıkmıştır. Bu kuram, kişinin sahip olabileceği bağlanma stilini dört ana kategoride açıklar. Bunlar; kaygılı bağlanma, güvenli bağlanma, kaçıngan bağlanma ve korkulu bağlanma stilleridir. Güvenli bağlanma stiline sahip olan kişi, yakın ilişkilerinde daha sağlıklı davranışlar sergiler ve ilişkisi onun için tatmin edicidir. Kaygılı bağlanma stiline sahip kişi, ilişkilerinde kıskanç ve endişeli davranışlar sergiler. Yakın ilişki içerisindeyken kaygı düzeyi diğer kişilere göre fazladır. Kaçıngan bağlanma stiline sahip kişi ise yakın ilişkilerden kaçınma davranışı sergiler. Ayrıca yakın ilişkilerinde daha az bağımlı olmaya yatkındır. Korkulu bağlanma stiline sahip kişiler, kendileri ve başkaları hakkında olumsuz düşüncelere sahiptirler. Aslında yakın ilişkiler isterler ve ararlar fakat bu durumdan korku duydukları için çelişkili davranışlar sergilerler. Bunlar göz önünde bulundurulduğunda kişi, ilişkisi içerisinde sahip olduğu bağlanma stiline uygun tutumlar sergiler. Bağlanma stili sadece yakın ilişki içerisindeki davranışları etkilemekle kalmaz; kişinin psikolojik iyi oluşu ve kişiler arası ilişki işlevselliği açısından da önem arz eder.
Eylül 2026, sayfa no: 14-15
Abone Ol
En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!
Mesaj Bırak