Bereketin Kurdu İsraf

Bereketin Kurdu İsraf

‘Yiyin için fakat isrâf etmeyin. 

Çünkü O (Allah) isrâf edenleri sevmez.’ 1

 

Haddi aşma, hatâ, cehâlet, gaflet’ gibi anlamlara gelen ‘srf’ kökünden türetilmiş olan ‘israf’ genel olarak ‘inanç, söz ve davranışta dînin, akıl veya örfün uygun gördüğü ölçülerin dışına çıkmayı’, özellikle ‘mal veya imkânları meşrû olmayan amaçlar için saçıp savurmayı’ ifâde eden bir kavramdır.İsrâfın ‘maddî harcamalarda aşırıya gitmek’ anlamındaki kullanımı daha yaygındır. Hâlbuki isrâfı, ‘kişinin sâhip olduğu maddî ve manevî varlığı/imkânı Hakk’ın rızâsı doğrultusunda sarf etmeyip boş ve ölçüsüz bir şekilde harcamak olarak daha geniş anlamda ele almak gerekmektedir. 

 

Dînimiz, eli sıkı davranıp tasadduk etmekten kaçınmayı yasakladığı gibi, haddi aşarak gereğinden fazla harcama yapmayı da yasaklamıştır. İsrâfı, maddî ve manevî olarak bize bahşedilmiş her türlü nimeti zâyi etmemiz anlamında değerlendirdiğimizde hayâtın her alanında itidâl/orta yol üzere olup, temkinli davranmamızın önemini bir kere daha anlama/idrâk etme fırsatına nâil oluruz: ‘Onlar, harcadıkları zaman ne israf ederler, ne kısarlar; (harcamaları) ikisi arasında orta bir yoldur.’3

 

Nimetin şükrünü edâ etmek kulluğun gereklerindendir. Şükrü edâ edilen nimetin artırılacağı/bereketleneceği husûsu Kur’ân-ı Kerîm’de bize haber verilmektedir.4 İsrâf edilen nimeti kadri kıymeti bilinmemiş nimet, başka bir deyişle şükrü edâ edilememiş nimet olarak düşünecek olursak; isrâfın, nimetin bereketlenmesinin/artırılmasının önündeki engellerden biri olduğu gerçeğini hemen anlarız. Bir ağaç kurdu ağacı içten kemirip ağacın kurumasına nasıl sebebiyet veriyorsa; isrâfı da nimetin bereketini yok eden faktör (bereketi kemiren bir kurt) olarak görmemiz mümkündür. Nimeti saçıp savurmak/isrâf etmek nimetin sâhibine karşı yapılan nankörlüğün de bir alâmetidir. 

 

İSRÂFA GÖTÜREN YOLLAR

Mümin, Allâh’ın (cc) emir ve yasaklarına uyma konusunda azamî çaba göstermesi gereken kimsedir. Allâh’ın (cc) emrettiği her şeyde bir fayda, yasakladığı her şeyde de bir zararın mevcut olduğunun şuurunda olan müminin dünyâ ve âhiret saadeti için çeşitli nefsânî arzularından uzaklaşması gerekir. Nefs ve şeytânın tuzaklarına karşı bilinçli hareket edip, tuzaklara düşmemelidir. Çünkü düşülen her bir tuzak akabinde başka bir tuzağa düşmeye ortam hazırlamaktadır. Şeytan ve nefsin tuzaklarından birisi olan gösterişli yaşam tarzını benimsememiz bu yaşam tarzını elde edebilmek adına ölçüsüz ve gereksiz harcamaları beraberinde getirecek ve kişinin israf bataklığına saplanmasına sebep olacaktır.

 

Lüks hayat düşkünlüğü isrâfa kapı aralayan bir başka husus olarak karşımıza çıkmaktadır. Örneğin kişinin evinde ya da işyerinde ihtiyaç olmaksızın eşyâ değiştirmesi ve cep telefonun bir üst modelinin çıkmasıyla mevcut telefonu eskimemişken yeni modeli satın alması israftır. Kişisel hazlarının etkisinde kalarak, hiçbir faydası olmayan ve sağlığa birçok zararı tıbben tesbit edilmiş sigara vb. şeylere harcanan paralar da israf çemberi içerisinde yer almaktadır. 

 

Malın kazanılmasında emek sarf edilmemiş olması, yapılan harcamalarda isrâfa düşme ihtimâlini artıran bir sebeptir. Miras yoluyla elde edilen mallar, başkası tarafından hibe edilmiş mallar kolay kazanıldığı için kolay sarf edilebilirler. Buna mukâbil kazanırken alın teri ile emek harcanan malın gelişigüzel harcamalarla isrâf edilmesi pek kolay olmaz.

 

İSRÂFIN ÇEŞİTLERİ

Kişinin Kendi Kendini İsrâf Etmesi: Cenâb-ı Hakk’ın mahlûkât içerisinde yaratmış olduğu en mükemmel varlık insandır. Yaratılış gâyesi itibâriyle de çok önemli bir misyonu üstlenmiş olan varlık yine insandır. İnsanın varoluş gâyesinin ne olduğu ise; ‘Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım’5 âyet-i Kerîmesiyle açıkça ifâde edilmiştir. Asıl gâyesini unutup, Allâh’a (cc) itaat etmek yerine isyan eden insan, kendi kendini/nefsini isrâf ediyor demektir. Dünyâ hayâtını günah bataklığına çevirip tevbe etmeden ölen kimse, âdetâ kendi eliyle kendisini cehenneme atmış gibi olacağından; bu yönüyle isrâfın en büyüğüne insanın bizzat kendisinin sebep olduğunu ifâde edebiliriz. En mükemmel varlığın bu şekilde fecî bir sonla serüvenini sonlandırması, kaçınılması gereken ve aynı zamanda görenlere acı veren bir manzarayı teşkil etmektedir. 

 

Yeme ve İçmede İsraf: İnsan bedeninin ayakta kalabilmesi yemesine ve içmesine bağlıdır. Kişinin bedeniyle yapması gereken ibâdetlerini yerine getirebilmesi için beden sağlığına dikkat etmesi gerekir. Ancak insan, beslenebilme kaygısıyla aşırıya gidip Allâh’ın (cc) nimetlerini isrâf etmemelidir. Kişinin ihtiyâcından fazla yiyecek-içecek hazırlayıp, artan yemekleri hiçbir kaygı taşımadan çöpe dökmesi, kâmil bir müminin içini sızlatır cinsten bir israftır. Maalesef ülkemizde yemekler ve ekmekler en çok isrâf edilen nimetler arasında yer almaktadır. Özellikle kamu kurum ve kuruluşlarının yemekhânelerindeki israfların had safhalara çıktığına zaman zaman şâhit olmaktayız. Yeme-içme konusunda aşırıya gitmek direkt olarak yasaklanmıştır: ‘Yiyiniz içiniz fakat isrâf etmeyiniz. Çünkü Allah isrâf edenleri sevmez.’6 Yemeklerimizde yaptığımız israfların nice karnı aç insanların karınlarını doyurabileceğini düşünerek israftan kaçınıp bu yanlış tavrın yerine tasadduk mekanizmasını canlandırmamız gerektiği, bir hakîkat olarak karşımızda durmaktadır. 

 

Giyim ve Kuşamda İsraf: İnsanların en temel ihtiyaçlarından birisi de hiç şüphesiz giyim-kuşamlarıdır. İnsanın bedeninin örtülmesi farz olan yerlerini kapatabilmesi için giyinmesi gerekir. Ancak giyim-kuşamda modaya göre değil İslâm’a göre hareket etmek gerekir. Moda tâkipçisi nice insan var ki modaya ayak uydurma adına belki bir iki sefer giydiği ve henüz eskitemediği elbiselerini ‘modası geçti’ düşüncesiyle zâyi etmekte veya güzel giyineyim derken aşırı lükse ve gösterişe kaçmak sûretiyle isrâfa düşebilmektedir. Bu tür davranışları İslâm’ın hoş karşılamadığını ifâde etmemiz gerekir. İnsan, dış görünüşüne verdiği önemden daha fazlasını içine/mâneviyâtına vermelidir: ‘Ey Âdemoğulları! Size avret yerlerinizi örtecek giysi ve süslenecek elbise verdik. Takvâ (Allâh’a karşı gelmekten sakınma) elbisesi var ya, işte o daha hayırlıdır. Bu (giysiler), Allâh’ın rahmetinin alâmetlerindendir. Belki öğüt alırlar (diye onları insanlara verdik).’7

 

Zaman İsrâfı: ‘İki nimet vardır ki; insanların çoğu onların değerini bilmezler: Sıhhat ve boş vakit.’8 En çok isrâf edilen nimetlerin başında zaman nimeti gelmektedir. Dünyâ ve âhirete faydası olmayan şeylerle meşgûl olarak geçirdiğimiz her bir zaman dilimi isrâf olmuş demektir. Geri döndürülmesi mümkün olmayan zamânın hiçbir ânı isrâf edilmemeli, faydalı işlerle meşgûl olunmalı ve ömür sermayesi hebâ edilmemelidir. Zamânın ne kadar kıymetli olduğuna dikkat çekmek için Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’de zamâna yemîn etmiştir. ‘And olsun zamâna ki, insan gerçekten ziyân içindedir.’9 Bir hadîs-i şerifte ise Peygamberimiz (sav), insanın âhirette sorguya çekileceği hususlardan birisinin zamânı nasıl harcadığı olacağını bildirmektedir: Kişi kıyâmet günü dört şeyden sorguya çekilmedikçe kul Rabbinin huzurundan ayrılamaz: Ömrünü/zamânını nerede tükettin? Bedenini nerede yıprattın? İlminle amel ettin mi? Mal ve servetini nerede kazanıp nerede harcadın?’10 Aldığı nefesi geri verebileceğine bir garantisi olmayan insanın, hiç ölmeyecekmiş gibi dünyâya bağlanıp zamânını boş ve faydasız şeylerle doldurması acıdır. İçerisinde bulunduğu zaman dilimini ömrünün son anlarıymış gibi değerlendiren insanlar, zamânı kendisiyle kendisini de zamanla kıymetlendirmiş kimselerdir.

 

Netîce itibâriyle israf, ne ferdin ne de toplumun faydasına olan bir durumdur. Târih boyunca nice zenginlikler israf yüzünden hebâ olup gitmiştir. Allâh’ın (cc) verdiği tüm nimetlerden hesâba çekileceğini bilen bir kul, nimetleri isrâf ederek yaratıcısına karşı nankörlük etmemelidir. İnsan, kendisine bahşedilen ömrün kıymetini bilmeli ve ömrünü Allah (cc) ve Resûlü’nün hoşlanmadığı yerlerde sarf ederek kendi kendini isrâf etmemelidir. Mümin, yeme- içme ve giyim-kuşamda haddi aşıp savurganlığa düşmemelidir. Zaman nimetini sanki hiç tükenmeyecekmiş gibi kullanması, kişinin en büyük yanılgılarından birisidir. Mümin, zamânın su gibi akıp gittiğinin farkına varıp zamânı isrâf etmekten son derece sakınmalıdır. Kişinin zamânını dünyâya ve âhirete faydalı olacak işlerle değerlendirmesi müslümanlığının kalitesinin bir göstergesidir: ‘Kişinin kaliteli bir mümin olduğunun alâmeti, kendisini dünyevî veya uhrevî olarak alâkadar etmeyen söz, davranış ve hâllerden uzak tutmasıdır.’11

 

Müslümana düşen, isrâfın hangi türü olursa olsun hepsinden sakınmaktır.

 

Dipnotlar:

1 Araf 7/31.

2 İbn Manzur, Lisânü’l Arab, ‘srf’ md.

3 Furkan 25/67.

4 İbrahim 14/7.

5 Zariyat 51/56.

6 Araf 7/31.

7 Araf 7/26.

8 Buhari, Rikak 1; Tirmizi, Zühd1.

9 Asr 103/1-2.

10 Tirmizi, Kıyame 1.

11 Tirmizi, Zühd 11.

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın.

Bülten Aboneliği