Ara

Benim Kurbanım Senin Kurbanını Döver! Ya Teslimiyetim!?

Sadece belli günlerde ve belli bir niyetle kesilen hayvana kurban denir. Kurban bayramının ilk üç günü (Şâfilere göre dördüncü günü de olur) kurban niyetiyle yâni sâdece Allah için boğazlanan hayvan kurban ismini alır. Yoksa Arapça’da hayvan kesme işlemine “zıbh”, kesilen hayvana da “zebiha” denir. Yaptığımız hayvan kesim işlemini ibâdet yapan, bizim Allâh’a yakınlaşmamıza vesîle kılan özellik, niyetimizdir. Niyetimizdeki samîmiyetimizdir. Eğer kurban ibâdeti için bir kelime seçmek gerekirse bu “teslîmiyet”tir. İbrâhimî (as), İsmâilî (as) ve Hâcervâri duruşumuzdur. Kurban bize İbrâhim âilesinin teslîmiyetini haber verir ve sembolize eder. Gördüğü bir rüyâ ile Allah için ciğerpâresini kesmek için yatıran bir babanın, “Babacığım emrolunduğun şeyi yap, inşâallâh beni sabredenlerden bulacaksın” (Saffat, 102.) diyen bir evlâdın, şeytâna cevâben “Allah emrettiyse kessin” diyen bir annenin teslîmiyeti. Allâh’a tam teslîmiyet kulluğun ve kulluk gereği yaptığımız herşeyin olmazsa olmazı. Takarrübümüzü teslîmiyetimiz belirliyor. Allâh’a yaklaşmak için onunla aramızdaki herşeyi çıkarmamız, gerekirse fedâ etmemiz gerekir. Fedâyı can, fedâyı evlat, fedâyı mal gibi.. Zîrâ maksûda ermek için bunlardan geçmek gerekir. Gerekirse kendinden bile. Öyle demişler ya “sen çık aradan kalsın seni Yaradan.” İbrâhîm (as) önce kendini fedâ etmişti, sonra evlâdını. Böyle bir samîmiyetle yapılmayan bir ibâdet bizi Allah’tan uzaklaştırır. Tadını alamayız. Öze inemeyiz, kabukta kalırız. Bu da ibâdetimizin kabûl olmamasına sebep olabilir. Çünkü Allâh’ın bizden istediği ibâdetlerimizdeki mânâdır. İbâdetlere ibâdet özelliği katan niyettir, ruhtur. Kur’ânî ifâdesiyle “takvâ”dır. Allâh’a ulaşan, yaklaştıran ve Allâh’ın kabûl ettiği de budur. “Onların etleri ve kanları aslâ Allâh’a ulaşmaz. Fakat O’na sizin takvânız (Allâh’a karşı gelmekten sakınmanız) ulaşır.” (Hac, 37.) Onun için takvâya değil de kurbanın kilosuna, boyuna, rengine vs. takılanlar kurban değil, hayvan kesmiş olurlar. Hattâ Hanefi mezhebine göre hisseli kesilen kurbanda, hissedarların bir tânesi eve et götürmek için niyetlenmişse hem onun hem de diğer ortaklarının kurbanı boşa gider. (İlmihal, İslâm ve Toplum,2/8) Bundan dolayı ibâdetlerde şekil değil mânâ önemli. Mânâsı olmayan ibâdetler sıradan işlere dönüşür. Ve bize isteneni vermez. Mesela takvâsı olmayan bir Hac mutad bir seyahat, namaz beden eğitimi, zekât mal bağışlama, oruç da açlık olur. Beden eğitimini namaza çeviren huşûdur. Bizi kötülükten alıkoyacak Namaz işte böyle bir namazdır. Takvâ ile yapılan bir Hac bizim günahlarımızı temizler ve bizi Ümmetin birliği şuuruna erdirir. Aramızda kardeşlik rûhunu zinde tutar. Onların dertleriyle dertlenmemizi sağlar. Eğer haccımız bize isteneni vermemişse; elimizde yalnız kaybolan zamanımız, harcadığımız paramız ve yıpranan vücûdumuz kalmıştır. Bunlar da zararlarımızdır. Tıpkı takvâsı olmayan orucumuzda açlığımız yanımıza kâr kaldığı gibi. Kestiğimiz kurbanın yere dökülen kanıyla berâber günahlarımızın da omuzlarımızdan dökülmesi, toplumda fakirle zengini birbirine yaklaştırması, onları bayram sevincine ortak etmesi bu mânâya bağlı. Niyetimizin saf ve katışıksız olması gerekir. Sırat köprüsünde bize Burak olması da onun Allah için olmasına bağlı. “De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayâtım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir.” (En’am, 162.)Hayâtımızdaki herşey “Allah için” şuuruyla olursa bir anlam ifâde eder. Yoksa sıradan, rutin, geleneksel bir iş yapmış oluruz. Bu niyetle kesilmeyen bir kurban “kapıda kan akıtmaktan” öteye geçmez. Böyle bir kurbanda Hz. İbrâhîm’in hılleti, teslîmiyeti, nefsini ve evlâdını fedâ etmesi görünmediği gibi bu kurban bizi Allâh’a da yaklaştırmaz. Belki elimizde ancak “en büyük kurban bizim kurban(!)” sloganı kâr kalır.

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak