Ara

Başkasının Gözüyle Kendine Bakmak

Başkasının Gözüyle Kendine Bakmak

İnsan nisyân ile mâlûldür. Bu sözü masanızın üzerine koyup bir biblo gibi uzun uzun seyredebilirsiniz. Nisyan unutmak demek; ama unutulmayı da içerisinde barındıran bir kelime. Dünyâya gelen her insanın (her şey gibi) kaderinde yok olmak vardır. Yok olmayı da isterseniz masanızın üstüne bir vazo gibi koyup seyre koyulun. Yoklukla göz göze gelin, bakışın ve ona dokunun. Büyük ihtimâl kendinizi dört taraftan kuşatılmış hissedeceksiniz. Değil mi ki “Ölümden öte köy yok”.

İnsanın en büyük yaşamsal güvencesi göz önünde olmaktır. Kendisine de elini şöyle uzatsa dokunacak yakınlıkta olmayı ister. Biraz öteye gitse, yol yürüyüp bulunduğu konumdan uzaklaşsa mutlakā yerine varlığını temsîl eden bir işâret taşı koymayı ihmâl etmez. Kendini kendisine āit bir şeyle yeryüzünde kāim kılmak çabasıdır bu. En büyük uçurum başkalarının gözüdür. Başkalarının bakışlarına bir korkuluğa yapışır gibi tutunur. Alçaklık korkusu olanlara özgü bir endîşedir gözden düşmek.

Gözden düşen biri nasıl bir hasarla karşılaşır? Bir kere mecbur kalmadıkça göz dağını tırmanmaz. Gözü mutlak kaynak olarak kabûl etmez. İlim ve tecrübe kullanmasını bilince çok daha keskin bir göz olabilir. Nedense insanoğlunun gözüyle gördüğü şeylere tam ve sarsılmaz bir itimâdı var. “Gözlerimle gördüm” diyen insan yanılmazlığını bir tür tescîl ediyor sayılır. Halbuki gözün verdiği hüküm izâfî olması hasebiyle özneldir. Bakıştan bakışa fark oluşturur. Sözgelimi açken ekmeğe bakmak bakışın tarafsızlığına gölge düşürür. 

“Görmek” fiilinin Türkçe’deki kullanımına baktığımızda “görünmek” fiilinden çok daha zengin çağrışımlara sâhip olduğu görülecektir. “İş görmek”, “öngörmek”, görüşmek”, “göresi gelmek”, “uygun görmek”… gibi dışa dönük sorumluluk ve duyarlıkları ifâde eder. Görünmek fiili ise edilgen olarak imaj, yansıma, bir var olup bir ortadan kaybolmak gibi dışa dönük başkasının gözü ile kendini ölçmeye yönelik anlamlar içerir. 

Varlık dışarıdan görünen değil içeriden olunandır. Sâhip olduğun beden mevcûdiyetinin özü değil kabuğu ve taşıyıcısıdır. Sâhip olduğun şey taşıdığın, ömrün nisbetince yanında bulundurduğundur. Bu zâviyeden bakınca ilim, erdem, ahlâk ve inanç ham halleriyle nakliyesini yaptığımız, ağırlığını yüklendiğimiz ele avuca sığmayan mefhumlardır. İnsan bu mefhumları şahsiyetine kattığı zaman somutlaştırmış olur. Görünürlük dilsizdir, onu konuşturan bizim ona kattıklarımız ya da onun bize sağladıklarıdır. 

“Gün gelecek herkes on beş dakîkalığına ünlü olacak” diyen Andy Warhol’ün söylediği şey bir kehânet değil anlamlı bir öngörü olabilir ancak. Modern sanâyi medeniyeti insanı kalabalıklar içerisinden sıyrılıp sivrilerek varlığını görünür kılmaya itiyor. Yaşadığımız dünyâ büyük küçük sahne ve vitrinlerden oluşuyor. Pencereler sâdece dışarıyı görmeyi değil dışarıdan görünmeyi de sağlıyor. Kitle iletişim aygıtları, görsel medya insana görünür olma imkânını vermekle kalmıyor aynı zamanda fark edilirliğini de artırıyor. İşâret edilmediğiniz sürece yoksunuz. Varlığınızı kalabalıkların suratına haykırabilmeniz için bulunduğunuz mevki ve konumun üzerine çıkmanız gerekir.

Görünmek beğenilmenin ilk adımıdır. Beğenildiğini işitip görmek kişiye güven ve emniyet duygusu bahşeder. Zîrâ agorada kimse kendinden emin değildir. Yüzlerce layk almak, çılgınca alkışlanmak önemsenme ve dikkate alınma açlığını yatıştırsa da insan bir süre sonra bu açlığa acıkır hâle gelir. Yaşamak acıkmak, doymak, beğenilmek ve alkışlanmak döngüsünde sürüp gider. Şâyet herkes gibi iseniz görünürlüğünüz de herkes gibi olacaktır. Bakınca ağacı değil ormanı göreceksiniz. Eğer belirginleşmek, seçilmek dayanılmaz bir arzu hâline gelmişse ormanın en değişik ağacı olmakla buna ulaşmaya çalışırsınız. Ya ormanın en görkemli en uzun boylu ağacı olmalısınız ya da Yalnız Ardıç gibi ayrıksı durmalısınız. 

Üstün ve marjinal iseniz diğerlerinden farklı olmanın ayrıcalığını yaşayarak her fırsatta görünür olmanın tadını çıkarırsınız. Fakat bu sefer de görünür olan bedeniniz ve de mevcûdiyetiniz görme yetisini yitirmiş olur. Başta kendinize dönük iç bakışınızı kaybedersiniz. Ardından karşınızdakini olduğu gibi görme yerine görmek istediğiniz şekilde görme biçimi geliştirmekten kurtulamazsınız. 

Görmek müdrik olmaktır. Hayâtın içinde saklı olan güzelliği, hikmeti, esrar ve cevheri keşfedebilmektir. Lugazın sırrına vâkıf olmak, “olmak” dediğimiz en büyük fiiliyet ve de faaliyettir. Olmak kuvveyi (potansiyel) de içerisinde barındıran bir fiiliyettir. Kişi kendisi olduğunu sâdece niyetiyle değil fiiliyeti, faaliyeti yāni “olmak” edimiyle ortaya koyar. 

Görmek üzerine bu kadar söz söyleyip de sevgili şâir-yazar Zafer Acar’ın yakın zamanda çıkan “Seyyahların Şahitliğinde Göz Medeniyetinin Körlükleri” kitabını görmemek olmaz. Şuraya dikkat:

“Modern insan hem seyyahtır hem kocaman bir göz, sözde varoluşunu gerçekleştirmek için önce kendi kendine saldırdı. -Tanrı’yı öldürdüğünü sandı bu savaşta, ötekiydi ölen, O hep diridir hem burada hem oradadır şimdi- sonra tepegöz gibi canavarlaştı, Batı(lı) adını aldı. Bir tek gözle düşündüğü için son derece oburdu, gördüğü her şeyi yutuyordu, kendini dünyânın hâkimi, dünyâ halklarını ise koyun sürüsü sanıyordu…” (a.g.e 475) 

Görmek aydınlanmak ve kör noktaları aydınlatmaktır. Görünmek poz vermek, sûret-i hak maskesi ile gezinmektir. Görünüp de göremeyenler düğümlenmiş kör, yāni kördüğümlerdir.

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

1965 Sinop-Türkeli doğumlu. Bütün öğrenim hayatı İstanbul’da geçti. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni bitirdi. Nişantaşı Kız Lisesi, Rotary Anadolu Lisesi ve Kabataş Erkek Lisesi başta olmak üzere çeşitli liselerde öğretmenlik yaptı. Eğitimde kendi buluşu olan “Çaktırmadan Öğretme Metodu”nu (Ç.Ö.M) anlatım ve öğretim meto- du olarak uyguladı ve aldığı olumlu sonuçları eğitimcilerle paylaştı. Din öğretiminde yeni yaklaşımlar ve eğitimin din dili konusunda çalış- malara imza attı. Lise yıllarından itibaren çeşitli dergilerde ürünler ya- yımladı. Özülke dergisini kurdu ve yönetti. Kırknar dergisinin yayın yönetmenliğini yaptı. İkindi Yazıları, Ünlem, Yansıma, Derkenar, Kardelen, Düşçınarı, Kırklar, Lamure, Yedi İklim, Hece, Dergâh, Karabatak, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Varlık, Deve, Çeto gibi dergilerde yazdı. Çeşitli radyo ve televizyonlarda kültür-sanat programları yaptı. Birçok gazetede düşünce, kültür yazıları yazdı. Köşe yazarlığı yaptı. Şifahi kültür alanında “Sokak Sosyolojisi” adıyla isimlendirdiği eser- ler verdi. Edebiyatın şiir, deneme, hikâye, biyografi ve inceleme alan- larında kitaplara imza attı. Seçme şiirleri Farsçaya çevrilip yayımlan- du. “Hu Dönüşü” kitabıyla Türkiye Yazarlar Birliği 2014 Deneme Ödülü’nü, “Yan Tesir” şiir kitabıyla 2017 Eskader şiir Ödülü’nü aldı. En yaygın eserleri: • Kötü Öğretmenin El Kitabı • Kırk Dakika Koridoru • Ahir Zaman İçinde Hadis Hikayeleri
Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak