Ara

Bana Gençliğin Yardımı Verildi

Peygamberimiz’in (sav) başlattığı İslâmî hareketin gençlerle başladığı ve gençlerle devam ettiği bir gerçektir. O’nun etrafında öncelikle gençler ve garibanlar toplanmış ona önce onlar îmân etmiş, O da onlara büyük değer vermiştir. “Bana gençliğin yardımı verildi, Yüce Allah kendisine ibâdet eden gençleri ayrı/özel sever, Allâh’a ibâdette yetişen genç, hiçbir korumanın olmadığı kıyamet gününde Allâh’ın koruması altında olacaktır” buyuran Peygamberimiz, kendisini hiç yalnız bırakmayan gençleri hiç yanından ayırmamış ve onları hep onura etmiştir.

  • Mekke’nin ilkleri gençler: Hz. Ali, Hz. Ebu Bekir, babası Ebu Kuhafe'den çok önce dine girmiş ve hareketin en ön safında yerini almıştı.

Yine o ilklerden olan Zeyd b. Harise, Sad b. Ebî Vakkas, Talha b. Ubeydullah, Ebû Ubeyde b. Cerrah, Zübeyr b. Avvam, Abdurrahman b. Avf, Musab b. Umeyr, Ebuzer, Abdullah b. Mesud, Ebu Seleme, Erkam, Osman b. Mazun, Ubeyde b. Haris, Hz. Ömer'in kız kardeşi Fatıma, Ebu Bekir'in kızları Esma ve Ayşe, Habbab, Umeyr b. Ebî Vakkas, Abdullah b. Cahş, Cafer, Hamza, Ömer gibi isimlerin çoğu Müslüman olduklarında henüz yirmi yaşına bile girmemişler veya Peygamberimiz’den (sav) daha küçük yaşta bulunmaktaydı. Medine döneminin ilkleri de yine Muaz b. Cebel, Baş münafık İbn Übey'in oğlu Abdullah b. Übey gibi genç isimlerden oluşmaktaydı. Peygamberimiz, Bedir savaşında henüz 21-22 yaşlarında bulunan Hz.Ali' yi sancaktar yapmış; Tebuk gazvesinde Neccaroğulları sancağını 20 yaşında bulunan Zeyd b. Sabit'e vermiş; kırk bin kişilik büyük bir orduya henüz 18 yaşında bulunan Üsame b. Zeyd'i komutan olarak atamış; 21 yaşındaki Muaz b. Cebel'i kadı olarak Yemen'e göndermişti. Bugün İslâmî hizmetler yapan oluşumların içerisinde gençler, geri plandadır. Dinî sohbet ve hizmetlerde bulunanların yaş ortalaması bir hayli yüksektir. Bu hizmetlere katılan amca-dede, abla-ninelerin çocuk ve torunları hizmetlerin içerisinde değildir. Dinî sohbete, toplantıya ve hizmete katılabilmek, hatta ibâdete başlayabilmek için ileri yaşta olunacak şeklinde sakat bir anlayışın olduğunu söyleyebiliriz. Camii cemaatinin yaş ortalaması da bir hayli yüksektir. Çocuklarımız ve gençlerimiz camii ve cemaatle tanışık ve barışık değildir. Onların camiye cemaate alıştırılmaları için yeterli çalışmaların yapıldığı da söylenemez. Özellikle üniversite gençlerine hitap eden kampus camilerine gençler, sadece cumadan cumaya uğramaktadır. Çok sayıda genç çırak ve kalfanın çalıştığı sanayi camilerinde de durum benzerdir. Ülkemizde son yıllarda yapılan en kapsamlı ankete dayalı bir araştırmaya göre halkımızın % 99.2’si Müslüman olduğunu ifâde etmiştir. Bu son derece güzel ve herkesi mutlu eden bir rakamdır. Ancak işin ayrıntısına bakıldığında durum hiç de iç açıcı görünmemektedir. Şöyle ki, Namaz dinin direğidir. Namaz, Müslümanlığın olmazsa olmazıdır. Namaz, mü’mini inanmayandan ayıran en temel ölçüttür. Durum bu iken mezkur araştırma sonuçlarına göre, vakit namazlarını düzenli kılma oranı ülke genelinde % 42.5; hiç namaz kılmayanların oranı ise % 16.9’dur. Bu sonuç insanımızın namaz kılma gereğini tam olarak bilmediğini göstermektedir. Yaş ortalamalarına baktığımızda her zaman namaz kılma oranları 18-24 yaşlarında % 26.2, 25-34 yaşlarında % 32.2, 35-44 yaşlarında %37.8, 45-54 yaşlarında % 47.3, 55-64 yaşlarında % 59, 65 ve üstü yaşlarda % 69.9 olmuştur. Rakamlara bakıldığında namaz kılma oranı, yaş ilerledikçe artış göstermektedir. Oysa namaz, Peygamberimiz’in (sav) tavsiyeleri doğrultusunda yedi yaşından itibâren çocuklara emredilmesi gereken bir ibadettir. Ülke genelinde Cuma namazı kalanların oranı % 57.4, hiç kılmayanların oranı ise % 7.2’dir. Yaş ortalamasına baktığımızda da Cuma namazı kılanların oranı % 45.7 ile %72.5 arasında değişmekte ve yaş ilerledikçe Cuma namazı kalanların oranında artış görülmektedir. Rakamlara göre sürekli Cuma namazı kılanların oranı, düzenli namaz kılanların oranından yüksektir. Bu, Cuma namazının haftada bir kılınan kolay bir namaz olması ve üç defa üst üste Cuma kılmayanın îmân dairesi dışına çıkacağı şeklindeki çok bilinen rivayetle açıklanabilir. Ancak Cuma namazının da tıpkı beş vakit namaz gibi farz olduğu bir gerçektir. Ülkemiz genelinde Kur’ân’ı Arapça olarak yüzünden okuyabilenlerin oranı % 41.9’dur. Elbette kutsal kitabımız Kur’ân’a karşı görevimiz, onu sadece yüzünden okuyabilmek değildir. Ona inanmak, onu hayat rehberi olarak kabul etmek, onu okuyup doğru bir şekilde anlamak ve onun gereklerini yerine getirmek en başta gelen sorumluluklarımızdır. Buna rağmen insanımızın yarıdan fazlasının onu yüzünden okuyamaması çok büyük bir kayıp ve ayıptır. Ankete katılanların % 26.2’si iyi insan olunması halinde Hz. Muhammed’e inanılmasa da cennete girilir görüşünde olduklarını ifâde etmişlerdir. Son Peygamber Hz. Muhammed’in peygamberliğine inanmak, îmânın temel şartlarındandır. Bununla ilgili pek çok ayet vardır. Buna rağmen kendilerini Müslüman olarak tanımlayan bu kadar insanın O’nun Peygamberliğine inanma konusunda tereddüt yaşaması, bu konudaki dinî alt yapının yetersiz, zayıf ve sakat olduğunun açık bir göstergesidir. Toplumumuzda işlenen günah ve suçların önemli bir kısmını genç yaştaki insanların işlediğini söyleyebiliriz. Oysa çocukluk dönemi gençlik döneminin; gençlik de, olgunluk çağının temeli demektir. Günahlardan arınmış bir temele sahip olmayan insanların, güçlü kişilikli kimseler olması beklenemez. Zayıf ve kişiliksiz kimselerden de güçlü toplumlar oluşturmaları beklenemez. Peki, bu gençlerimizi içerisine düştükleri boşluk, stres, buhran ve günah ağlarından kim kurtaracak; onları cami ve cemaatin, hayır hizmetlerin içerisine kim çekecek? Her şeyden önce konuyla ilgili doğru tespitler yapmak ve çözüm önerileri geliştirmek zorundayız. Gençlerimizin önüne cazip ortamlar sunmalıyız. Onların akıllarını vardırıcı, ikna edici telkinler de bulunmalıyız. Bulunduğu konumu ne olursa olsun, her çocuk ve gencimizi önemsemeliyiz. GEÇ KALMA, GENÇ GEL Diyanetimiz bu sene insanımızı, dini şarz merkezi camilerimize çağırırken hedef kitlesi olarak gençleri öne çıkardı. Geç kalma, genç gel sloganı ile onları camiye çağırdı. Çok sayıda gençlik konferansı, paneli gerçekleştirildi. Tabi ki, tek başına bunlar yeterli değildir. Burada anne babalar, eğitimciler, işverenler ve yöneticiler olarak herkese büyük görevler düşmektedir.   Her şeyden önce bir ibâdet, mânevî dolum, eğitim ve terapi merkezi olan camilerimizi çocuklarımız ve gençlerimiz için cazip hale getirmeliyiz. Onlarla cami önündeki engelleri kaldırmalıyız. Bir dershaneye, okula, işyerine devam etmek kadar camiye gitmenin, camili olmanın önemini onlara kazandırmalıyız. Büyükler olarak bu konuda onlara örnek olmalıyız. Camide buluşma, camide okuma faaliyetlerine hız vermeliyiz. Camiye devam edenleri, cami faaliyetlerine katılanları ödüllendirmeliyiz. Camilerimizi fiziken donanımlı ve tertemiz hale getirmeliyiz. Camide ibâdet gibi camide eğitim faaliyetlerinin de daha verimli, daha tesirli ve daha kalıcı olduğunu bilmeliyiz. Camiye gelen her yaş ve seviyedeki insanımızın mânevî ihtiyaçlarını karşılama konusunda da din görevlisi/din gönüllüsü olan kardeşlerimize büyük görevler düşmektedir. Bugün diyanetimizin aktif çalışan personel sayısı 150 bine yaklaşmıştır. Bu sayı sahabe sayısından daha fazladır. Yüz bini biraz aşkın sahabe, dünyânın müslümanlaştırılmasını büyük ölçüde gerçekleştirmişken; bizim bu din gönüllüsü kadrosu ile kendilerini Müslüman olarak tanımlayan insanımızı istikamet çizgisinde tutma konusunda hiçbir mazeretimiz olamaz. Yeter ki konumumuzun ve misyonumuzun önemini kavrayalım, adanmışlık ruhuyla, aşk ve şevkle çalışalım. Çevremizde kurtarılmayı bekleyen o kadar insan var ki! Gerçekten hepimizin vaktimizden çok işimiz var.

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak