Ara

Arap Baharı Dört Yaşında

Mustafa Özcan  LİBYA’DA SANCILI GEÇİŞ SÜRECİ Kaddafi, devrimleri Tunus ve Mısır’da durdurarak onların kendi ülkesine sıçramasına engel olmak için uğraştı. İstihbârat örgütü Bin Ali’yi Tunus’ta tutmak için çaba harcadı ama başarılı olamadı. Ardından Mısır’da devrimi yavaşlatmak istedi ama başarılı olamadı. Sonunda korktuğu başına geldi ve Şubat 2011 târihinde devrim Libya’nın kapısını çaldı. Afrika ülkelerinden paralı askerler getirerek yangını söndürmeye çalıştı. Devrimin merkezi olan Bingazi neredeyse Kaddafi güçlerine düşüyordu. Bunun üzerine Yahudi asıllı Fransız Filozof Bernard Henri Levi muhaliflerle temâsa geçerek onlardan gelecekteki Libya’nın İsrail’le ilişki kuracağına dâir söz almak istedi. Sonrasında Sarkozy’nin başını çektiği uluslararası koalisyon kuruldu ve BM’nin onayıyla havadan müdahale kararı alındı. Bununla birlikte çatışmalar uzadı ve 6 ayı geride bıraktı. Ağustos 2011 târihinde başkent Trablus düştü. Ardından Kaddafi Sirte civarlarında seyir hâlindeyken konvoyu saldırıya mâruz kaldı ve kendisi su kanallarında saklanırken 20 Ekim târihinde bulundu ve halk tarafından linç edildi. Libya petrol zengini bir ülke olmasına rağmen devr-i sâbıkın meydana getirdiği ve ayrıca devrimin açtığı rahnelerin sarılması kolay olmadı. Ülke istikrarsızlık girdâbında çalkalanmaya devâm ediyor. Kaddafi’ye karşı mücâdele eden silahlı birliklerin terhis edilmesi veya orduya ve polise katılması meselesi tamamlanabilmiş değil. Kimileri ülkenin geldiği durumla alâkalı olarak devrimcileri suçlarken kimileri de Kaddafi’den kalan aygıtları ve Mısır’da fulul olarak anılan kalıntıları suçluyor. Devrimi bekleyen en önemli sorunlar arasında geçmişten devreden kurumlar ve bu kurumlarda çöreklenmiş eski rejimin adamları geliyor. Bâzı ülkelerde eskilerin tasfiyesinde hatâ yapılırken bazı ülkelerde ise tasfiye yapılmamakla hatâ yapılıyor. Sözgelimi Mısır’da karşı devrim, eskinin kalıntısı kurumlar ile fulul tâbir edilen Mübarek rejiminin kalıntılarının işbirliği sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Libya’da ise Yemen gibi kabile yapısı ve kurumların cılızlığı sebebiyle istikrar sağlanamıyor. Mısır gibi güçlü kurumların olduğu rejimlerde bu kurumlar karşı darbe yaparken, cılız kurumların olduğu Libya ve Yemen gibi ülkelerde istikrarsızlık yaşanmaktadır. Tunus gibi cılız orduların olduğu ülkelerde ise bir denge yakalanabilmiştir. Libya’da İslâm hukûkunun uygulanması karara bağlanmış olup en önemli tartışma konusu Yemen’de olduğu gibi yerinden yönetim veya ülkelerin siyâsî ve idârî bölgelere ayrılmasıdır. Libya’da Barka ve Bingazi bölgeleri tek yanlı olarak özerklik talebinde bulunmuş lâkin Libya âlimleri bu eğilime karşı çıkmıştır. Buna mukâbil idârî olarak ülkenin bölgelere ayrılması meselesi tartışılmaya devâm edilmektedir. YEMEN’DE ESKİ REJİMİN TUTUNMA GAYRETLERİ Libya kadar kanlı olmasa da Suriye’den sonra protesto hareketlerinin en yoğun ve uzun yaşandığı ülke Yemen olmuştur. Ali Abdullah Salih körfez girişimi sonucu görevini bırakmaya râzı olmuş ama iktidar oyunundan hiçbir zaman kopmamıştır. Sürekli geri gelmenin hesaplarını yapmıştır. Hâlâ da oğlu Ahmet babasının yerini doldurmaya ve yeni seçimlerde cumhurbaşkanı adayı olmaya heveslenmektedir. Yemen’deki protesto hareketi Gençlik Devrimi olarak anılmış ve 2011 başlarında başlayarak tam bir yıl sürmüştür. Ali Abdullah Salih Şubat 2012 yılında görevini bırakmaya râzı olmuştur. O dönemden itibâren yerine geçici sıfatıyla Yardımcısı Abdu Rabbuh Mansur Hadi getirilmiş ve bâzı partilerin biraraya geldiği ( Lika Müşterek) millî diyalog toplantıları icrâ edilmiş ve sonunda târihî bir kararı imzâ altına almıştır. Bu da Yemen’in altı bölgeye bölünmesidir. Bu bölgelerin dördü Kuzey’de ikisi de Güney’de yer almaktadır. Bâzıları bunun zâten ülkedeki ayrılıkçı eğilimleri güçlendireceğini ve ülkeyi bölünmenin eşiğine getireceğini savunurken kimileri de bu eğilimleri dindireceğini ve teskin edeceğini ummaktadır. Bununla birlikte Husi Hareketiyle birlikte güneyde ağırlığı olan Sosyalist Parti ülkenin altı bölgeli taksimine itirâz etmiştir. Husiler Sa’de olarak Sebe bölgesine daha yakın olduklarını ve bu bölgeye katılmak istediklerini söyleyerek söz konusu taksimata karşı çıkıyorlar. Bu yeni taksimatla birlikte kendilerine Ensarullah diyen İran yanlısı Husiler kimilerine göre Ensarulmaslahat ( Çıkarcılar) olduklarını göstermişlerdir. Zîrâ itirazları tamâmen ekonomik gerekçelere dayalı. Hucce bölgesinden mahrum olarak denize kapandıklarını ve el Cevf bölgesinden de koparılarak petrol bölgesinden uzak kaldıklarını ileri sürüyor ve bu yeni yapıya karşı çıkıyorlar. Bu yeni taksimata göre 6 eyalete bölünecek olan Yemen’de her eyâlette yerel parlamento ve hükümet olacaktır. Sâdece savunma ve hâriciye ortak yürütülecektir. Sosyalist Parti ise ayrılıkçı eğilimlerini tatmin açısından güneyin ve kuzeyin birer bölgeden ibâret olmasını arzu ediyordu.   FOTOĞRAFTA YER ALMAYAN BEŞİNCİ ADAM Beşşar Esat, devrimin ayak sesleri Suriye’de de duyulurken Arap Baharının kendilerine doğru esmeyeceğini umut ediyordu. Teğet geçeceğini sanıyordu. The Wall Street Journal gazetesine sebebini de açıklamıştı: Kendileri direnişçi bir odağı ve bloğu temsil ediyordu, bu sebeple halk harekete geçmeyecekti. Lâkin esnek davranmaması ve yeğeni Atıf Necip’in okul duvarına ‘Esat gitsin’ sloganı yazan ortaokul talebelerine işkence ile muamele etmesi bardağı taşıran son damla olmuştu. Ardından bu ülkede tufan kopmuştu. ‘Suriye, Libya olmasın’ diye müdahaleye karşı olanlar şimdi Suriye’de ölenlerin Libya’yı beşe katladığını görüyorlar ama kıllarını kıpırdatmıyorlar. Rusya, vetosu için iki gerekçe gösteriyordu. Bunlardan birisi Libya’da kandırıldığı iddiasıydı. İkincisi de muhtemel bir müdahaleyi Saddam’a müdahaleye benzetiyordu. Lâkin benzemez tarafları görmezlikten geliyordu. O da Irak’ta müdahale için delil üretilirken aksine Suriye’de deliller ya karartılıyor ya da muhalefetin üzerine yıkılıyordu. Suriye’de rejime âit kimyâsal silah tersanelerinin ortaya çıkmasına rağmen zaman zaman rejim, kimyâsal silahların muhalifler tarafından kullanıldığı propagandası yapmaya devam ediyor. Suriye’nin geleceğini ve siyâsî sürecini belirlemek için Cenevre II’de taraflar bir araya geldi ama rejimin uzlaşmaz yapısı sebebiyle çıkmaz sokağa girildi. Batı ve Rusya ise İslâmcıların zaferini kırmızıçizgi olarak gördüklerinden siyâsî zeminde çözüm üretmeye çalışıyorlar. Aslında ‘Esat gitsin ve devlet kurumları kalsın’ diye karşı devrimin davulunu çalıyorlar. Mısır ve Suriye’de Batı’nın ve dünyânın Arap Baharı karşısındaki tutumu netlik kazandı. Mısır’da demokratik değerlerini çiğnediler. Suriye’de ise insan haklarını ihlâl ettiler. Suriye halkına kendisini savunmasına izin vermedikleri gibi insânî müdahaleye de taraf olmadılar. Aslında Arap Baharı ile birlikte Batı’nın ikinci kez halk hareketlerini yüzüstü bıraktığı ortaya çıkmıştır. Birincisi, 2005-2006 yılında BOP misyonerliği sırasında vaat ettikleri şeyi yapmadılar; halkın demokratik taleplerine destek vermeyi askıya aldılar. Mısır’da 2005 yılında Müslüman Kardeşler birinci turda yüzde 20 alınca seçim yolsuzluğu yeniden devreye girmişti. Condoleezza Rice istikrar adına sesini çıkarmadı. Ardından 2006 başında Filistin’de seçimleri Hamas kazanınca yeniden sandığı unuttular. Arap Baharı ile birlikte Batı’nın halkı ve sandığı hiçe saydığı bir kez daha anlaşıldı. Bu süreçte halka karşı direnen Suriye ve Mısır rejimlerinin Moskova’dan destek aldıkları ortaya çıktı. Bununla birlikte Moskova ile Washington arasında bu konuda bir soğuk savaş yok, aksine kimileri Sykes-Picot benzeri Kerry-Lavrov berâberliğinden bahsediyorlar. Kahire Üniversitesi Siyâsal Bilgiler Fakültesi hocalarından Prof. Nadiye Mustafa Arap Baharını söndürmek için Rusya ile ABD’nin anlaştığını ifâde etmektedir. (Şa’b gazetesi, 4 Aralık 2013). Suriye cephesinde de Rusya’nın rejimin lehine acelesi varken batılıların halk lehine bir acelesi yok. Hatta Veli Nasr, Obama’nın içten içe Esat’ın kazanmasını temenni ettiğini söylemiştir. CIA’in eski Başkanı Michael Hayden da ‘Esat zafer kazanmalı’ korosuna katılanlar arasında bulunuyor. İsrailli emekli komutan Dan Halutz da Esat’ın kendileri açısından kötünün iyisi olduğunu söylemiştir. ABD Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey hiçbir Suriyeli muhalif grubun Amerikan çıkarlarını karşılamadığını söylemiştir. Bundan dolayı ‘Esat’ın alternatifi yine Esat’tır noktasında olduklarını görebiliyoruz. 2013 yılı Arap Baharının nekse yani kapaklanma yılı oldu, belki 2014 toparlanma yılı olabilir. Arap Baharı bir dalga meydana getirdi ve bu dalga başlangıçta barışçıl bir mecrâ taşıyordu. Lâkin arkaik rejimler halkın önünü keserek bu süreci savaş sürecine çevirdiler. Bundan böyle siyâsî engellemelerin getirdiği çekişme ve çelişkilerle birlikte mesele savaş ortamına sürüklenmiş bulunuyor. Arap Baharını ortadan kaldırmak ve yok etmek mümkün mü? Mısırlı siyaset bilimci Muhammed Cevadi’ye göre kesinlikle hayır. Suriye’de yavaşlasa bile daha derine iniyor. Bütün analizcilerin ittifâkıyla şimdiden önümüzdeki 10 ve 20 yılın mecrâsını belirledi bile. El Cezire’den Faysal Kasım’ın ifâdesiyle artık gelecek nesilleri ehlîleştirme imkânı kalmadı. Korku duvarını aşan bir nesille karşı karşıyayız. Her türlü zorluğa rağmen kurucu nesil seçtiği yolda ilerliyor...

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

test
Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak