Ara

Aklın İbâdeti: Tefekkür Etmek/Akletmek

İdris Kocabaş

Aklın insana verilen en büyük nimetlerden birisi olduğu muhakkaktır. Aklın, insanı diğer canlılardan ayırıcı en mühim özelliklerden olduğu da tartışmasız bir gerçektir. İnsan, kendini aklı sayesinde kontrol altında tutar ve diğer canlıların başaramadığını aklı sayesinde başarır. İslâm’a göre dinî emir ve yasaklara muhatap olabilmek için akıl şart koşulmuş, aklî dengesi yerinde olmayan kişiler dinin teklifleriyle/emirleriyle mükellef sayılmamışlardır. Ruhumuzun üç yeteneğinden birisi olan akıl, ruhun kavrama ve düşünme boyutunu ifâde etmektedir.1 Malum olduğu üzere yetenekler ise gelişmeye veya körelmeye müsait özelliklerdir. İnsanın, belli bir disiplin üzere yapmış olduğu çalışmalar, insanda var olan yeteneklerin temayüz etmesine vesile olmaktadır. Mademki akıl da ruhun yeteneklerinden biridir, bu yeteneğin işlevsel kalması aklı âdeta bileyen ‘düşünme/tefekkür etme’ egzersizini yapmasına bağlıdır. Allah (cc) da akıl sahibi olan insanı her fırsatta düşünmeye/akletmeye çağırmaktadır. ‘Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara yarar sağlayacak şeylerle denizde seyreden gemilerde, Allâh’ın gökyüzünden indirip kendisiyle ölmüş toprağı dirilttiği yağmurda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgârları ve gökle yer arasındaki emre amade bulutları evirip çevirmesinde elbette düşünen/akleden bir topluluk için deliller vardır.’2 ‘O, diriltendir, öldürendir. Gece ile gündüzün birbirini takip etmesi de O’na aittir. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?’3

AKLIN TÂATİ

İnsan, şuuruna erdikten sonra yaptığı tüm müspet fiillerini ibâdete çevirebilmektedir. İnsan, hayırlı söz (emr-i bi’l ma’ruf gibi) söyleyerek dili ile ibâdet eder, Allâh’ın (cc) mescitlerine giderek ayaklarıyla ibâdet etmiş olur. Kur’ân’a bakarak gözleriyle ibâdet yapabildiği gibi; aklı ile de ibâdet yapması mümkündür. Efendimiz (sav) ‘Bir saat tefekkür, bir sene ibâdetten daha hayırlıdır’4 buyurarak bir akıl eylemi olan tefekkürün faziletine dikkat çekmiştir. İnsanlar nice büyük buluşlarını tefekkür/düşünmek neticesinde bulmuş olmaları, tefekkürün salt mânevî bir kazanç/ibâdet yönüyle kalmamış, insanların zahir başarıların temelini teşkil etmiştir. Aklını hayırlı işlerde kullanan kimse, istifâde yönü itibâriyle sadece kendisiyle sınırlı kalmaz, toplumun menfaatine katkıda bulunmuş olur. Bu noktada ne kadar çok kişi istifâde etmişse, kişinin o kadar sevaba nâil olacağı ümit edilir.

Hz. Peygamber (sav) her konuda olduğu gibi akletme/düşünme hususunda da bizler için üsve-i hasene/en güzel örnektir: ‘İki kişi Hz. Ayşe’yi (r.anha) ziyaret etmişler. Onlardan biri, ‘Hz. Muhammed (sav)’de gördüğünüz etkileyici bir şeyi bize anlatır mısınız?’ deyince, Hz. Ayşe (r.anha) şöyle demiştir: ‘Resûlullah (sav) bir gece kalktı, abdest alıp namaz kıldı. Namazda çok ağladı. Gözlerinden akan yaşlar sakallarını ve secde esnasında yerleri ıslattı. Sabah ezanı için gelen Hz. Bilal (ra): ‘Ya Rasûlallah (sav)! Geçmiş ve gelecek bütün günahlarınız affedildiği halde, sizi ağlatan nedir?’ deyince, O (sav): ‘Bu gece Yüce Allah (cc) bir ayet indirdi. Beni bu ayet ağlatmaktadır.’ dedi ve ayeti okudu: ‘Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün birbiri arkasına gelişinde aklı başında olan kimseler için gerçekten açık ibretler vardır. Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (tefekkür ederler) ve Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tespih ederiz (derler)’5 Ondan sonra Resûlullah (sav): ‘Bu ayeti okuyup da üzerinde tefekkürde bulunmayan/akletmeyen, düşünmeyen kişilere yazıklar olsun.’ dedi.6

İnsan yaratılmışlara bakarak, yaratıcının azametine şahit olur. Direksiz ve pürüzsüz duran gökyüzü, başı bulutlara kadar yükselen dağlar, bin bir çeşit börtü böcek; ibretle/tefekkürle bakan akıl sahibi kimseler için hikmete râm olmaya vesilesidir. Hayatındaki her şeye tefekkür gözlüğüyle bakan kişi aynı zamanda taassup ehli olmaktan kendini korumuş olur. İlahi ahkâma aykırı hususların tespitinde, ibâdet ve taatin yerine getirilmesinde akıl, son derece önemlidir: Hz. Ayşe (r.anha) bir gün Hz. Peygamber’e (sav): ‘Ya Rasulallah! İnsanlar dünyada ne ile üstünlük elde ederler? diye sordu. Peygamber (sav): Akıl ile dedi. Ayşe (r.anha): Ahirette de mi? diye sordum. Akıl ile diye cevap verdi. O zaman ben de: Herkesin kıymeti ameliyle ölçülmez mi? dedim. Peygamber (sav): Ya Ayşe! Onlar akıllarından fazla bir şey yapabilir mi? Allah Teâlâ’nın verdiği akıl nispetinde amel ederler. Ondan sonra amellerine göre mükâfatlanırlar, cevabını verdi.’7

SÛFÎLERİN AKLA BAKIŞI VE AKIL-KALP İLİŞKİSİ

Sûfilerin akla bakış açısı aklın hizmet ettiği alana göre değişiklik arz etmektedir. Sûfîlerin bir yönüyle övdükleri ve diğer bir yönüyle yerdikleri akıl, kavram olarak aynı olsa da kendisine yükledikleri mânâlar bakımından birbirinden farklıdır. Onlar, nefsin esiri olması ve dünyevî çıkarları uğruna çalışması yönüyle aklı tenkit ederken, ahireti temel alması ve Allâh’ın (cc) emirlerine uygun hareket etmesi yönüyle aklı övmüşlerdir. Sûfîlerin aklı yermelerindeki temel sebeplerden biri, çağdaşı oldukları âlimlerin, akılla her şeyi halledecekleri izlenimi vermeleri ve aklın sınırlarına yönelik yaptıkları tartışmalardır.8 Sûfîlere göre, aklı topyekûn dışlamak doğru olmadığı gibi; her şeyi akılla çözüme kavuşturabileceğini iddia etmekte yanılgıdan başka bir şey değildir.

Sûfîlerin eleştirdikleri akıl dünyevî akıl; yani dünya işlerinde çalışan, âhiret işlerinde işlevsiz kalan akıldır. Dünyevî aklın, ilimden soyutlanmış akıl olması itibariyle kişiyi ebedi saadete erdirmesi mümkün değildir. Harîs el-Muhâsibî’nin (k.s) (ö. 243/857) şu sözü: ‘İtaati günaha, bilgiyi cehalete, âhireti dünyaya tercih etmede bu üç şeyin kendisine eşlik etmediği akıl, mekkâr (hileci) akıldır’9 bu hususa işaret etmektedir.

Sûfîler, akla gerekli değeri vermelerine rağmen, yine de Allah (cc) hakkında bilgi edinme hususunda akla hiçbir zaman kalbe verilen önemden daha fazla değer vermemişlerdir. Zira mutasavvıflar çoğunlukla aklın karşısına, üç boyutun ötesine geçebilen, mânevî âlemle irtibat kurabilen kalbi koymuşlardır.10 Çünkü sûfîler kalbi, ilahî hitabın yapıldığı yer, marifet ve irfan denilen tasavvufî bilginin kaynağı, keşif ve irfan mahalli, Allâh’ın tecelli ettiği yer ve insanın hakikati manasında kullanılmışlardır.11 Gazâlî (ö.505/1111) aklın, kişiyi hakikat kapısına kadar götürebileceği ve burada görevinin biteceğini ifade etmiştir: ‘Peygamberler, kalp hastalıklarının doktorlarıdırlar. Aklın bu noktadaki yararı ile fonksiyonu bu gerçeği bize tanıtmaktır; nübüvvet gözü ile algılanan gerçekleri kendisinin kavrayamayacağını itiraf ederek nübüvvetin doğruluğuna şahitlik etmektir. Körleri rehberlere ve ne yapacağını bilmeyen hastaları müşfik doktorlara teslim eder gibi, ellerimizi tutarak bizleri nübüvvete teslim etmesidir. İşte aklın etki alanı ve varabileceği son sınır budur. Bunun ötesinde, doktorun önüne sunduğu gerçekleri kavramaktan başka hiçbir fonksiyonu yoktur.12

İnsan, kâmil bir konuma gelmesi için, akıl ile kalp faktörlerini birbiriyle çatışma pozisyonuna sokmadan, uyum içinde hareket etmelerini sağlaması gerekir. Akılla algılanamayacak mânevî halleri akılla idrak etmeye çalışmak kişiyi çıkmaza sokabilir. Mevlâna’nın (ks): ‘Aşkın şerhinde akıl, çamura saplanmış eşek gibi yattı kaldı. Aşkı, âşıklığı yine aşk şerh etti’13 sözleri, aşkı anlama mekânının kalp olması hasebiyle, aşk konusunda aklın çıkmaza girdiğini ifade için sarf edilmiş cümlelerdir.

Sonuç olarak ifade etmemiz gerekirse İslâm’a göre akıl çok büyük bir nimet, akletmek/tefekkür etmekse faziletli bir ibâdettir. Vahyin bakış açısına göre karanlığın aydınlanmasında ışığın önemi neyse, akılda insan hayatında aynı konuma sahiptir. Allah (cc) Kur’ân-ı Hakim’i akıl sahibi insanlara göndermiş, emir ve yasaklarından akıl sahibi kişileri sorumlu tutmuştur. Kur’ân’ın birçok ayetinde aklı kullanmayı, tefekkür etmeyi tavsiye etmiştir. Hadislerde bir saatlik tefekkürün bir senelik ibâdetten üstün14 olduğu belirtilerek akletmenin ibâdet boyutuna dikkat çekilmiştir. Akıl ne kadar güzel bir nimetse, aklı gereği gibi kullanmamakta o kadar zillettir. Nice akıl sahipleri vardır ki, aklı nefislerinin emrine tabi tutup, geçici zevk ve menfaatleri, ebedi kurtuluşa tercih etmişlerdir. İnsan, ancak aklını ruhun emrine tabi tutarsa ‘a’lâ-yı illiyyin’e çıkmayı başarabilir. Bunu yaparken akıl ile kalb-i selimin bir dayanışma içerisinde olması önemlidir. Sûfîler, ilahî tecellilere muhatap olması yönüyle kalbe öncelik verirken; akl-ı maadı15 da dışlamamışlardır. Allâh’ı (cc) hakkıyla tanıyabilmek ancak selim bir kalple mümkün olabileceğini ifade eden sûfîlerde kalbin çok özel bir yeri vardır. Bu açıdan sûfîler, akıl yürütmekten daha çok kalbin tasfiyesiyle/temizlenmesiyle meşgul olmuşlardır. Tasfiye edilmiş bir kalbi elde etmek hususunda da aklın ibâdeti olan tefekkürden istifade etmişlerdir. Sûfîlerin akıl konusundaki tavırlarını aklı dışlamak veya aklı aşağılamak olarak değil aklı gerektiği yerde gerektiği miktarda kullanma şeklinde özetleyebiliriz.

Dipnotlar:

[1] Kadir Özköse, Dervişin Günlüğü, Mavi Yayıncılık, İstanbul 2014, s. 19.

2 Bakara 2/164.

3 Müminun 23/80.

4 Aclûnî, Keşful Hafâ ve Mizanu’l-İlbas, Kahire Tarihsiz, c. I, s.370.

5 Al-i İmran 3/190-191.

6 İbn Hibbân, Sahih, II, s. 386.

7 Gazâlî, İhyâu ulûmi’d-din, Kahire 1939, c.I s.90.

8 Yüksel Göztepe ‘Gazâlî ve Öncesi Bazı Sûfîlerin Akla Eleştirel Bakışı’, Tasavvuf: İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi, Yıl: 8 [2007], sayı: 19, s. 297-326.

9 Muhasibi, Risaletü’l-müsterşidîn, Tahkik:Abdulfettah Ebû Gudde, Kahire 1982, s.97.

10 Süleyman Uludağ, ‘Akıl’, DİA, İstanbul 1989, c.II, s.247.

11 Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimler Sözlüğü, s. 274.

12 Gazâlî, el-Munkiz mine’d-Dalâl, Şerhi ve Tasavvufî İncelemeler, Haz. ve Şerh: Abdulhalim Mahmud, Çeviren: Salih Uçan, Kayıhan Yay. İstanbul 1990, s.197.

13 Mesnevi 1/112-115.

14 Aclûnî, Keşful Hafâ ve Mizanu’l-İlbas, c.I, s.370.

15 İnsanın ukbâya/ahirete yönelik olan, ölümden sonrayı düşünen aklına denir. Ethem Cebecioğlu, Tasavvuf Terimleri ve Deyimleri Sözlüğü, Ankara 1997, s. 97-99.

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

test
Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak