Ara

Adım Ümmü Külsüm

Adım Ümmü Külsüm

Adım Ümmü Külsüm. Sizlere Asr-ı Saadet'ten sesleniyorum. Ben Mekke'nin ileri gelenlerinden Muayt'ın kızıyım. Benim yaşadıklarım, çıkmazlarım, başıma gelenler Mekkeli başka bir kızın başına gelmemiştir sanırım. Peygamber Efendimiz peygamberliğini daha yeni ilân etmişti. Getirmiş olduğu emirler bizim evde de konuşuluyordu. Babam ve âilemizin diğer fertleri, hele hele iki ağabeyim Rasûlullah'a ve getirmiş olduğu dîne büyük bir kin duyuyorlardı. Alaylı küçümser bir tavırla ve hakaret dolu sözlerle haberler üzerinde yorumlar yapıyorlardı. Âilem bütünüyle bir küfür karanlığına gömülmüştü. Daha önceleri pek de önemsemediğim bu konuşmalar zamanla dikkatimi celbetmişti. Allah, peygamber, hak, hukuk, cennet, cehennem… Evin içinde en küçük bendim ve beni hiç görmüyorlardı âdetâ. Peygamberimize olan kin o kadar büyüktü ki benim evde varlığımı unutmuşlardı sanki. Ama unuttukları bir şey vardı ki peygamberimizle alâkalı konuştukları her cümle artık beni etkiliyor yüreğime dokunuyor, âdetâ işliyordu. Günden güne İslâm güneşi yüreğimi ısıtıyor, yılların susamışlığı îman ırmağının kalbime dökülmesiyle gideriliyordu. Bu kargaşa ortamı netîcesinde Allâh'ın tek olmasını mantıklı bulmuş, içten içe O'na yönelmiş ve putlardan nefret etmeye başlamıştım. Gelen İslâm haberleri, Hz. Peygamber'den haberler âilemdeki herkesi nefret ettirse kızdırsa çıldırtsa da her akşam konuşulanlar dikkatimi daha da çok çekmekte, adını yeni yeni îmân olarak koymaya başladığım engin bir sevince beni gark etmekteydi. Peygamberimizin ve dostlarının yıllarca süren mücâdelesi, hele hele onların güçsüz olması fakat buna rağmen güçlülere kafa tutmaları benim çok dikkatimi çekmiş, bir taraftan da güçsüzlere hâmîlik yapmaları çok hoşuma gitmişti. Evet bu gerçek din olmalı, ancak gerçek din güçsüzlere de kucak açar diye düşünmeye başlamıştım. Etrâfımdan duyuyor ve görüyordum, Müslümanlar canları pahasına dinlerinden vazgeçmiyorlar, türlü türlü dayanılmaz işkencelere göğüs geriyorlardı. Aman Allâhım bu ne kadar değerli bir îmandı ki insanlar canlarını hiçe sayıyorlardı. Sümeyye ve Ammar canlarından vazgeçmiş şehîd olmuşlardı. Bilal, köle Bilal, canı belki hiç para etmeyecek kadar değersiz olan Bilal, taşların altına yatmış Allâhu ehad Allâhu ehad diye inliyor, âdetâ göğü de inletiyor yeri titretiyor, îmânından vazgeçmiyor, âdetâ îman yolunda kurban olmak istiyordu. Bu ne ulvî bir inanıştı, bu ne kadar değerli bir şeydi. Bütün bunları düşüne düşüne günlerimi geçirmekteydim. Sonunda ben Ümmü Külsüm, dayanamadım ve gizlice müslüman oldum. Yapacak başka bir şeyim de yoktu, karşı koyacak bir bahane de. Geç bile kalmıştım.

 

Müslümanlara yapılan işkenceler artık haddi aşmaya başlayınca Peygamber Efendimiz (sav) Müslümanlara gizlice Mekke'yi terk edip Medîne'ye hicret etmelerini emretmişti. Birkaç kişi hâriç herkes gitti, bir gece çıkıp gittiler. Peki ya ben! Babam Peygamber'in düşmanı, ağabeylerim Peygamber'in düşmanı, âilem çılgın. Aralarında bir zindan misâli karanlığa çökmüştüm. Âdetâ bir köşeye sıkışmış perîşan bir haldeydim, ne yapacaktım, nereye gidecektim, kime sığınacaktım? Bir daha evimizde Peygamberimizin adı anılmayacak mıydı yoksa? Nasıl ne yapabilirim diye kara kara düşünüyordum her gün. Âilem ve akrabâlarım benim hicret etmeme aslâ izin vermezlerdi. Hele hele bir de benim Müslüman olduğumun haberini alırlarsa beni kesinlikle öldürürlerdi. Artık Mekke çekilmez olmuştu. Tek tesellîm vardı: Benim gibi hicret etmeyi düşünen ama biraz geciktiren birkaç kadın ve erkek. Sıkıntılarımı onların dostluğu sâyesinde biraz hafifletmeye çalışıyordum. Ama sıkıntı benim her tarafımdaydı. Âdetâ damarlarımda dolaşan kan misâli bütün hücrelerime yolculuk yapıyordu. Çünkü Allah Resûlü artık Mekke'de yoktu, daralıyordum. Mekke beni boğuyordu. Hicret için fırsat kollamaya başlamıştım. Bir ara tek başıma kaçmayı düşündüm ama henüz çok gençtim. Yollar tehlikelerle doluydu, bense bir kız çocuğuydum. Kim bilir başıma neler gelecekti. Sabretmekten başka da bir çârem kalmamıştı ama Allah kendisine sığınan kulları çâresiz bırakmaz değil mi? Bir gün hicret fırsatının doğacağını ve kaderin bana da tebessüm edeceğini cân u gönülden biliyor, inanıyor ve bekliyordum. Müşrikler bana evlilik tekliflerinde bulunuyorlar, ben de habire geri çeviriyordum. Babam bu duruma çok kızıyor, bazan çıldırıyordu. Bir gün Peygamber Efendimiz Hudeybiye'de Mekkelilerle bir anlaşma yaptı. Bu anlaşma maddelerine göre Mekke'den Müslüman olup kendisine sığınacakları Peygamberimiz kabûl etmeyecek, Mekkelilere geri verecekti. Bu madde benim kafamda bir şimşek gibi çakmıştı, acaba yüzüme açılmasını beklediğim kapılar açılmadan kapanacak mıydı? Kendi kendime bir hicret planı hazırladım. Mekke'ye yakın olan Tenim denilen yerde akrabâlarım vardı. Zaman zaman o akrabâlarımın yanına giderdim, ben oraya varınca âilem pek de peşime düşmez beni merâk etmezlerdi. Bir gün aldım başımı onların yanına gitmek bahanesiyle hicret için yola çıktım, yola koyuldum. Yolda bir kâfileye rastladım. Kâfile Medîne-i Münevvere'ye doğru gidiyordu. O kâfilenin reislerinden birisi beni yanına alarak Medîne'ye götürmeyi teklîf etti. Güven vermişti bana. Tamam dedim ve günler günleri kovaladı, günlerce çölleri aştım Medîne'ye vardım. Medîne'ye varınca Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem'in evinin bulunduğu yeri araştırdım ve oraya gittim. Beni tanıyorlar mıydı, evet daha îmân ettiğimi açıklamamıştım ama Peygamberimizin hanımı Ümmü Seleme beni tanıyordu. Zaman zaman onunla konuşmuştum. Muhabbet etmiştim diyeyim. Vardım, yüzümü kapatmış bir şekilde ev sâhibinden izin alarak huzuruna çıktım. Karşımda annemiz Ümmü Seleme vardı. Selâm verdim, beni tanımamıştı. Ona sürpriz yapmak istemiştim. Sonra yüzümü açıp kendimi ona gösterince, Ümmü Seleme Annemiz çok sevindi. Bana sarılarak:

- Hoş geldin, seni buraya getiren nedir? deyince Ben:

- Beni buraya getiren Allah ve Resûl'ünün aşkıdır, sevdâsıdır diye cevap verdim.

Ama Mekke'den Müslüman olup Medîne'ye sığınanların geri iâde edileceği karârı beni endişelendiriyordu. Akşamı beklemek zorundaydım. Akşam Allah Resûlü eve gelince Ümmü Seleme annemiz durumu Peygamber Efendimiz'e bildirdi. Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem bana: 

- Hoş geldin, Ümmü Külsüm hoş geldin, sefâlar getirdin, dedi. 

Ben durumumu arz edince O, içime âdetâ ateşi söndüren coşkun ırmakları dökmüştü. Allah Resûlü:

- Ey Ümmü Külsüm o kural senin gibi kadınlar için geçerli değildir. Allah kadınlarla ilgili bu hükmü kabûl etmedi ortadan kaldırdı, buyurdular.

 

Beni müjdelemişti, o kadar çok sevinmiştim ki. Artık her şeyimle İslâm'ın kızı olmuştum, Ümmü Külsüm İslâm'ın kızı. Derken birkaç gün sonra beni almak için, beni geri götürmek için ağabeylerim gelmişti. Velit ve Umare, ikisi de Peygamberimize düşmandılar, sevmezlerdi. Hudeybiye'deki anlaşmanın maddelerine güvenerek, beni alacaklarını zannediyorlardı. Allah Resûlü’nün yanına gelip anlaşma maddelerini hatırlatınca; Allah Resûlü benim hakkımda inen âyetleri anlatmıştı.

 

"Ey îmân edenler, mü'min kadınlar hicret ederek size gelirlerse onları imtihan edin. Allah onların imtihanlarını elbette daha iyi bilir. Eğer siz onların mü'min kadınlar olduklarını öğrenirseniz artık onları kâfirlere geri vermeyin." âyetlerini okudu. İşte bu âyet benim gelişimle berâber inmişti. O kadar mutluydum ki. Allah benim îmânımı kabûl etmiş âyet indirmişti. Bu âyeti okuyunca ağabeylerim kararsız bir şekilde boyunlarını bükerek gerisin geriye döndüler. Ben Ümmü Külsüm. O gün Allah Resûlü beni onlara teslîm etmedi. Yeni bir hayat beni bekliyordu. Küfür ateşinden îman ışığına göçmüştüm. Ben Ümmü Külsüm, size asr-ı saadetten, öteler ötesinden sesleniyorum. Küfrün çamurunda doğdum. Îmânın güneşinde tekrar doğdum. Ben Allah Resûlü'nün bana olan tebessümüyle, beni sâhiplenmesiyle, bana evini açmasıyla ve bana duâsıyla; Allâh'ımızın benim hakkımda âyet indirmesi ile ayrı bir şeref kazanmıştım.

 

Ey kardeşlerim Asr-ı Saadet'ten sizlere sesleniyorum. Ben Ümmü Külsüm. Küfrün batağından sizi kurtaracak tek bir şey vardır. O da Allah ve Resûlü’ne sığınmak, O'nun merhametine güvenmek, her şeyinizle İslâm'ın çocuğu olmaya kendinizi adamaktır vesselâm.

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak