Batmayan Güneş

Yiyip içtiklerimizden, oturup konuştuklarımıza kadar, bakıp seyrettiğimiz yayınlardan, okuduğumuz basına kadar her şey karakterimizde olumlu veya olumsuz etkiler bırakmakta. “Kişi arkadaşının dini (huyu) üzeredir.” Hadis-i Şerif’i, Cenâb-ı Hakk’ın Arşu’r-Rahman altına yazdırdığı iki satır, “Bir adam iyilerin ameli gibi amel işlese, fakat kötülerle arkadaş olsa, onun sevaplarını günahlar kılıp, o adamı kötülerle haşreylerim. Bir adam da kötülerin ameli gibi amel işlese, sonra tövbe etse, iyilerle arkadaş olsa onun günahlarını sevaplar kılıp, o adamı iyilerle haşrederim.” bize bu gerçeği anlatır. Arkadaşlık kurduğumuz kimseler etkili olduğu gibi, giyilen elbiseler bile bizde etkiler bırakır, huyumuzda.

Anamız anlatır:”Es’ad-ı Erbili (ks)’nin yetiştirdiği Kayserili manevi hal sahibi H. Fatma ananın mantosunu kalben istemiştim. O da, “Biraz eski ama kabul edin kızım.” diye ikramda bulundular. Ne zaman bu elbiseyi giysem, manevi ağırlıklar altında ezilir, tarif edemeyeceğim bir hal olurdu bende. “Üstadımız, Sami Efendimiz’in hırkasının altına ceketimi, mübarek elleriyle bıraktıkları, “Uhuvet Risalesi” kitabını da döşüme bırakmışlardı. Damatlarının yanında okuduğum şiir onu ağlatıp, daha Türkçe yazıları dahi okuyamadığım bu devrede, Kufî yazıyla kaleme alınan Besmele-yi Şerif’i okuyunca, hayret edenlere Üstadımız, “Ömer, keramet çocukta değil döşündeki eserde.” buyurmuşlardı.

Şenlenen Ev

Evimizde her fırsatta, sofrada bile itikada, ibadet ve ahlaka dair bilgiler verilirdi. Sık sık Sami Efendimiz anlatıldığı için ona aşık olmuştuk. Onu görme iştiyakıyla yanıyorduk. “Kimdeki aşkın nişanı var? Durur âkibet ânı er gördürür.”

1960 İhtilal’inden sonra İstanbul’dan Adana’ya yaptıkları seyahatte Yeşilhisar İçmece Mevkiinin üst tarafından geçen yolda üç grup olduk. Her grubun başında bir hoca nasihat veriyordu. Nihayet beklenen misafir geldi. Bize hep “Melek gibi” dendiği için, semadan uçarak gelecek diye tasavvur ederken, cemaatten biri, gökyüzünden yere inen acayip nura tahammül edemeyerek, “Allah” diye cezbelendi. Ayağa kalkmak isteyen, göz yaşları döken cemaati üstadımız oturttular. Birer birer musafaha yapıldı. Dilim dilim elmalar ikram edildi. Daha aramızdayken, ayrılır korkusuyla içimize düşen firak ateşiyle, Sami Efendimiz’i kılavuzladık. Niğde cihetine oradan da Adana’ya. Niğde’den geçerken trafik polisi ondaki sırrı müşahede edince, şaşkına döner. Takibinde olan arabadakilere, “Allah’ınızı severseniz deyin, bu insan mı melek mi?” dedi. Yusuf (as)’a kadınlar Kur’ân-ı Hâkim’in diliyle “Bu bir Mükerrem melektir, insan değildir.” dedikleri gibi.

1995 yılında yine aynı mevkiye “Efendim sizleri pek çok özledik.” diye karşılayan üstadımızın eşliğinde hazırlanan çadıra teşrif ettiler. Çocuktum ama kalbimde bir ateş sönmek bilmiyordu. Ancak ayakkabılarına yüz sürersem bu yangın söner diye düşünüyordum ve öyle yaptım. Sadece bu zavallı değildi yanan, bir çok kimse vardı. Parası olmadığı için arabaya binemeyip muhabbet harçlığıyla dağlardan aşan, koltuk değnekleriyle bir ayağı kesik yatağından kalkıp, Sultan’ın huzuruna koşan, Üstadımızın damadı H. Ahmet Dinç de vardı. Daha, bizim zahiri gözlerimizin göremediği, yıllar öncesi Sami Sultan’la dedem Mustafa Hulusi Efendi (ks)’nin arasına oturan Cinni halife gelmemiş miydi? Arşın melekleri bu düğüne iştirak etmemiş miydi? Teşriflerinde Sami Efendimiz’in “Sema’dan bir ay ile güneş indi.” diyen meczubun, bu batın gözleriyle müşahade edebilecek misafirlerin de iştirakını müjdeliyordu.

“Kalemdar, köleniz diliyor dilek,
Ziyarete geldi cin ile melek
Bırakma bizleri kapında ölek
Teveccüh isteriz Sami Efendim.”

Görünmeyen misafirleri, dedem Şeyh Mustafa Hulusi Efendi dergahta şöyle anlatır:

“Çok melekler geldiler
Halakayı ihata kıldılar
Dehşetli lezzet andılar
Radiyallahü anhüm.”

Üstadın yanında oturanları da

“Kendi dilinde
Kur’ân elinde
Hızır yanında
Görünür şeyhim.”

“Kendi halinde
Livâ zıllında
Muhammed (sav) yanında
Görünür şeyhim.” diye ifade eder.

İçmece’deki havaya bakılırsa, sanki hep bunlar hazırdı. Maddi manevi bereketler yağıyordu. Gönüllere inen rahmetten, iki sofraya ancak yetecek çorba tasındaki nimet, yüzlerce cemaati doyurarak o da nasibini alıyor ve bitmiyordu. Neden tükensin? gelen misafir rahmet Peygamberi (sav)’nin vekiliydi. Onda mucize olarak zuhur eden, keramet olarak halifesinde beliriyordu.

Sünnete Temessük

İçimi zor, bir nefeste içilen suyu, küçük bardaklarla üç nefeste içiyor. Sıkça def-i hâcete gitse bile, her defasında abdest alıyor, fırsat buldukça aşıklara, mü’minlere sohbet ediyorlardı. İbriğini taşıma, çorabını hazırlama, hanesini süpürme, temizleme nimeti de bize düşmüştü. Kalacağı hane sahibine Üstadımız, evin tepeden tırnağa temizlenmesini, yatak takımlarının yıkanıp kurutularak, tekrar takılmasını emrettiler. Hizmet için talimat verelim diyenlere, Sami Efendimiz, “Siz Hasan Efendi’ye duyurun kâfi, o bizim için gerekeni yapar.” buyurmuşlar. Evimizde misafir edemedik ama, gönül evimiz muhabbet ateşiyle yanıyordu. Bir kırıntı da bu Kıtmire verildi. Ayak havlusu bize düştü. Ayrılık zamanı geldi, başkalarını bilmem ama ben pek çok ağladım. Sanki içim kaynıyordu. Namrun Yayla’sında ayağına kapanan kuşu, Tahtakale’deki yazıhanelerine her gün gelip, merdivene baş koyan köpeği hatırlarsanız, bizim bu sevgimizi fazla görmezsiniz. Gündüz hayalimizde, gece rüyamızda idi. Kadem-i Saadetleri’ne cesaret edemeyip, temas ettikleri taşı öptüğümde, mübarek ayaklarını ağzıma uzattıkları rüyayı hiç unutamam. Lutfedip gönderdikleri şekeri, tükenir korkusuyla azar azar tattığımız günlerde, Develi’nin Tombak Köyü’nden H. Mehmet Efendi’ye, “Ali Ramazan’a bizden selam söyle, benim için gözlerinden öp.” diye iltifat buyuruyorlardı.

İlkokulu bitirdiğimde, Üstadımız ziyarete götürdüklerinde, “Efendim! zamanın fitnesinden, şeytan ve nefsin aldatmasından korkuyorum, evladınıza bir vazife verir misiniz?” dediklerinde çok kısa bir evrad vermişlerdi. Ruhi irtibat olmalı ki, hata etsem gece onu ikaz eder mahiyette görürdüm. Şimdi ise eli boş, yüzü karayım. Hatırası bitmeyen Sultan’ımı anlatamam, fakat o günlerde tattığımız manevi lezzeti, hayvani duygu, şehvetin eseri, maddenin düşkünü biz insanlara bir kurtuluş reçetesi olur mu ümidiyle naklettim.

Rabbim bizleri bağışlasın…

Alemdar-Ali Ramazan Dinç Efendi (ks)

Ayrıca kontrol et

İhtiras mı İhtiyaç mı? / Alemdar

İhtiras, sözlükte: “Bir şeyi şiddetle arzu etme, ona aşırı derecede tutkun olma, şiddetli ve sonu …