Anasayfa / Genel / Yûnus Emre’nin Eğitimci Şahsiyeti

Yûnus Emre’nin Eğitimci Şahsiyeti

Bugünkü eğitim anlayışının çok problemli olduğu hemen herkesin kabûl ettiği bir gerçektir. Zîrâ okullarda “eğitim”den çok “öğretim” ön plana geçmiş ve öğrenciler sâdece kendilerine bilgi yüklenen kişilere dönüşmüşlerdir. Durum böyle olunca da okullar fizikten matematiğe, tarihten coğrafyaya pek çok alanda bilgiler öğreten kurumlara dönüşmüşlerdir. Oysa söz konusu olan insandır. İnsanın bilgi ihtiyâcı ise sâdece bu derslerde öğretilen bilgilerden ibâret değildir. İnsanın bir de kişilik yapısı vardır. Bu yapının müsbet değerlerle donatılması gerekmektedir. Bu da okuldaki uygulamanın sâdece “öğretim” boyutlu değil “eğitim” boyutlu olarak da gerçekleşmesini gerektirmektedir. Son yıllarda uygulamaya konulan “değerler eğitimi” de işte bu zarûretin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Yâni eğitimde eksikliğin ne olduğu görülmüş ve çâreler aranmaya başlanmıştır. 

 Ham”lıktan “Olgunluk”a 

İşte tam da bu noktada geleneğe atıf yapmak gerekmektedir. Gelenekte eğitimde neler yapılıyordu? Hangi yöntemler kullanılıyordu? Bu sorulara cevap ararken tasavvufun eğitim ve öğretim metotlarına bakmanın faydalı olacağını söylemek gerekecektir. Neden tasavvuf denilecek olursa öncelikle şunu söylemek lâzımdır: Tasavvufun temel gâyesi insanı eğitmek, onu “hamlık”tan “olgunluk”a taşımaktır. “İnsan-ı Kâmil” olarak ifâde edilen bu hedefin tekkelerde bir şeyhin rehberliğinde gerçekleştiğini biliyoruz. Bunun netîcesinde sâdece bilen değil olan/olgunlaşan insan tipi ortaya çıkmıştır. Bugün ise sâdece bilen insan tipi vardır. Üstelik bildiği şeyin hakîkî bilgi olduğu da tartışmalıdır. 

 Biz, işte böyle bir noktada Yûnus Emre, Mevlânâ, Niyâzî-i Mısrî gibi tasavvufî şahsiyetlerin, karşımızda bir imkân olduğunu düşünmekteyiz. Dolayısıyla onların eserleri birer şiir kitabı olmanın ötesinde insanın eğitimine dâir söyledikleriyle de ele alınması gereken eserlerdir. Meselâ Yûnus Emre dîvânına baktığımızda bu konuda bugünkü eğitimin temel problemlerini çözecek bir hayli söyleyişle karşılaşırız. Bunları şu şekilde özetlemek mümkündür: 

 Yûnus Emre’de eğitim öncelikle ilâhî bir faâliyettir. Zîrâ kulunu akıl, zekâ, gönül gibi pek çok yetiyle donatan Allah (cc), emir ve yasaklarıyla en başta en büyük terbiyeci konumundadır. O, hem insanları hem de diğer varlıkları terbiye edendir. İnsanın olgunlaşması bu yolla gerçekleşmektedir. Bunu böyle bilen bir eğitimci, yaptığı işi bu ilâhî referansını aslâ unutmadan yapar. O zaman da yapılanlardan faydalı netîceler elde edilir. Meselâ onun “Her kim ki dervişlik bağışlana/Kalpı gide pâk ola gümüşlene/Nefesinden misk ile anber tüte/Budağından il-ü şar yemişlene/Yaprağı dertli içün dermân ola/Gölgesinde çok hayırlar işlene” beyitlerinin yer aldığı şiirini bu mânâda okumak mümkündür. Buna göre eğitimci, yaptığı işin Rabbânî boyutunu düşünerek hareket ettiğinde tıpkı bir ağacın dalı, yaprağı, çiçeği ve gölgesiyle faydalı olması gibi o da sözü, hâli vs. ile öğrencilerine faydalı olacaktır. 

 Yûnus Emre, her şeyden önce işe eğitilecek varlık olan insan tanımıyla başlar. İnsan onda sâdece bedensel gerçekliğiyle ele alınmaz. İnsanın akıl, özellikle de gönül tarafına vurgu yapılır. Onda insan gönüldür. Gönlün eğitimidir esâs olan. Bu da öncelikle insanın kendini tanımasıyla başlayacak bir süreçtir. Zîrâ bu tanıma aşama aşama yaratıcı ve tüm yaratılanlar hakkında bilgi sâhibi olma sonucunu doğuracaktır. Onun “İlim ilim bilmektir/İlim kendini bilmektir” mısrâlarıyla başlayan şiiri tümüyle bu yaklaşımı anlatır. Öyleyse bugün de bir okulda öğrencilere verilmesi gereken temel bilgi, kendi varlıkları hakkında bir bilgi ve bilinç kazandırmaktan geçmektedir. 

 Yûnus Emre’nin sâdece bu şiirindeki ilim târifi bile benimsenmesi hâlinde eğitimin pek çok sorununu çözmemize yardımcı olacaktır. Zîrâ bugünün eğitimine baktığımızda ilmin insana kendini unutturduğu ve onu kendi özü hakkında bilgi sâhibi yapmadığı görülmektedir. Çünkü metafizik bir boyuttan yoksun modern ilim, insanı mühendis yapmakta ama kendini bilen biri hâline getirmemekte hattâ buna engeller bile çıkarmaktadır. Bu bakımdan bugünkü eğitim tamâmen yüzeyseldir ayrıca çok meşgûl edici bir özellik de taşımaktadır. Oysa Yûnus’un aynı şiirindeki sözünü ettiği “Elif”i yâni “Allâh”ı bilmek bilgisi esas alınmış olsa diğer bilgilerin ne zaman, ne kadar, nasıl ve niçin öğrenileceği anlam kazanacaktır. 

 Bu temel bilgiyi alan biri için ise bundan sonraki aşama müsbet değerlerle donanmaktır. Yûnus Emre özellikle Risâlet’ün-Nushiyye’sinde bunların neler olduğunu uzun uzun anlatır. Kısaca ifâde etmek gerekirse insan, bütün davranış ve hareketlerinin merkezi gönül olduğu için burayı sabır, gayret, sevgi, hoşgörü, başkalarını düşünme, cömertlik gibi iyi huylarla bezemeli ve bunların zıddı olan acelecilik, tembellik, kin, öfke, bencillik gibi kötü huylardan uzak kalmalıdır. İnsan, ancak bu şekilde kendisine gerekli olacak bilgileri ve o bilgileri zenginleştirecek değerleri öğrenmiş ve benimsemiş olur.  

 Yûnus Emre, böyle bir değişimin kendiliğinden olmayacağının elbette farkındadır. Onun “Çeşmelerden bardağın doldurmadan kor isen/Bin yıl dahi beklesen kendi dolası değil” ifâdesi eğitimin gayret gerektirdiğini ortaya koyar. Yâni insana müsbet huyların kazandırılması bir eğitim meselesidir. Bunun için eğitimciler öğrencilerini buna göre motive etmek ve eğitmek durumundadırlar. Buna göre meselâ bir öğretmen sâdece ders anlatan değil, söz ve davranışlarıyla öğrencilerine örnek teşkîl eden biri olursa, onun değerleri kendinden öğrencilere geçecek ve toplumda bir değerler birliği oluşacak, öyle olunca da eğitim yeri sâdece okul değil aynı zamanda ev ve cemiyet de olacaktır. 

 Yûnus Emre’nin vurguladığı en önemli değer ise sevgidir. Sevgi eğitimde de temel hedef olmalıdır. Zîrâ sevgisiz hiçbir işin, uğraşının olumlu sonuç vermeyeceği ortadadır. Bu sevgi onun “Yaratılmışı severiz Yaratan’dan ötürü” söyleyişinde ifâde ettiği gibi Allah (cc) merkezlidir. Zîrâ Allâh’ı (cc) seven O’nun yarattığı her varlığı da sevecektir. Böyle olunca da diyelim bir kimyâcı, kendi alanıyla ilgili yapacağı çalışmalarda varlıklara zararı olabilecek şeylerden kaçınacaktır. O zaman meselâ bir çevre sorunu nerdeyse hiç olmayacaktır. Zîrâ böyle bir eğitim, bir ağaca da bir insan gibi davranmayı gerekli kılar. Yine bir târihçi için sâdece olayların aktarımı değil bunlardan çıkarılacak sonuçlar (ibret almak) önemli hâle gelecektir. Bir doktor için hasta, bir tüccar için müşteri rızık vesîlesi sayılacak ve davranışlar da ona göre şekillenecektir.  

 Dilin Kullanımı 

Bilgi, bir insandan diğerine dil aracılığıyla ulaştırılır. Bu yüzden dil son derece önem arz eder. Yûnus Emre bu sebeple bu konuya da özel bir önem verir. Onun “Söz ola kese savaşı söz ola kestire başı/Söz ola ağulu aşı yağ ile bal ede bir söz” beytiyle başlayan şiiri baştan sona dilin nasıl, ne şekilde kullanılacağına dâir öğretilerle doludur. Meselâ bu ilkesel metin, özellikle Türkçe-Edebiyat derslerinin temel amacı olarak ele alınsa bu derslerin eğitiminde bambaşka sonuçlar ortaya çıkacaktır. Bu durumda dile saygılı, kelimelerini özenle seçip kullanan, kendini iyi ifâde eden, ifâde edilenleri doğru anlayan bir nesille karşılaşacağız demektir. 

 Şüphesiz bu konuda söylenecek çok söz, Yûnus Emre şiirlerinden çıkarılacak eğitim anlayışı ve yöntemi vardır. Bunlar hayli oylumlu çalışmaları gerektirmektedir. Şunu biliyoruz ki Yûnus Emre yedi asırdır insanlara şiirleriyle öğreticilik yaptı. Anadolu insanının, mektep medrese görmeyenin de sabır, ferâgat, sevgi gibi bütün müsbet özelliklerinde Yûnus’un payı vardır. Tabii bu durum diğer mutasavvıflar için de böyledir. Yine onun yol göstericiliği sâdece halkla sınırlı kalmamış, özellikle batılılaşma sürecinde istikametini kaybeden okumuşlar/aydınlar üzerinde de etkili olmuştur. Bugün eğitimi insana sevgi ve saygı anlayışı doğrultusunda sürdüren her eğitimci Yûnus’tan mutlakâ nasiplenmiştir. Şimdi bunun sistematik olarak bütün bir eğitim sistemimizde uygulanması yoluna gidilmelidir. Bunun için okullara pekâlâ bir “Yûnus Emre dersi” konmalı ve bu dersin kitabı Yûnus Emre’nin Dîvân’ı olmalıdır. Bu dersten kazanılacak anlayışla değerler eğitimi gerçek anlamını bulacak, ortaya her mânâda güzel öğrenciler çıkacaktır. 

Mustafa Özçelik  (Kasım 2017)

Ayrıca kontrol et

Tehlikeli, Görünmez Elektro-Sis 

Cep telefonları, baz istasyonları, elektronik âletler ve yeni ‘kablosuz teknolojisi’ sağlığımıza zarar verir. Hormonal süreçler ve diğer vücut süreçleri zarar görür, hattâ bu …