Ufukta Görünen

Ufukta Görünen

Alemdar

Görünenler ve görünmeyenler:

“Görmeyenle gören, karanlıklarla aydınlık, gölge ile sıcak bir olmaz. Dirilerle ölüler de bir değildir. Allah dilediğine elbette işittirir; ama sen kabirlerdekilere de işittirecek değilsin!” (Fâtır, 19-22.)

“Gören” kelimesi mü’mini, “kör” kelimesi kâfiri, “aydınlık” îmânı, “karanlıklar” küfrü, “gölge” rahatlığı ve huzûru, “sıcak” sıkıntıyı ve yakıcı ateşi, “diriler” mü’minleri, “ölüler” kâfirleri anlatmak için kullanılmıştır. Zîrâ mü’min önündeki açık yolu (dünyâ hayâtından sonra yeni bir hayâtın başlayacağını) görmekte, inkârcı ise bunu görmemektedir.

“(Onlar) gayba îmân ederler, namazı kılarlar, kendilerine verdiklerimizden hayra harcarlar.” (Bakara, 3.)

Bunlar hakkında bilgi alınabilecek iki kaynak vardır: Vahiy ve ilham. Akıl, ancak bu iki kaynaktan alınacak bilgiler üzerine tefekkür yoluyla açıklamalar getirebilir.

Keşif, kalp gözünün açılması, Allah tarafından haber verilmek (tahdîs) gibi çeşitleri veya isimleri bulunan ilham, ancak İslâm’a sağlam îman ve onun esaslarını samîmiyetle (ihlâs) yaşama sonucu elde edilmiş bulunursa mûteber olur.

Ezel ve ebed ufku:

1- Ezelde verdiğimiz sözdür Rabb’imize.

2- Unutmamamız gereken Hâlik’ımızdır.

Ölünceye kadar ibâdet, kemâle götürür kişiyi.

“Kulluğa bel bağlar isen şâmu seher ağlar isen,

Sular gibi çağlar isen tiz bulunur ummân sana.” Niyâzî Mısrî

İrâdî ölümle ölümsüzlük gerçekleşir ufku geniş olanlarda.

“Mûtû kable ente mûtû sırrına mazhar olan

Haşr ü neşri gördü bunda nefha-i sûr olmadan.” Şemseddin Sivasî

“Ben ölürsem sakın bana “öldü” demeyin. Aslında ben ölü idim, dirildim, beni dost aldı, götürdü.” Mevlânâ

“Ey insan! Fenâya, ademe, hiçliğe, zulümâta, nisyâna, çürümeye, dağılmaya ve kesrette boğulmaya gittiğinizi tevehhüm edip düşünmeyiniz! Siz fenâya değil, bekaya gidiyorsunuz. Ademe, yokluğa değil, vücûd-u dâimîye sevk olunuyorsunuz. Zulümâta değil, âlem-i nûra giriyorsunuz. Sâhib ve Mâlik-i Hakîkî’nin tarafına gidiyorsunuz ve Sultân-ı Ezelî’nin pâyitahtına dönüyorsunuz. Kesrette boğulmaya değil; vahdet dâiresinde teneffüs edeceksiniz. Firâka değil, visâle müteveccihsiniz.” Said Nursî

İbrâhim b. Edhem bir gün saltanatından ve erdiği nîmetlerden dolayı sevindi. Rüyâsında bir kimsenin kendisine bir kitap verdiğini gördü. Kitaptaki yazı şuydu: “Fânîyi bâkîye tercîh etme. Saltanatına da aldanma. O halde Allâh’ın emrine koş.” “Rabbinizden bir mağfirete ve cennete koşun…” (Âl-i İmran, 133.)

İbrahim b. Edhem uyandı ve “Bu, Allah’tan bir uyarı ve öğüttür.” dedi. Allâh’a tevbe etti, zikir ve tâatle meşgûl oldu. Ona gösterilen bu rüyâ gaflet uykusundan uyanmasına ve Kur’ân ile Allâh’ın hoşnutluğuna ermesine sebep oldu. (İsmail Hakkı Bursevî, Rûhu’l-Beyân)

Efendimiz (sav): “Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası için çalışandır. Âciz kişi de, nefsini hevâsına tâbî kılan ve Allah’tan dilekte bulunup duran kişidir.” (Tirmizî-İbn Mâce)

Enfâl sûresinin 24. âyetinde: “Ey îmân edenler! Size hayat verecek olan şeye çağırdığında Allâh’a ve Peygamber’e icâbet edin.” buyurur Rabbimiz.

Cenâb-ı Hakk ufku: “Ey îmân edenler! Allâh’ın dînine karşı savaş açan, insânî ve ahlâkî değerleri hiçe sayan, inanç, ibâdet ve düşünce özgürlüğüne zincir vuran bütün fitne ve kötülük odakları tamâmen yok edilip ortadan kaldırılıncaya ve yönetimde mutlak otorite ve egemenlik anlamına gelen din, tamâmen ve yalnızca Allâh’ın irâdesine uygun bir hâle gelinceye ve böylece, Kur’ân’ın belirlediği adâlet, özgürlük ve barış ortamı tüm dünyâda egemen oluncaya kadar onlarla savaşın!” (Enfâl, 39.) âyetiyle belirler. 

“Onlar kendi kendilerine düşünmediler mi ki, Allah gökleri ve yeri ve onların arasında bulunanları, ancak hak olarak ve muayyen bir süre için yarattı. İnsanların birçoğu Rabblerine kavuşmayı gerçekten inkâr edicidirler.” (Rûm, 30/8)

Peygamberimiz (sav), âhiret âlemini ashâbına şöyle anlatmıştı:

“Ne gözler görmüş, ne kulaklar işitmiş ve ne de beşerin kalbine, hatırına gelmiştir.”

“İnanıp yararlı işler yapanlara, altlarından ırmaklar akan cennetlerin kendilerine âit olduğunu müjdele! Onlardaki herhangi bir meyveden rızıklandırıldıklarında: “Bu daha önce de rızıklandığımız şeydir” derler ve o rızık birbirinin benzeri olmak üzere, kendilerine sunulacak. Orada çok temiz zevceler de onların. Hem onlar orada ebedî kalacaklar.” (el-Bakara, 25.)

“Evet, kim bir günâh işlemiş de kendi günâhı kendisini her yandan kuşatmış ise, işte öyleleri ateş ehlidirler ve orada ebedî kalıcıdırlar.” (Bakara, 81.)

“Bu dünyâ hayâtı, aldanma metâından başka bir şey değildir.” (Âl-i İmran, 185.)

“Bırak onları; yesinler, eğlensinler ve boş ümit onları oyalayadursun. (Kötü sonucu) yakında bileceklerdir!” (Hicr, 3.)

Hz. Ali (ra): “Dünyâ hızlıca bir sona doğru gitmekte, âhiret ise koşarak bize doğru gelmektedir. Dünyânın da âhiretin de tâlipleri vardır. Siz âhireti talep ediniz. Dünyânın tâlipleri olmayınız. Bugün hesap günü değil, çalışma günüdür. Yarın ise çalışma yok, hesap vardır.”

Eylül 2020, sayfa no: 4-5-6

Ayrıca kontrol et

İstikâmet

Her huy istikamete muhtaçtır. İstikamet ise hiç bir şeye muhtaç değildir. Cömertlikte aşırıya kaçmak israftır. …