Ufkumuz Kur’ân ve Sünnet Olsun

Ufkumuz Kur’ân ve Sünnet Olsun

Prof. Dr. Ali Akpınar

Müslüman büyük düşünen, büyük hedefleri olan ve bu hedeflerine ulaşmak için gece gündüz çalışan ufuk insanıdır. Zîrâ o, Ufuk Peygamberinin ümmetidir. O Peygamber ki bu dünyâdan giderken ümmetine iki büyük emânet bırakmış ve bu iki emânete sıkı sıkıya sarılmalarını onlara tavsiye etmiştir: “Size iki emânet bırakıyorum. Onlara sarıldığınız sürece sapmazsınız. Allâh’ın Kitâbı ve Rasûlü’nün Sünneti.”1 Kitâb ve Sünnete sarılmak, Kitâb ve Sünnet doğrultusunda bir hayat yaşamak mü’minin hem dünyâ hem âhiret kazanımıdır.

Kur’ân âyetlerinde Allâh’a ve Allâh’ın ipine sımsıkı sarılma (i’tisâm) emirleri yer almıştır:

Artık, namaz kılın, zekât verin, Allâh’a sarılın. O sizin sâhibinizdir. Ne güzel sâhip ve ne güzel yardımcıdır!2

Toptan Allâh’ın ipine sarılın, ayrılmayın.3 Kim Allâh’ın Kitâb’ına sarılırsa şüphesiz doğru yola erişir.4

Ancak tevbe edenler, nefislerini ıslâh edenler, Allâh’ın Kitâbına sarılanlar ve dinlerine Allah için candan bağlananlar cehenneme düşmekten müstesnâdır. Onlar inananlarla berâberdirler. Allah mü’minlere büyük ecir verecektir.5 Allah kendisine inananları ve Kitâbına sarılanları rahmetine ve bol nîmetine kavuşturacak, onları Kendisine götüren doğru yola eriştirecektir.6

İ’tisâm, a-s-m kökünden türer. Bu kök kendini tutma, koruma, korunma anlamınadır. İsmet, mâsumiyet kelimeleri de bu kökten gelir. Buna göre insanın kendisini koruma altına alabilmesi için, zararlı/yasak olan şeylerden korunması gerekir. İ’tisâm, korunma isteğidir. Bu ise dînin özüne sımsıkı sarılmakla gerçekleşir. İnsan, dünyâda huzursuzluk, doyumsuzluk, buhran ve stres gibi şeylerden; âhirette Allâh’ın azâbından ve gazabından korunma isteğiyle dîne sarılır ve onun gereklerine tutunur. İnsan, ellerinin dünyâ ve âhirette boşta kalmaması için dîne tutunur. Çünkü din hem dünyâda hem de âhirette onun elinden tutar. Dünyâda elinden tutar, istikâmet çizgisinde kalmasını sağlar. Âhirette elinden tutar, Rabbin rızâsına ererek ebedî yurt cennete girmesini sağlar.

Kitâba ve Sünnete sarılmak, mü’minin şiârıdır. İmam Buhârî’nin Sahîh’inin temel ünite başlıklarından biri el-İ’tisâm bi’l-Kitâb ve’s-Sünne/Kitâb ve Sünnete sarılma başlığıdır. İmam Şâtıbî’nin, bid’atlara karşı dînin özüne sarılma ile ilgili meşhur eserinin adı da el-İ’tisâm’dır.

İnsanın önünde iki seçenek vardır: Rûhun gıdâsını sağlıklı bir biçimde karşılamak için ya Allah katında yegâne doğru ve geçerli din İslâm’ın özüne sarılacak yâhud da din dışı şeylerin etkisi altına girecek, bid’at ve hurâfelerde kaybolup gidecektir. Dînin özü ise Kitâb ve Sünnet’tedir.

Yüce Rabbimiz sınav için yarattığı insanı dünyâya gönderirken başıboş bırakmamış, ona dünyâ hayâtında tâkip edeceği yolu yöntemi göstermiş, bunun için Peygamber göndermiş ve Kitâb indirmiştir. Son olarak da son peygamber Hz. Muhammed aleyhisselâm ile insanlığın hayat düstûru Kur’ân’ı göndermiştir. Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuştur: “Kur’ân, Yüce Allâh’ın semâdan yeryüzüne sarkıtılmış ipidir.”7 Evet, bu öyle bir iptir ki bir ucu Yüce Allâh’ın elinde, diğer ucu insanlara uzatılmıştır. İki ucu yerde duran bir ip, kurtarıcı olamaz. Ama bir ucu yukarıda ve sağlam bir yerde asılı olan ip tutunulacak iptir. İşte kopmaz sağlam Allâh’ın ipi böyle bir iptir. Bu ipte herkesin tutunacağı bir yer vardır ve herkese açıktır. Bu ipe tutunan Yüce Allâh’a, O’nun rızâsına ve cennetine ulaşır. Ancak bu ipe tutunmuş olan, ipin öteki ucunda Yüce Allâh’ın olduğunu düşünerek, özen ve güvenle bu ipe sarılır. Onu okurken, onu anlamaya çalışırken, onunla ilgili konuşurken dikkatli olur. Bu kopmaz ipi bize ulaştıran, onun nasıl okunacağını, nasıl anlaşılıp yaşanacağını bize gösteren bizzat Hz. Peygamber’in kendisidir.

Bir defasında Peygamberimiz ashâbına sordu: “Sizce, en çok hangi mü’minin îmânına şaşılıp imrenilir?”

Dediler ki: “Meleklerin îmânına şaşılır!” Buyurdu ki: “Melekler nasıl îmân etmesinler ki onlar Rabblerinin katındadırlar!”

Bunun üzerine: “Peygamberlerin îmânına şaşılır.” dediler. Ona da “Onlar kendilerine vahiy inip dururken niye îmân etmesinler ki?” diye cevap verdi.

Bu sefer: “Ashâbının îmânına şaşılır.” dediler. Onlara şöyle karşılık verdi: “Sizler elbette îmân edeceksiniz, zîrâ Ben aranızdayım. Asıl îmânına şaşılıp imrenilecek kişiler, sizden sonra geldikleri halde, ellerindeki Kitâba îmân edenlerdir.”8

Ufkumuza Kur’ân ve Sünnet’i koymak; onların ulaşılmaz, anlaşılmaz, yaşanmaz oluşu değildir. Elbette Kur’ân, bizim dünyâ hayâtımızı düzenlemek için gelmiştir. Peygamberimiz aleyhisselâm da onun nasıl okunup anlaşılacağını ve nasıl hayâta taşınacağını bize Sünnetiyle bizzat göstermiştir. Dolayısıyla biz Kitâb ve Sünneti, hayâtımıza taşımak, hayâtımızda yaşamak için sâhipleneceğiz, bunun için okuyup anlayacağız. Bu konuda elbette onları daha iyi anlayan ilim adamlarımızdan istifâde edeceğiz, onların rehberliğinden faydalanacağız. Zîrâ onlar Kitâb ve Sünnet’i anlama konusunda daha çok gayret edip çalışan, bu konuda uzmanlaşan kimselerdir. Onların rehberliğine uymak, aslâ onların kendi görüşlerine uymak değildir. Onların Kitâb ve Sünnet yorumlarına uymaktır.

Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: “Dikkat edin, bana Kitâb ve onunla berâber bir benzeri (Sünnet) verildi… Sizden birinizi koltuğuna yaslanmış bir halde, kendisine Benim emrettiğim yâhud yasakladığım bir hüküm geldiğinde “Biz Allâh’ın kitâbında bulduğumuz hükümden başkasını bilmeyiz” derken görmeyeyim!.. Size Allah’tan sakınmanızı, başınıza bir siyah köle bile geçse ona itâat etmenizi tavsiye ediyorum. Sizden, benden sonraki dönemlerde yaşayanlar dehşetli ihtilaflar görecek. O durumlarda size Sünnetime sarılmanızı, Raşîd halîfelerin yoluna tutunmanızı emrediyorum…”9

Kur’ân, Bizi Değerlendiren, Bize Değer Kazandıran Kitaptır

And olsun ki, size öğüt veren bir Kitap indirdik ki bütün şerefiniz ondadır. Akletmiyor musunuz?10 Âyette geçen zikir kelimesi, söz ve şeref olarak anlaşılmıştır. Yüce Rabbimiz, bu gerçeği yeminle ifâde ediyor. Evet, Kur’ân’ı indiren Yüce Allah’tır. O, kitâbını bize indirmiştir. Bu, O’nun bize değer verdiğini, bizimle ilgilendiğini, bizi sevdiğini, bize lütfettiğini gösterir. Onda bizim şan ve şerefimiz vardır. Onda bizim sorularımıza cevap, sorunlarımıza çözüm vardır. Buna göre Kur’ân, biz insanlardan bahseder, onların hâlini ele alır, ne yapıp yapmayacaklarını onlara açıklar ve onlara şeref kazandırır. Kur’ân, kendisine tâbî olan ve içerisindeki hükümlerle amel eden kimseler için şereftir.11

Kur’ân, insanların davranışlarını değerlendiren, onlara değer katan ölçüttür. İnsanın yapıp ettiği her şeyin Kur’ân’a göre bir adı, bir değerlendirmesi vardır. Buna göre bir düşünce, bir söylem yâhud bir eylem Kur’ân’a göre ya helâldir yâhud haram; ya hayırdır yâhud şer; ya sevaptır yâhud günah. Kur’ân hükümlerine uygun yapılan hareketler anlamlı ve değerlidir. Ona ters düşen şeyler ise anlamsız, değersiz ve boş işlerdir. Onun için Kur’ân, kişinin lehine yâhud aleyhine tanıktır ve yine Yüce Allah, Kitâbı ile bir kısım insanları yükseltir yâhud alçaltır.12 Yüce Allah, Kitâbına inanan, onu sâhiplenip yücelten, gerekleriyle amel edenleri dünyâ ve âhirette yüceltir, onlara ikramlarda bulunur. Ona inanmayanları yâhud inandığı halde onu okuyup amel etmeyenleri, yâhud onu dünyâlık işlere âlet edenleri alçaltır, rezil ve rüsvâ eder.

Kur’ân, senin lehine yâhud aleyhine huccettir.13 Kim Kur’ân’ın Allah kelâmı olduğuna inanır, onu okur, gereklerini yerine getirirse o, onun lehine şâhit olur, zor zamanda o kimsenin şefâatçisi olur. Kim de ona inanmaz, onu okumaz ve gereklerini yerine getirmezse o zaman da onun aleyhine tanık olur, onun hasmı olur, ondan dâvâcı olur.

O halde Kur’ân’ın dostu olmaya, onun şefâatine mazhar olmaya gayret etmeliyiz. Aynı şekilde Kur’ân’ı bize ulaştıran ve onu en güzel şekilde açıklayan Peygamberimiz aleyhisselâm’ın sünnetini rehber edinmeli, onun da şefâatini hak etmek için gayret etmeliyiz. Bu dünyâda biz Kur’ân ve Sünnete tutunalım ki, öteki dünyâda da bir elimizden Kur’ân, öteki elimizden Rasûlullah tutsun ve bizi cennete götürsün.

Dipnotlar

1 Ebû Davûd, Menâsik 56.

2 22 Hacc 78.

3 3 Âl-i Imrân 103.

4 3 Âl-i Imrân 101.

5 4 Nisâ 146.

6 4 Nisâ 175.

7 Taberî, Câmiu’l-Beyân, Âl-i Imrân 3/103.

8 Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr, IV, 22; İbn Kesîr, Tefsîr, Âl-i Imrân 3/101.

9 Ebû Davûd, Sünnet 5.

10 21 Enbiyâ 10.

11 Taberî, Câmiu’l-Beyân, Enbiyâ 21/10.

12 Münâvî, Feyzu’l-Kadîr, II, 302. (Müslim, İbn Mâce)

13 Müslim Tahâra 1.

Eylül 2020, sayfa no: 12-13-14-15

Ayrıca kontrol et

İstikâmet

Her huy istikamete muhtaçtır. İstikamet ise hiç bir şeye muhtaç değildir. Cömertlikte aşırıya kaçmak israftır. …