Anasayfa / Editör'ün Seçtikleri / Tükenen Sermâyemize Ah Keşke Demeden

Tükenen Sermâyemize Ah Keşke Demeden

Tükenen Sermâyemize Ah Keşke Demeden
Servet Yalçın

Adamın birisi sıcak bir mevsimde pazar yerinde ekmek parası kazânmak için buz satarmış. Sıcakta eriyen buzu bir an önce tüketmek için de avazı çıktığı kadar bağırırmış: “Sermâyesi tükenen adama yardımcı olun.” Oradan geçen bir Allah dostu onun bu sözlerine bakarak: “Vallâhi dünyâ hayâtını bundan daha iyi hiç kimse tanımlayamazdı” demiş.

Gerçekten bizim dünyâ hayâtımız tükenen bir sermâye, eriyen bir mum, buz gibi sürekli yok olup gidiyor. Ve bu bizim irâdemizin dışında oluyor. Buna bizim hiçbir müdâhalemiz yok. Bu sermâye istesek de istemesek de tükenip gidiyor. Biz şu anda 2018 yılını tükettik, 2019 yılını da tüketmeye başladık. Yâni bize verilen ömür sermâyemizden bir sene daha eridi, târihe karıştı. Ama yok olmadı. Arşivlendi. Günü geldiği zaman görevliler tarafından açılmak üzere. Çünkü o gün herkese, istemediği halde kendisine verilen ve istemediği halde tükenen bu sermâyeyi nasıl harcadığının hesâbı sorulacak. “Şüphesiz Biz, ölüleri mutlakâ diriltiriz. Onların yaptıklarını ve bıraktıkları eserlerini yazarız. Biz her şeyi apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) bir bir kaydetmişizdir.” (Yâsîn, 12.)

Sevgili Peygamberimiz’in (sav) hayâtımızı aydınlatan hadislerinden birisinde bu konu dikkatlerimize şöyle sunuluyor: “Kıyamet günü insanoğluna dört şey sorulmadan yerinden kımıldamayacaktır. Ömrünü nerede geçirdiğinden, vücûdunu nerede yıprattığından, malını nereden kazânıp nereye harcadığından ve öğrendikleriyle amel edip etmediğinden.” (Et-Terğib vet-Terhib, Hadis no; 212)

 Bu Hadîs-i Şerîf’in ışığında sâdece birinci sorunun cevâbını aramaya çalışalım. Belki bu yazının sınırlarında bir ömrün hesâbını yapmak imkânsız. Hattâ bir yılın bile. Eğer ince hesap yapacak olursak bir günün hesâbı bile çok zor olabilir. Ömür sermâyesini verimli bir şekilde tüketmek isteyen bir Müslüman bir gününü üçe böler. Saat olarak böldüğümüz zaman 1/3’ü 8 (sekiz) saat eder. Sekiz saat dünyevî geçimi için çalışır. Sekiz saat bedenini dinlendirmek için uyur. Geriye kalan üçte birini de Rabbine ibâdetle geçirir.

Çalışma ve uyku konusunu dolu dolu geçirdiğimizde şüphe yok. Peki ya ibâdet? Bu bölümü ne kadar dolduruyoruz? Sanırım bu soruya nefsim olarak pek iç açıcı bir cevâbım yok. Çünkü sekiz saatimi ibâdetle dolduramıyorum. Uykudan çok dünyâm bu sekiz saatimi çalıyor. En kolay fedâkârlığı en çok titizlik göstermem gereken ibâdetimden yapıyorum. Hattâ bâzen dünyâya öyle canhıraş gayret gösteriyorum ki, üzerime farz olan ibâdet için “zaman bulamadım” mâzeretini uyduruyorum.

Bu bizim bir senemizin yâni üç yüz altmış beş günümüzün sâdece bir günü! Ve bize her günümüzün hesâbı sorulacak. İsterseniz bir senemize matematiksel bir göz atalım. Bakalım bir senemiz nasıl geçmiş?!!

Bir senemizin 1/3’ü uykuyla geçti. Bu da: 4 ay/ 17,3 hafta/ 121,6 gün/ 2.920 saat, 175.200 dakîka,10.512.000 sâniye eder. Geçen bir senemizde aynı miktarda çalışmış ve ibâdet etmiş olmamız gerekir.

Bir Müslüman olarak günde beş vakit namazı baz alarak küçük bir hesap yapalım. Çünkü başta namaz olmak üzere bütün ibâdetler hayâtımıza hem anlam hem de bereket katar. Aslında namaz hayâtın her alanında Allah Teâlâ’nın huzûrundaymış gibi yaşama bilincine ermek için bize emredilmiştir. Bundan dolayı günde beş vakit namaz kılanların hayatları, onlar bunu Allah için yaptıkları için Allah tarafından bereketli kılınır. Şimdi beş vaktin bir yılımıza kattıklarını ve Namaz kılmayanların neler kaybettiklerini görelim:

Kişi eğer namazlarını kılmışsa: Bir senede 1825 vakit eder.

Eğer abdestle berâber en iyimser rakamlara göre her bir namaz için yarım saat harcamışsa bu da 54.750 dakîka yâni 912,5 saat eder.

Eğer namazlardan sonra tesbîhat yapıp 33 kere Sübhânallah, 33 kere Elhamdulillah, 33 kere Allâhuekber demişse ve her bir lafız için 1 sevap kazânmışsa bu da bir günde 495, bir senede ise 180.675 sevap yapar.

Eğer namazını kılmamışsa: 1.825 vakit kazâ borcu olur. Ve bu namazlar için harcaması gereken 912.5 saati ve 54.750 dakîkayı namazdan daha önemli başka hangi işi ya da meşgalesi için kullanmışsa onun hesâbıyla baş başa kalmış demektir. Meselâ namaz kılmadığı bir günde maç izlemişse; maç öncesi ve sonrası yorumlar ve kritikler hâriç, devre arasıyla berâber 115 dakîka harcamış demektir. Bu da 2 saat eder. Peki bu harcadığı iki saatin herhangi bir Müslümanın dünyâsına ya da âhiretine faydası var mıdır? Vicdanlarımıza soralım!!!!!

Tabii biz burada sâdece zaman sermâyesi üzerinde duruyoruz. Konuştuğumuz kelimelerin ve yaptığımız fiillerin de hesâbını ayrıca yapmamız gerekir.

Unutmayalım ki herkes harcadığı ayların, haftaların, günlerin, saatlerin, dakîkaların, sâniyelerin ve hattâ sâliselerin hesâbını daha iyi bilir. Bunların hesâbını mutlakâ verecektir.

Ne dersiniz, hadîsimizdeki diğer üç sorunun cevâbına da hazır mıyız? Sorgu başladığı zaman mâzeretimize değil elimizdekine bakılır. Acabâ mâzeret geçerli olur mu? Ah keşke dememizin, pişmanlığımızın bize faydası olur mu?

Yenidünya Dergisi Ocak 2019, Sayfa No: 12-13

Ayrıca kontrol et

Evlilik

Evlilik Alemdar Sâmî Efendi Hazretleri (ks) evlenecek çiftlere üç tavsiyede bulunur: Soyunda kıtal, haksız yere …