Anasayfa / Kategoriler / Aile Hayatı / Sen Sâhip Değil, Şâhitsin

Sen Sâhip Değil, Şâhitsin

Sen Sâhip Değil, Şâhitsin

Ferhat Aslan

Psikoterapist ve Aile Danışmanı

Gerek eşler arası sorunlarda ve gerekse çocuk terbiyesinde çıkan sorunların altında çok gizli ve sinsi bir sebep yatmaktadır. Bu sebebin varlığını her geçen gün daha çok fark ettiğimi anladım. Gizli ve sinsi diyorum çünkü çoğumuz farkında değiliz. Her gün farklı âile sorunları ile karşılaşmak ve bunlara çözüm bulmak üzere odaklanmaktan olsa gerek, dikkatimize göründü.

Gizli Sorun

Birer şâhit, birer izleyici, müşâhede edici olarak gönderildiğimiz bu muhteşem dünyâ galerisindeki eşyâyı “sâhiplenmektir” sorun. Anne babalar çocuklarına, eşler birbirlerine sâhipmiş gibi davranıyorlar. Hâlbuki bırakın bizim dışımızdaki varlıkları kendimize bile sâhip değiliz. Ne fizikî ne de psikolojik olarak kendimize söz geçiremiyoruz. Ne dökülen saçlarımız ne de bükülen belimiz bizi dinliyor.

“Nedendir bilemiyorum ama canım çok sıkılıyor” diyen kişi ilân ediyor ki, ben bana hâkim ve sâhip değilim, ben kendime söz geçiremiyorum. Kendisine sâhip olamayan ve söz geçiremeyen ben, eşimin ve çocuklarımın gerçek sâhibi gibi davranıp, onları adam etmeye çalışıyorum.

Evet, biz sâhip değiliz. Sâdece ve sâdece birer şâhidiz. Varlığı, evreni ve evren içinde olan biteni hayret ve hayranlıkla izlemek üzere muvakkaten burada bulunduruluyoruz. Dünyâ bir sanat galerisi gibi baştan sona hârika eserlerle donatılmıştır. Birer müşâhit olarak görevimiz sanat eserlerine zarar vermeden onları izleyip, onlardan ibret alıp yolumuza devâm etmektir.

Güneşin doğuşu ve batışı, tohumun çiçeğe ve meyveye dönüşü, kuşun yumurtadan çıkışı ve uçuşu, her varlığa âit sofraların donatılışı gibi binlerce ibret ve tefekkür levhaları önümüze sunulmuş. İşte bu sanat tablolarının içinde en muhteşemi ve görkemlisi insanın yaratılışıdır. Bir damla su ile başlayan bir hayat serüveninin kudret eliyle yazılışıdır.

Evrenin sâhibi, insanın yaratılışı olan bu en muhteşem tablosunun her karesini bizlere izletmek istemektedir. Hattâ bizi biraz da işin içine iterek izlemeye zorlamaktadır. Bir kadın ve bir erkek olarak bizi biraraya getirerek, vesîle ederek, bir damla suyun her an ve her karedeki baş döndürücü değişim ve dönüşümünü bize göstermektedir. Tıpkı her bir kar tânesinin ve yağmur damlasının yeryüzüne tâne tâne inişini meleklerine izlettiği gibi. Melekler kar tânesine müdahale eden değil, tefekkür ve tefeyyüz eden, şâhitlik yapandır. İndiren ise yüce kudrettir. Melekler karışsa, karıştırırlar.

Acaba Anne Baba Mıdır Çocuğu Terbiye Eden?

Bir tohumdan ağacı çıkaran ve meyve verdiren çiftçi olmadığı gibi, bir damla sudan insanı yaratan ve büyüten de anne baba değildir. Çiftçinin yaptığı şey sâdece ortam hazırlamaktır. Hiçbir tohuma müdahale edemez, ettiği takdirde tohumu yaralar ve fıtratını bozar.

Anne babanın görevi bir çiftçiden öte değildir. Ortam hazırlamak; bir barınak ve sevgi, saygı ve güven dolu bir ortam hazırlamaktır. Bir kayısı çekirdeğini kayısı ağacı yapacağım demek ne kadar doğru ve mâkûl ise, şu çocuğu adam edeceğim demek de o kadar doğru olabilir. Kayısı çekirdeği kayısı ağacı olmak, insan yavrusu da insan olmak üzere programlanmıştır zaten. Kaldı ki, çocuğu adam etmek gibi bir görevimiz olmadığı gibi buna yetkimiz de yoktur. Bir peygamber bile bir başkasını adam edemez (hidâyete erdiremez).

Eşimizi, çocuklarımızı, kimi zaman toplumu adam etmeye çalışırız, kendimizi unutmak pahasına da olsa. Oysaki biz birilerinin sâhibi değiliz, sâhibimizin kuluyuz. Ve sâhibimiz bizden, birilerini adam etmemizi değil birilerine örnek adam olmamızı istemektedir.

Öyle ise baba ve anne olarak görevimiz çocuğa hükmederek onu adam etmek değil, adam gibi davranmak şartıyla bir damla suyun mûcizevî dönüşüm ve değişimini görmektir. İnsan gibi davranarak diyorum çünkü onu izlerken bizim yanlış örnekliğimiz ona zarar verebilir.

Nitekim yapılan araştırmalar hiçbir çocuğun davranış bozukluğu ile doğmadığını ortaya koymaktadır. Hazreti peygamber (sav) de her insanın temiz bir fıtrat üzere doğduğunu bize haber vermektedir. Kaldı ki, evrenin yaratıcısı zâten son sözü söylemiştir; insanı kusursuz, en güzel şekilde yarattım diyerek.

Öyle İse Sorun Nerede? Kötü Örnekliğimiz ve Müdahalemiz Neticesinde Olmasın?

Çocuğumuzu sâhibimizin istediği gibi değil de sâhipmişiz gibi kendi isteğimiz istikâmetinde adam etmeye çalışırken onun adamlığına zarar verdiğimiz kanaatindeyim. Yaratıcı, bebeği bizzat kendisi terbiye etmektedir. Çekirdeği ağaca, yumurtayı kuşa dönüştürürken terbiye ettiği gibi.

Çocuğa konuşmayı mı biz öğrettik yoksa emeklemeyi, yürümeyi mi? Yemeyi, içmeyi, düşünmeyi, bakmayı, işitmeyi kim öğretti? Ne ağzını hareket ettirmeyi ve ne de aylarca besleneceği gıdâyı bize bırakmamış yaratıcı. Dolaşım sistemini mi, boşaltım sistemini mi biz ayarlıyoruz kendi dolaşım ve boşaltım sistemimizden haberimiz yokken?

Hele anlama mekanizması. Söz kulaktan geçip beyinde nasıl anlama dönüşüyor? Beyin nasıl çalışıyor? Anlamlar sözcüklere nasıl dönüşüyor? Hangi birinden haberimiz var? Bütün bunlar, şâhitlik yapalım, hayret edip secdeye kapanalım diye olmasın? Sâhip olursanız, herşey bozulur. Muhteşem eser yaramaz bir çocuğa dönüşür.

Evet, biz şâhidiz ve birer şâhit olduğumuz bize her gün en az beş kez hatırlatılıyor.

Eşhedü…. ile başlayan ezan cümlesi bize “Şehâdet ederim ki…” hatırlatmasını yapmıyor mu?

Şâhit, gördüğü bir şeyden yola çıkarak şâhitlik yapar. Ayrıca neye şehâdet etmemiz isteniyor ve neden günde beş defa isteniyor? Bir kez şâhitlik yetmez miydi?

Varlık sanat galerisindeki muhteşem tasarruflar, hele hele gözümüzün ve hattâ elimizin altında adım adım insan olmaya doğru giden bir damla suyun filmi her an hayretimizi artırmalı ve günde en az beş kez ‘evet, ben gördüklerim ile şâhitlik ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur.’ demeliyiz.

Yine Muhammedî bir terbiye sistemi ile çocuğumuza örnek olup, ortaya çıkan Muhammedî ahlâkı gördükçe bir kez daha şehâdet etme ihtiyâcı duymalı ve “şehâdet ederim ki, Hz. Muhammed (sav) Allâh’ın kulu ve elçisidir.” diyebilmeliyiz.

Evet, Muhammedî terbiye sisteminde çocuğa müdahale yoktur, şâhitlik vardır.

Hazreti Enes (ra) der ki; “Çocukluğumun on senesi Peygamberimin yanında geçti. Bir kez bile olsun, yaptığım bir şey için niye yaptın, yapmadığım bir şey için de niye yapmadın demedi. Bana kaşını çattığını veya kızdığını hatırlamıyorum.” Varın dövmeyi siz düşünün. O (sav), sâdece güzel bir örneklik içinde şâhitlik yapardı.

Hâsılı, çocuğu adam edeceğim diye kafamıza göre müdahale edip boşu boşuna uğraşmayalım. Adam gibi davranıp onu hayret ve takdirle izleyelim, gerisine karışmayalım derim ben.

Bilmem siz ne dersiniz?

Ayrıca kontrol et

“Ömrünüze Bereket” diye duâ ederler

“Ömrünüze Bereket” diye duâ ederler Alemdar “Ömrüne bereket” diye duâ ederler. Belki o anda bunun …