Anasayfa / Genel / Pasif Değil, Aktif Müslüman Olmalı!

Pasif Değil, Aktif Müslüman Olmalı!

Pasif Değil, Aktif Müslüman Olmalı!

Prof. Dr. Ali Akpınar

İslâm, yalnızca iyi insan yetiştirmez. O, iyiliği kendinde kalan pasif iyileri istemez. İslâm’ın istediği, iyiliği başkalarına yansıyan aktif iyiler olmamızdır. Çünkü İslâm, sâdece kendini kurtarmayı düşünen bencil bireylerden râzı değildir. Elbette bunun için önce bireyin ilmî ve amelî yönden donanımlı olması gerekir. Kendini kurtaramayan kimsenin, başkalarını kurtarmaya kalkması hem yanlıştır, hem de bu girişim başarısız olacaktır. Elbette kişi önce kendini kurtaracak, kendini yetiştirip geliştirecektir; ama bununla kalmayacak, birikimlerini başkalarına taşıyacaktır.

Bir hadislerinde Peygamberimiz (sav), “Mü’min, cennete girene kadar hayır dinlemeye/hayır işlemeye doymaz.”[1] buyurur. Aslında bu cümle, müslümanın hayra doyumsuz kimse olması gerektiğinin nebevî ifâdesidir. Evet, Müslüman beşikten mezara kadar ilim öğrenme yolunda cennete doğru ilerleyecektir. Onun asıl hedefi/aksa’l-gâyesi, Yüce Allâh’ın Rızâsını kazanıp cennete girmek olmalıdır. Zâten ilim yoluna girmiş olan bir kimse cennet yoluna girmiş demektir. Bu yüzden mü’min, sürekli bilgilenen, sürekli ilmini eyleme dönüştüren ve bu şekilde Rabbin katında değerini artırmaya gayret eden kimsedir.

Bir hadislerinde Peygamberimiz (as) şöyle buyurur:

Güçlü mü’min, zayıf mü’minden daha hayırlı ve Allâh’a daha sevimlidir. Elbette her mü’minde bir hayır vardır. Sen, sana fayda verecek şeyin ardına düş…[2]

Hadis bize hedef göstermektedir. Buna göre Müslüman güçlü olmak için gayret etmelidir. Hangi konularda? Elbette her konuda. Gerçek mü’min, ilmî bakımdan güçlü olmalı. Îmânî bakımdan güçlü olmalı. Amelî bakımdan güçlü olmalı. Fizikî bakımdan güçlü olmalı. Mâlî bakımdan güçlü olmalı. Kısaca güçlendirebileceği ve güzelleştirebileceği her şeyini geliştirmeye, güçlendirmeye gayret etmelidir. Buna göre hadîsi şöyle de okuyabiliriz:

İlmî bakımdan güçlü mü’min, zayıf mü’minden daha hayırlı ve Allâh’a daha sevimlidir. İslâm, ilim dînidir. “Oku” emri ile başlamış ve çok yönlü bir okuma ile ilimce değer kazanmayı en büyük hedef olarak göstermiştir. “De ki: Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”[3] Rabbimizin öncelikle Peygamberimiz’e (sav), O’nun şahsında hepimize emrettiği bir duâda şöyle buyurulmuştur: Rabbim ilimce beni artır! Âyetin Rabbim, ilmimi artır şeklinde değil de Rabbim ilim bakımından beni artır şeklinde gelmesi, ilim öğrenmedeki asıl hedefin yalnızca bilgilenmek olmayıp ilmi eyleme dönüştürmek olduğuna dikkat çekmek içindir. Sâhibine değer kazandıracak olan ilim de, eyleme dönüşen ilimdir.

Îmânî bakımdan güçlü mü’min, zayıf mü’minden daha hayırlı ve Allâh’a daha sevimlidir. Kur’ân pek çok âyetinde îmânı güçlendirmeyi salık verir; îmânı güçlü mü’minleri, gerçek mü’minler olarak niteler. Sözgelimi bir âyette îmânın artması/güçlenmesinin Allâh’ın (cc) âyetleriyle olacağı açıkça belirtilmiştir: Mü’minler ancak o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalpleri titrer, âyetleri okunduğu zaman bu onların îmanlarını artırır.[4] Demek ki îmânın zinde olması, güçlü olması Allâh’ın (cc) âyetleriyle beslenmesine bağlıdır. Allâh’ın âyetlerini okumayan, dinlemeyen, onlar üzerinde düşünüp gereklerini yerine getirmeyenlerin îmanları zayıflayacak, belki de küçük sarsıntılarda uçup gidecektir.

Zihnî bakımdan güçlü mü’min, zayıf mü’minden daha hayırlı ve Allâh’a daha sevimlidir. Din, akıllı insanlar içindir. Akıllı olmayanlar, dînin yükümlülüklerinden sorumlu değildir. Kur’ân, pek çok âyetinde aklı kullanmayı emreder. Kur’ân’da yalın olarak akıl kelimesi geçmez. Âyetlerde sürekli olarak akletme fiil kalıbında kullanılmıştır. Zîrâ Kur’ân, durağan aklı değil, işlevsel aklı ön plana çıkarır. Hayat Kitâbımız, aklı çalıştıracak delillerle doludur. Bu sebeple mü’min, Yüce Allâh’ın Kur’ân ve Kâinat Kitâbındaki âyetlerini okuyup düşünerek aklını zinde tutmakla mükelleftir.

Amelî bakımdan güçlü mü’min, zayıf mü’minden daha hayırlı ve Allâh’a daha sevimlidir. Kur’ân, hayırlarda koşturmayı, hayırlarda yarışmayı emreder. Onlar iyi işlerde yarış ederler, o uğurda ileri geçerler.[5] Yine Kur’ân’a göre Allah yolunda olanlar, bu uğurda koşturanlar, bu uğurda ayakta olanlar; oturanlardan çok daha hayırlıdır. Allah, inananlardan, özürsüz olarak yerlerinde oturanlar ile mal ve canlarıyla cihâd edenleri, mertebece, oturanlardan üstün kılmıştır.[6]

Fizikî bakımdan güçlü mü’min, zayıf mü’minden daha hayırlı ve Allâh’a daha sevimlidir. İslâm, Yüce Yaratıcı’nın hemen hemen her insana bahşettiği sağlıklı hâlini korumayı hedefler. Hastalara bir kısım kolaylıklar sağlansa da onun asıl hedefi sağlıklı mü’minlerden oluşan bir toplumu kurmaktır. Bunun için din, helâlinden olmak ve ölçüyü kaçırmamak kaydıyla yiyip içmeyi, Allâh’ın nimetlerinden yararlanmayı emretmiştir.

Mâlî bakımdan güçlü mü’min, zayıf mü’minden daha hayırlı ve Allâh’a daha sevimlidir. Veren el, alan elden üstündür. Bu itibarla İslâm, dünyevîleşmeden malı Rabbin Rızâsını kazanma yolunda kullanabilen zenginliğe teşvîk etmiştir. Zekât, sadaka, hayır hasenât, Allah yolunda cihâd gibi pek çok ilâhî emrin yerine getirilebilmesi vâriyetle alâkalıdır. Mâlî imkânlara sâhip olmayanların bu emirleri lâyığı ile yerine getirmeleri imkânsızdır.

Hadîsin son cümlesi de oldukça dikkat çekicidir. Elbette her mü’minde bir hayır vardır… Zayıf da olsa her mü’min değerlidir ve aslâ İslâm toplumundan dışlanamaz. Nitekim Peygamberimiz (as), çeşitli seviyelerdeki ashâbını hep bağrına basmış, onlardan yanlış yapanları uyarmış, hak etmişlerse cezâlandırmış ama aslâ onlardan hiçbirini dışlamamıştır. Onun hayâtında, adam harcama diye bir şey yoktur. Münâfıklığı tescilli olan, pek çok sahâbînin nazarında öldürülmeyi çoktan hak etmiş olan İbn Übeyy’i öldürmeyi teklif edenlere “Ben, Muhammed adamlarını öldürtüyor dedirtmem!” diye karşılık vermiştir.

Mü’min, Hayırların Adamıdır

Hayat Kitâbımız Kur’ân, mü’minleri çalışkan, üretken olmaya çağırırken onların istikâmet çizgisinden sapmadan koşturmalarını özellikle ister:

Rabbinizin mağfiretine ve Allâh’a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış eni gökler ve yer kadar olan cennete koşuşun.[7]

Hayırlı işlerde birbirinizle yarışın.[8] O halde iyiliklere koşuşun, hepinizin dönüşü Allâh’adır.[9]  O halde yarışanlar, bunun için/cennet için yarışsınlar.[10]

İyilik yarışında önceliği kazanan Muhâcirler ve Ensar ile onlara güzelce uyanlardan Allah hoşnûd olmuştur, onlar da Allah’tan hoşnutturlar.[11]

Doğrusu onlar iyi işlerde yarışıyorlar, korkarak ve umarak Bize yalvarıyorlardı. Bize karşı gönülden saygı duyuyorlardı.[12]

Rabblerinden korkarak titreyenler, Rabblerinin âyetlerine inananlar, Rabblerine eş koşmayanlar, Rabblerine dönecekleri için kalpleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış ederler, o uğurda ileri geçerler.[13]

Hayırlı bir işte yorul, bir başka hayırlı işe doğrul. Rabbin ile irtibâtını kesme[14].

Tüm bu âyetler, büyük hedeflere doğru sürekli koşturmanın gerekli olduğunu açık bir şekilde göstermektedir. Buna göre, mü’min için, hayırlı işlerde yetinme yoktur. Burada kişinin geldiği konuma/duruma kanâat etmesi ayrı şeydir, daha hayırlısına tâlip olması ayrı bir şeydir. Evet, Müslüman, hayırlara karşı doyumsuzdur, meşrû yolda hayırlı işlerde koşturur. Mü’minler hayırlı işlerde birbirleriyle yarışır, dünyâda ve âhirette en iyi yerlere gelmek için gayret ederler. Dolayısıyla İslâm’da ben geleceğim yere geldim, bunlar bana yeter, artık dinlenmeliyim şeklinde bir emeklilik/tekâud anlayışı yoktur. Zîrâ mü’minin gerçek anlamda dinleneceği yer cennettir. Meşrû yolda olması gereken bu koşturma, aslâ yarışçıların ayağını kaydırmaya, hasede dönüşmemelidir. Çünkü hased, ateşin odunu yediği gibi, sâlih amelleri, iyilikleri yer bitirir, sâlihleri çürütür. Çünkü Yüce Allâh’ın dünyâ ve âhiretteki nimetleri herkese fazlasıyla yetecek kadar bol ve bereketlidir. O halde O’ndan istemeli, O’nun kullarına lütfettiğine göz dikmemelidir. O’ndan isterken de istediklerimize müstehak olmayı da ihmâl etmemeli elbette.

[1] Tirmizî, İlim 19.

[2] Müslim, Nesâî, ibn Mâce.

[3] 39 Zümer 9.

[4] 8 Enfâl 2.

[5] 23 Mü’minûn 61.

[6] 4 Nisâ 95.

[7] 3 Âl-i İmrân 133; 57 Hadîd 21.

[8] 2 Bakara 148.

[9] 5 Mâide 48.

[10] 83 Mutaffifîn 26.

[11] 9 Tevbe 100.

[12] 21 Enbiyâ 90.

[13] 23 Müminûn 57-61.

[14] 94 İnşirah 7-8.

Ayrıca kontrol et

Şifa Tarifesi

Şifa Tarifesi* Kalemdar (ks)   İhvân-ı Kirâm’a İkaz ve Tavsiyeler Besmele geçsin başına Gelsin mü’minler …