Anasayfa / Bu Ay / Muhammed Es‘ad-ı Erbilî’nin (ks) Mektûbât’ında Râbıta

Muhammed Es‘ad-ı Erbilî’nin (ks) Mektûbât’ında Râbıta

Muhammed Es‘ad-ı Erbilî’nin (ks) Mektûbât’ında Râbıta
Fatih Çınar

Râbıta sözlükte; ‘iki şeyi birbirine bağlayan ip, alâka, bağ, vuslat, ilgi ve sevgi ile mensûbiyet’ gibi mânâlara gelmektedir.1 Sûfîlerce râbıta ‘şuhûd ve iyân makâmına ulaşmış kâmil bir şeyhe kalbi bağlamak’, ‘ilâhî ve zâtî sıfatlarla muttasıf, müşâhede mertebesine ermiş kâmil bir şeyhe kalbi bağlayıp huzur ve gıyâbında şeyhin sûreti, sîreti ve özellikle rûhâniyetini hayâlen kendisi ile birlikte farz ederek yanındayken takındığı tavrı gıyâben de sürdürmeye çalışmak2 şeklinde tanımlanmıştır. Çeşitli türleriyle/uygulamalarıyla birlikte hemen her tarîkatta mürîdi ıslâh için yer alan bir uygulama olan râbıta özellikle Nakşî geleneğin bir eğitim metodu olarak şöhret bulmuştur.3 Bu konuyu detaylı bir şekilde değerlendiren/uygulayan isimlerden birisi de Şeyhü’l-Meşâyih görevi ve gönüllere tesiriyle tanınan Es’ad-ı Erbilî’dir. (ks) O, özellikle Mektûbât’ında kendisine sorulan sorulara ve râbıtayla terbiye edilmeye ihtiyaç olduğunu düşündüğü mürîdlerine ısrarlı tavsiyeleri etrâfında râbıta konusunu değerlendirme imkânı bulmuştur. Bu çalışmamızda, Es’ad Efendi’nin anılan eseri çerçevesinde râbıtaya dâir görüşlerini değerlendirmek istiyoruz.

Bir Mürşid-i Kâmilin Eğitim Metodu Olarak Râbıtaya Dâir Düşünceleri:

Es’ad-ı Erbilî’nin (ks) Mektûbât’ında Râbıta

Es’ad Efendi, sûfîlerin ‘Ey îmân edenler! Sâdıklarla berâber olun’ âyet-i kerîmesinden hareketle temellendirdikleri râbıtayı mürîdin/hak yolcusunun asıl vazîfeleri arasında zikretmiştir. O, mürîdin ilk görevini sünnet-i seniyyeye ittibâ olarak zikrettikten sonra ‘İkincisi de ‘Sâdıklarla berâber olunuz’4 ilâhî emrine yapışarak sâlikin benimsemesine göre güven ve sadâkati ortaya çıkmış, dînin özüne ve tarîkata bağlılık gibi iki âdil şâhidin şehâdetiyle mahâreti sâbit olmuş bir mürşidi sürekli râbıtaya devâm etmektir.5 şeklindeki ifâdeleriyle mürîdin râbıtaya olan ihtiyâcını dile getirmiştir. Ona göre râbıtadan maksad feyz almaktır. Mutlak feyz ise, Cenâb-ı Hakk’tır. Mürîd, Allah Teâlâ’nın feyzine ulaşmak için Hz. Peygamber’e (sav), O’na (sav) ulaşmak için de şeyhine/üstâdına râbıta yaparak üstâdının hâliyle hâlini düzeltmelidir. Buradan yâni üstâdının kemâlinden Hz. Peygamber’e (sav), O’ndan (sav) da Allah Teâlâ’nın ahlâkına ulaşma gayretinde olmalıdır.6 Ona göre mürîd, ‘Ben onu sevince onun duyan kulağı, gören gözü ve konuşan dili olurum7, ‘Allah ve Rasûlü’nün ahlâkıyla ahlâklanınız8 ve ‘O’na yaklaşmaya vesîle arayın’9 gibi deliller mürîdin fenâ fî’ş-şeyh, fenâ fî’r-Rasûl ve fenâ fillâh gibi mertebeleri elde edebilmesi için zarûrî bir terbiye metodudur.10

Es’ad Efendi, kendisine râbıta olunacak mürşidin tavırları ve ahlâkı üzerinde de durmuştur. Ona göre, kendisine râbıta yapılacak mürşid Hz. Peygamber’in (sav) ahlâkına uygun olmadıkça râbıtadan beklenen füyûzâtın ortaya çıkması imkânsızdır. Râbıta eden sâlikin ise şeyhinin ahlâk-ı Muhammedî ile ahlâklandığını şerîat ve tarîkat ölçüleriyle ölçmesi farzlar arasında yer almaktadır.11

Es’ad-ı Erbilî (ks), râbıta ve zikir sâyesinde mürîdin mürşidiyle yakınlık elde edeceğini ve bu yakınlığın kalpte meydana gelen bir sâfiyetin müjdesi olduğunu da dile getirmiştir. Ona göre, tarîkata yeni giren kimselere her şeyden daha faydalı olan şey râbıtadır. Çünkü mürîd ancak râbıta sâyesinde fenâ derecelerini aşarak menzile ulaşabilecektir.12 Es’ad Efendi, bir başka mektubunda da râbıtanın kalbi dünyevî meşgalelerden uzaklaştırma, gafletin panzehiri ve îmâna ev sâhipliği yapan kalbin mânevî bekçisi olma gibi özelliklerinden bahsetmiştir. O, şeyhe yapılacak râbıtanın bu gibi özelliklerinin daha da tesirli olabilmesi için ‘tefekkür-i mevt’ denilen ‘ölümü düşünmek’ uygulamasının mürîd tarafından saf bir gönül ve samîmiyetle uygulanması gerektiğini de dile getirmiştir.13

Râbıtanın zayıf veya güçlü olmasına dâir ise Es’ad Efendi şunları söylemiştir: ‘Mürşidle berâber olmanın bir kısmı cismânî olduğu gibi bir kısmı da rûhânîdir. Bunu râbıta-i şerîfe açıklar. Râbıta ise azlık ve çokluğa yâni muhabbetin zaaf ve kuvvetine bağlı olacağından muhabbet arttıkça râbıtanın kuvveti de artar. Râbıtaya ihtiyâcını anlayan ‘ahyâr’ için mürşidin sevgisi gibi lezzetli bir ilaç olamaz. Bu ilacın tesirine engel bir şey var ise o da perhiz bâbındaki riâyetsizlikten ibârettir ki bunun birincisi dîne muhâlefet, ikincisi israf kabîlinden olan birtakım süs ve ziynete muhabbet, üçüncüsü gaflet ve kasvet ehli kimselerle ülfet ve sohbet etmektir.’ Anlaşıldığı kadarıyla Es’ad Efendi, râbıtanın tesirinin mürşide duyulan sevgiye bağlı olduğunu ve mürîdin üstâdıyla arasındaki bağı çok yemek, süse/ziynete muhabbet ve gaflet sâhibi kimselerle oturmak gibi hususların zayıflattığını dile getirmeye çalışmıştır.14 Es’ad Efendi, râbıtanın mürîd açısından bir eğitim metodu olarak değer ve önemini ise bir başka mektubunda şu şekilde dile getirmiştir: ‘Dolayısıyla vesîle edinmiş olduğunuz kimsenin sevgisine ısınmak ve râbıtasına yapışmak ve bu vesîleyle Allah dostlarının silsilesine ulaşmak ve her yerde bulunması mümkün olan mübârek rûhâniyetleriyle yakınlık buyurmanızı ve kevnî hâdiselerden olmayan insanoğluna gelmesi muhtemel bütün yer ve gök âfetlerinden korunmanızı yeniden arz ederim.15 Burada da Es’ad Efendi’nin râbıta sâyesinde mürîdin mürşidiyle arasında sevginin artacağına, büyüklerin rûhâniyetleriyle râbıta vesîlesiyle yakınlık elde edileceğine, râbıtanın yer ve gök âfetlerinden mürîdin korunmasına vesîle olacağına dikkat çekmeye çalıştığı görülmektedir.16 Es’ad Efendi, bir başka mektubunda da düzenli yapıldığı takdirde râbıtanın letâifin zikri düzenini bozmayacağından ve âdetâ insana mürşidinin vazîfesini îfâ edeceğinden bahsetmiştir. Yâni râbıta, tarîkata girmiş sâliki irşâd etmekte ve dînen iyi ve kötü olan şeyin ona ilhâm edilmesine vesîle olmaktadır.17 Es’ad Erbilî (ks), ‘Allah Teâlâ Hazretleri şöyle buyurmuştur: ‘Sâdıklarla berâber olun.’18 İlim ve amel gibi olağanüstü hususları taşıyan hakîkat yolcusunun nefsânî bozucular ve şeytânî tuzaklardan selâmette olması elbette mânevî güce ve rûhânî yardıma muhtaç bulunduğundan Hakk Celle ve A’lâ Hazretleri bu âyet-i celîleyle bilinen râbıtanın lüzûmunu açıklamıştır19 ifâdelerinde ise bir yandan râbıtanın âyet-i kerîmeden dayanağını dile getirirken diğer taraftan da bu uygulamanın mürîdi nefis ve şeytan engeline karşı koruyucu özelliğine işâret etmiştir.

Es’ad-ı Erbilî’den (ks) râbıtaya dâir nakledilen bu veriler, kendisinden önce bu konuda görüş bildiren Abdülkâdir-i Geylânî (ks), İmâm-ı Rabbânî (ks) ve Muhammed Mâsum (ks) gibi birçok ismin görüşlerini devâm ettirdiğini, onlarla aynı delillerden hareketle râbıtanın dînî ve vicdânî dayanaklarını dile getirmeye ve aynı usûlle müridlerini irşâd etmeye gayret ettiğini göstermektedir. Yine onun râbıtayı bir eğitim aracı olarak gördüğünü, tarîkata ilk girenlere râbıtayı telkîn etmenin amacına dâir dile getirdiği ifâdelerinden anlamaktayız. Es’ad-ı Erbilî; râbıtayı zikir, devâmında murâkabe ve tam bir teslîmiyetle gerçekleştirip seyr u sülûk sürecinden geçerek sâlikin manevî dereceleri kat etmesi gerektiğini belirtirken de, râbıtanın, sınırları ve etkileri belirlenip gözlemlenmiş bir eğitim metodu olduğunu dillendirmeye çalışmıştır. Es’ad Efendi râbıtayı Allah Teâlâ ile kulun arasına konulan bir engel olarak görmemiş, tam aksine râbıtayı mürîdin nefse, şeytâna, semâvî ve arazî sıkıntılara karşı güvende olmasını sağlayacak bir metot olarak değerlendirmiştir. Onun ve ondan önce bu usûlle mürîdleri irşâd için çaba gösteren isimlerin râbıta konusundaki bu tavırları, terbiye etmeye çalıştıkları kimselerin/mürîdlerin fizikî ve psikolojik durumlarını göz önünde bulundurmalarından ve sağlıklı bir terbiye sürecine dâir titiz ve ilmî bir tavır sergilemelerinden kaynaklanmaktadır.

Netîce olarak ifâde etmemiz gerekirse, Es’ad Efendi de yolunu tâkîb ettiği üstadları da râbıtayı vahyî, nebevî, insânî ve ilmî bir eğitim aracı olarak görmüşler ve bu derinlikli metotla sevenlerinin gönüllerini inşâ ve ihyâ gayretiyle ömür sermâyelerini tüketmişlerdir.

Dipnotlar:
1 İbn Manzur, Lisânü’l-Arab, c.III, s. 1560–1561; Firuzâbadî, Besâiru zevî’t-temyiz, tahk.: M. Alien-Neccar, Kahire 1986, c.III, s.31-32; Asım Efendi, Kâmûs Tercemesi, İstanbul 1305, c. III, s.55–56, İbrahim Hilmi el–Kadiri, Medâricü’l-hakika fî’r-râbıta, İskenderiye 1963, s.17-18.
2 Haydari-zade İbrahim Fasîh, Mecd-i Tâlid Tercemesi, İstanbul 1307, s.28; Mevlana Halid, Risale fi hakki’r-râbıta (Raşahât kenarında), İstanbul 1294, s.238; Ahmet Ziyaüddin Gümüşhanevi, Câmi’u’l-usûl, Mısır Tarihsiz, s.139, 166; Mevlana Hâlid, Râbıta Risâlesi, (Reşahat Kenarında), 238. 
3 İbrahim Baz, ‘Abdülhakîm-i Arvâsî’nin Nakşibendiyye’nin Âdâbını Mübeyyin Bir Mektubu’, Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2012/I, Sayı: V, s.224; Necdet Tosun, Bahâeddin Nakşbend, İnsan Yay., İstanbul 2002, s.317; İbrahim Hilmi, Medaricu’l‐Hakika fî’r‐Râbıta, İskenderiye 1962, s.18. 
4 Tevbe 9/119.
5 Es’ad-ı Erbilî, Mektûbât, Hazırlayanlar: H. Kamil Yılmaz- İrfan Gündüz, Erkam Yay., İstanbul 2012, s.72. (12. Mektup)
6 Es’ad-ı Erbilî, Mektûbât, s.76. (13. Mektup)
7 Buhârî, Rikak 38.
8 Hadîs-i şerîf olarak nakledilen bu ifâde temel hadis kaynaklarında yer almamaktadır. Ancak bâzı tefsirler ve tasavvufî eserler bu ifâdeye kaynaklık teşkîl etmektedir. Fahreddin Razi, Tefsir, Tahran Tarihsiz, c.VII, s.68; Gazali, Kitâbü’l-Makâsıdi’I-Esma Şerhu Esmâi’l-Hüsnâ, İstanbul 1983, s.110.
9 Mâide 5/35.
10 Es’ad-ı Erbilî, Mektûbât, s.190. (56. Mektup)
11 Es’ad-ı Erbilî, Mektûbât, s.76. (13. Mektup)
12 Es’ad-ı Erbilî, Mektûbât, s.102. (21. Mektup); Es’ad-ı Erbilî, Mektûbât, s.218. (68. Mektup)
13 Es’ad-ı Erbilî, Mektûbât, s.130. (33. Mektup)
14 Es’ad-ı Erbilî, Mektûbât, s.148. (40. Mektup)
15 Es’ad-ı Erbilî, Mektûbât, s.164. (45. Mektup)
16 Çünkü ona göre mürîd, râbıta sâyesinde üstadlarının şefâatine ve mânevî tasarrufuna nâil olacağı için râbıta yer ve gökten gelecek belâ ve musîbetlere karşı bir kalkan görevi îfâ edecektir. Es’ad-ı Erbilî, Mektûbât, s.310. (112. Mektup)
17 Es’ad-ı Erbilî, Mektûbât, s.256. (86. Mektup); Es’ad-ı Erbilî, Mektûbât, s.258. (87. Mektup)
18 Tevbe 9/119.
19 Es’ad-ı Erbilî, Mektûbât, s.336. (124. Mektup)

Şubat 2020, sayfa no: 38-39-40-41

Ayrıca kontrol et

O Hz. Sâmî (ks)

O Hz. Sâmî (ks) Alemdar Sâmî Efendi’yi anlatmak, onun şahsında evliyâdan bahsetmek, kişinin kendi vüs’atine …