Anasayfa / Bu Ay / Kur’ân ve Sünnette Vakıf Anlayışının Referansları

Kur’ân ve Sünnette Vakıf Anlayışının Referansları

Kur’ân ve Sünnette Vakıf Anlayışının Referansları
Prof. Dr. Ali Çelik

Kur’ân ve Sünnet’in üzerinde son derece önemle durduğu kavramlardan biri de infak kavramıdır. İnfak, Müslüman şahsiyetinin olmazsa olmaz değerlerinden birisidir. Dînî-ahlâkî bir terim olarak infak, genellikle “Allâh’ın rızâsını kazanmak amacıyla kişinin kendi servetinden harcama yapması, muhtaçlara aynî ve nakdî yardımda bulunması” demektir. Bu hâliyle tasadduk kelimesiyle eş anlamı taşımaktadır.

İnfâk etmek” denilince akla ilk gelen şey daha ziyâde “sadaka” ve “zekât” uygulamalarıdır. Konu bu açıdan ele alındığında “İnfâk”ın farz, vâcib, mendûb kısımlara ayrıldığını görmekteyiz. Ancak genel anlamı îtibâriyle infakkelimesi, zekât ve diğer sadakaları, bağışları, yardımları ve vakıf gibi diğer çeşitli hayırları, âileye yardım gibi bütün mal ile yapılan ibâdetleri içine alır.

Kur’ân ve sünnet’te teşvîk edilen “infak” anlayışı, İslâm hukûkunda kendi iç hukûkunun oluştuğu bir müessese olarak, Vakıf müessesi olarak ortaya çıkmıştır.

“Kur’ân-ı‎ Kerîm’de vakıf kavram‎ın‎ı ve kurumunu doğrudan çağrışt‎ıracak bir ifâde yer almamakla birlikte Allah yolunda harcama yapmayı‎, fakirlere, muhtaçlara ve kimsesizlere infak ve tasaddukta bulunmayı‎, iyilik yapmada ve takvâda yardı‎mla‏şmay‎ı, hayı‎rlı ve yararl‎ı i‏şlere yönelmeyi öğütleyen birçok âyet müslüman toplumlarda vakıf anlayışı‎‏ ve uygulamas‎ın‎ın temelini olu‏şturmuş‏tur.”1

Kur’ân’da 14’ü Mekke’de, 11’i Medîne’de inen toplam 25 sûrede ve doğrudan 80 küsur âyette infak üzerinde durulmaktadır. Bununla birlikte, bir âyette yoksul düşme (İsrâ 17/100), yetmişe yakın âyette ise “infâk” anlamında geçmektedir. Bu âyetlerden başka, infak, sadaka, zekât, yardım vs. dolaylı âyetleri de sayarsak 200 küsur yerde infak üzerinde durulmuştur.2

Hadislerde de, zekât ve her çeşit infâkın önemini anlatma bâbında pek çok yerde geçmektedir.3 Hz. Peygamber (sav), pek çok hadîsinde infaktan bahsetmiş, infakta bulunmayı Müslüman olmanın bir gereği saymış ve onu teşvîk etmiştir. Hz. Peygamber (sav), infâkta bulunmayı (hem zekâtı hem de sadaka vermeyi) ümmetine ısrarla emretmiştir. Bu konunun ihmâl edilmesi hâlinde toplumun karşı karşıya kalabileceği durumu da şöyle açıklamıştır: “Cimrilikten sakınınız. Çünkü cimrilik, sizden önce geçenleri helâk etmiş; onları kan dökmeye ve harâmı helâl görmeye sevk etmiştir.”4

Hukûkî özellikleri îtibâriyle Vakıf, sâdece Allâh’ın rızâsını kazanmak için, varlıklı kimseler tarafından kurulan ve menfaati tamâmıyla ihtiyaç içinde bulunanlara tahsîs edilen müesseselerdir. Vakfın hukûkî statüsünü belirleyici en genel hüküm şöyle ifâde edilmiştir:Vâkıfın koyduğu şart, aynı Allâh’ın emri gibidir.

Vakfın temel esprisiYaratılanı sev Yaratandan ötürü” inancıdır. Zâten bir Müslümanın da en belirgin vasfı: Hâlık’a kulluk, Mahlûkâta şefkât’tir.

Bir İslâm müessesesi olan Vakıf, Kur’ân âyetleriyle Hz. Peygamber’in ve ashâbının uygulamalarına dayanır. Kur’ân’da infakla ilgili pek çok âyetin yanında, doğrudan olmasa da dolaylı olarak vakıfla ilgili görülen âyetlerden bâzıları şöyledir:

“Sevdiğiniz şeylerden Allah için harcamadıkça tam hayra erişemezsiniz”5

“Allâh’a ve Rasûlüne îmân edin. Allâh’ın sizin tasarrufunuza bıraktığı maldan Allah yolunda infâk edin. İçinizden îmân edenler ve Allah yolunda infakta bulunanlar için büyük mükâfât vardır.”6

 “Allâh’a güzel bir borç (karz-ı hasen) verecek olan kimdir? Artık Allâh, bunu kendisi için kat kat arttırır. Onun için oldukça üstün ve onurlu (kerim) bir ecir vardır.”7

Bu Âyet-i Kerîme nâzil olunca, Ashab-ı Kirâm’dan Ebû Dahdah (ra) Rasûlüllâh’a (sav) gelerek dedi ki:

“- Yâ Rasûlallah! Şüphesiz Allah bizden, gösterişten uzak kalıp malımızın iyisini sırf ilâhî rızâya erişmemiz niyetiy­le en uygun cihete harcamamızı istiyor, öyle mi?”

 Bunun üzerine Rasûlüllah (sav):

“-Evet” diye cevap verince, Ebû Dahdah (ra) O’na:

“-Elini ba­na göster” dedi. Peygamber (sav) elini uzatınca, düşündüğünü şöyle dile getirdi:

“-Bahçemi Rabbıma karz-ı hasen (yâni O’nun rızâsını umarak sadaka) olmak üzere veriyorum” dedi.

Bahçesinde 600 kadar hur­ma ağacı bulunuyordu. Aynı zamanda onun âile fertleri de o bahçede kalıyordu. Ebû Dahdah (a) eşine:

“-Bahçeden başka bir yere taşın; onu Allah rızâsı için hayır yolunda sarfedilmek üzere bağışladım.” deyince, eşi sevincini belirterek:

“-Çok kârlı bir alış-veriş” dedi ve vakit kaybetmeden bahçeden başka bir yere taşındı. Bunun üzerine Rasûlüllah (sav) Efendi­miz şöyle buyurdu:

-Cennet’te nice inci ve yâkuttan olan hurma ağaçları dallarını Ebû Dahdah için sarkıtmış bulunuyor.”8

İnfakta bulunmayı teşvîk eden hadislerden bâzıları da şöyledir:

Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:

“Bir insan öldüğünde amelinin sevâbı kesilir, amel defteri kapanır. Yalnız şu üç kimse bundan müstesnâdır, onların amel defteri kapanmaz:

1. Sadaka-i câriye (devamlı sadaka) meydana getirenler,

2. Topluma yararlı bir ilim (eser) bırakanlar,

3. Kendisine duâ eden hayırlı bir evlâdı bırakanlar.”

Ebû Mûsâ el-Eş’arî (ra)’den rivâyet edildiğine göre Nebî (sav) (bir defasında):

“Sadaka vermek her Müslümanın görevidir” buyurdu.

– Sadaka verecek bir şey bulamazsa? dediler.

“Çalışır, hem kendisine faydalı olur, hem de tasadduk eder” buyurdu.

– Buna gücü yetmez (veya iş bulamaz) ise? dediler.

“Darda kalana, ihtiyaç sâhibine yardım eder” buyurdu.

– Buna da gücü yetmezse? dediler.

“İyilik yapmayı tavsiye eder” buyurdu.

– Bunu da yapamazsa? dediler.

“Kötülük yapmaktan uzak durur. Bu da onun için sadakadır” buyurdu.9

Câbir İbni Abdullah (ra)’den rivâyet edildiğine göre Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu: “Herhangi bir müslümanın diktiği ağaçtan yenen şey onun için sadakadır. Çalınan şey de sadakadır; eksiltilen de onun için sadakadır.”10

Bir kimse bir ağaç diker de o ağacın meyvesinden herhangi bir insan veya Allâh’ın yarattıklarından herhangi bir yaratık yerse bu, o ağacı diken için sadaka olur.”11

Abdullah b. Mes’ud (ra)’den rivâyete göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdu:

“Kıyâmet gününde, şu beş şeyin hesâbı sorulmadıkça hiçbir insanın ayağı Rabbinin katından ayrılamayacaktır, kıpırdayamayacaktır: 1.Ömrünü nerede tüketti? 2- Gençliğini nerede yıprattı? 3.Malını nereden kazandı? 4. Malını nereye harcadı? 5- Bildiği, öğrendiği konularda ne gibi işler yaptı?”12

İlk Vakıf Uygulaması:

Hz. Âişe (r.anha)’dan (ö. 57/676) nakledildiğine göre Hz. Peygamber, Medîne’ye hicretlerinin 3. yılında kendine âit olan yedi parça mülkünü, “havâdis-i dehre” yâni ortaya çıkacak ânî ihtiyaçların karşılanması için vakfetmiştir.

– Yine Fedek ve Hayber hurmalıklarından hissesine düşenleri de Allah yolunda vakfetmiştir.13

Sahâbeden Hz. Câbir (ra) şöyle demiştir: “Muhâcir ve Ensârdan yâni Mekke’den Medîne’ye göç eden Müslümanlarla, Medîneli Müslümanlardan imkânı olup da vakıfta bulunmayan tek kişi bilmiyorum.”

Vakıf Yapan Bâzı Sahâbe

– Hz. Ömer Hayber’deki bahçesini,

– Hâlid bin Velid (ö. 21/641) zırhını ve savaş atlarını,

– Hz. Ali (ö. 40/660) Yenbu’daki bir arâzisini ve çeşmesini,

– Hz. Osman (ö. 35/655) susuzluk çekildiği bir sırada, Medîneli bir Yahudi’den Rûme kuyusunu satın alıp, suyunu ebedî olarak topluma bağışlamış/vakfetmiştir.

Vakfın gelişmesi:

Târihin hiçbir döneminde vakıf müessesesi ihmâl edilmemiş, bilakis artarak devâm etmiştir. Osmanlılar dönemindeki ilk müessisi Orhan Gâzi olmuştur.

Orhan Gâzi, İznik’te ilk Osmanlı medresesini kurarken, onun idâresi için, yeterince gelir getirecek gayr-i menkûl vakfetti. Bu medreseden kısa bir müddet zarfında kudretli ilim ve devlet adamları yetişti.14

Orhan Gâzi’den başlayarak Osmanlı pâdişahları, sultanları, vezirleri, emirleri, zengin tebaa pek çok vakıf yaptılar.

Meselâ: Memlüklüler zamânında Mısır topraklarının 2/7’si (yedide ikisi)’ni vakıf toprakları teşkil ediyor.

XVI. yüzyılda Osmanlı topraklarının 1/5’i (beşte biri) vakıftı.

Vakfın Hizmet Alanları:

  1. Eğitim hizmetleri
  2. Din hizmetleri
  3. Sağlık hizmetleri
  4. Bayındırlık hizmetleri
  5. Beledî ve Sosyal hizmetler
  6. Sivil ve Askerî saha ile ilgili hizmetler
  7. ve diğer hizmet gerektiren alanlar…..

Vakıf Eksenli Bir Kültürel Yapı

Vakıf düşüncesi Müslüman milletlerin, özellikle Türk milletinin âdetâ hayâtının bir parçası olmuştur. Öyle zamanlar olmuştur ki; Medresede görev yapan bir hoca (müderris), vakıf evinde dünyâya geliyor, vakıf medresesinde okuyor, vakıf medresesinde görev alıyor, orada ders verip maaşını yine vakıftan alıyor ve nihâyet ölünce vakıf tabutu ile defnediliyor. Bütün bu bilgiler bize, sosyal ve kültürel yapısı vakıf ekseni üzerine oturmuş bir toplum portresi çiziyor.

Allâh’a güven sa’ye sarıl, hikmete râm ol

Yol varsa budur bilmiyorum başka çıkar yol

(Mehmet Âkif)

Dipnotlar
1 Günay, H.Mehmet., DİA, XLII,476, Vakıf” mad.
2 Bkz. M.F.Abdülbâkî, el-Mu’cemu’l-Müfehres li Elfâzi’l-Kur’âni’l-Kerim. ““ne-fe-ka” “md.
3 Bkz. A.J.Wensick, el-Mu’cemu’l-Müfehres li Elfâzi’l-Hadis’n-Nebevi.VI,515-527 ““ne-fe-ka” “md
4 Müslim, Birr, 56. 
5 Âl-i İmrân, 92.
6 Hadîd,7.
7 Hadîd, 11.
8 Beyhakî, Şuabu’l-İman, V,125,ha.3178; Tefsiru İbn Ebî Hâtim er-Râzî (thk. Es’ad muhammed et-Tayyib, Mektebetü’l-Mısrıyye), X,3338-3339, ha.18828
9 Buhârî, Zekât 30, Edeb 33; Müslim, Zekât 55
10 Müslim, Müsâkât 7
11 Ahmed İbni Hanbel, Müsned, VI, 444
12 Tirmizî, Sıfatu’l-Kıyame:1,ha. 2416
13 Canan,İ.,Kütüb-i Sitte,XVI,275
14 Ali Himmet Berki “Vakıf kuran ilk Osmanlı PadişahıVakıflar Dergisi V, 127-128).

Aralık 2019, sayfa no: 18-19-20-21

Ayrıca kontrol et

Vakıf İnsan

Vakıf İnsan Alemdar İnsan Allah Teâlâ’ya adanmıştır. “Biz muhakkak ki Allah içiniz (O’na ulaşmak ve …