Anasayfa / Bu Ay / Kur’ân İle Yakîne Ermek, O Bilgiyle Rabb’e Yürümek

Kur’ân İle Yakîne Ermek, O Bilgiyle Rabb’e Yürümek

Kur’ân İle Yakîne Ermek, O Bilgiyle Rabb’e Yürümek

Prof. Dr. Ali Akpınar

Yakîn, doğruluğunda şüphe olmayan kesin bilgi, kesin inanış, şüphe ve tereddütten sonra ulaşılan kesinlik anlamlarına gelir. Yakîn,  tasdîk ve inanca götüren kesin bilgidir. Yakînî bilgi, belirli bir düşünme ve gayret sonucu elde edilen, sonradan kazanılan/kesbî bilgidir. Âyet ve hadislerde kesin bilgi anlamında kullanılmıştır. Peygamberimiz kendisine îman ve yakîn vermesi için Rabbine duâ1 etmiştir.2

Yakînin üç derecesi vardır: İlme’l- Yakîn, Ayne’l- Yakîn, Hakka’l- Yakîn. İlme’l-yakîn, kesin olan aklî ve naklî delillerin ifâde ettiği bilgidir. Ayne’l-yakîn, gözlem yoluyla kesin bilgiye ulaşmaktır. Hakka’l-yakîn ise, kesin bilginin bizzat yaşanarak tecrübe edilmesiyle gerçekleşen en son mertebesidir. Dolayısıyla kişinin yakînî bilgiye ulaşabilmesi için çalışıp gayret etmesi gereklidir. Öncelikle aklını kullanması, duyularını harekete geçirmesi ve gönlünü açık tutması gerekir. Yakînî bilgiye ermek için, hakîkatleri söyleyenin doğrudan başka bir şey söylemeyen Yüce Allah ve O’nun kutlu elçisi (sav) olduğunu bilmek gerekir.

Arının yaptığı balın şifâlı bir gıdâ olduğunu bilmek ilme’l-yakîn bilgidir. Balı kavanozda görmek ayne’l-yakîn bir bilgidir. Kavanozdan balı alıp yemek hakka’l-yakîn bir bilgidir. Bilgide asıl maksat da onun hakka’l-yakîn gerçekleşmesidir. Zîrâ bal hakkında geniş bilgiye sâhip olan, envâî tür ve renkte balları gören ama henüz onu tatmamış olan bir kimsenin bu bilgisi çok fazla bir şey ifâde etmeyecektir. Bal bilgisi kişiyi balı yemeye, balın şifâlı özelliklerinden istifâde etmeye götürürse anlamlı olacaktır. Benzer şekilde bir kimsenin dîni bilmesi, dîne dâir mâlûmât sâhibi olması yeterli değildir. Asıl olan, bu bilgilerini hayâta geçirmesidir. Onun için Peygamberimiz, Yüce Allah’tan faydalı ilim istemiş, faydasız bilgilerden de O’na sığınmıştır. Nitekim Kur’ân sâhip olduğu bunca bilginin gereğini yerine getirmeyen, o bilginin hayrını görmeyen, bilgiyi Yüce Rabb’e yakınlaşmaya vesîle kılmayan kimseleri cilt cilt kitap yüklenmiş eşeklere3 ve soluyan köpeklere4 benzetir. Geçmişte ve günümüzde İslâmî ilimlerde uzmanlaşmış pek çok kişi, bu bilgilerini dünyevî makam ve imkânlar için kullanmışlar, lâkin ilimleri onları hidâyete ve gerçek kulluğa taşıyamamıştır. Böyle kimselere oryantalist/doğu bilimcisi denmiştir ama onlar Müslüman âlimler olamamışlardır. Zîrâ sâhip oldukları bilgiler, hakka’l-yakîn seviyesine ulaşamamıştır.

İmam Kuşeyrî, ilme’l-yakîn sâhibi olanları erbâb-ı ukûl, ayne’l-yakîn sâhiplerini ashâb-ı ulûm, hakka’l-yakîn derecesinde olanları ise ashâb-ı maarif olarak isimlendirmiştir.5 Buna göre akıl sâhibi olmak önemlidir, ilim sâhibi olmak güzeldir, ancak asıl önemli ve güzel olan yakîne erip irfân sâhibi olmaktır.

Hz. İbrâhîm’in (as), Yüce Allâh’ın ölüleri dirilttiğine kesin olarak bilip inanması ilme’l-yakîndir. Onun, Rabbim inanıyorum ama kalbim mutmain olsun diye soruyorum, ölüleri nasıl diriltirsin bana göster, deyip ölü kuşların dirildiğini görmesiyle bu bilgi ayne’l-yakîn seviyesine çıkmıştır. Hz. İbrâhîm’in vefâtından sonra dirilmesiyle ise bu bilgi hakka’l-yakîn seviyesine ulaşacaktır.

Bir mü’minin, îmân edip sâlih amel işleyenlerin cennete gireceğine inanması ilmel’l-yakîn bir bilgidir. İnananların cennete girdiğini görmesiyle bu bilgi ayne’l-yakîn seviyesine, mü’minin bizzat kendisinin cennete girmesi, nîmetlere ermesiyle ise bu bilgi üçüncü mertebeye çıkmış olacaktır.

Mü’minler Yüce Allâh’ın varlığına, âhirette dirilişin, hesâbın olacağına şeksiz şüphesiz inanırlar. Zîrâ bu bilgiyi onlar Yüce Allâh’ın elçilerinden öğrenmişlerdir. Akıl da bu gerçekleri kabûl eder. Evet, mü’minler şu an îtibârı ile Yüce Allâh’ı görmemişlerdir, âhirete şâhit olup dirilişi bizzat yaşamamışlardır. Ancak bu bilgileri onlara haber veren Yüce Allah ve O’nun kutlu elçileri olunca, sanki Yüce Allâh’ı gözleriyle görmüş gibi, âhireti bizâtihî yaşamış gibi yakînen îmân ederler. Hadiste Yüce Allâh’ı görüyormuş gibi O’na ibâdet yapmak ihsân makâmı olarak nitelendirilmiş ve mü’minlerden böyle kişiler olmaları istenmiştir. Onun için mü’minlerden bahseden âyetler, onların yakînen âhirete inandıklarını söyler: Onlar, âhirete de kesinlikle/yakînen inanırlar.6 Yakînî îman, bizzat görüp yaşamış gibi inanmaktır. Bu îman, sâhibini âhirete hazırlanmaya sevk eder. Âhirete yakînî îmân ile inanan kişi dünyevîleşmez, nankör olmaz, nifâka düşmez, riyâkârlık yapmaz. Bu makâma ermiş olan bir kişi, diliyle peygamberlerin söylediğini söylediği halde azgınların yaptığını yapmaz, özü, sözü ve ameli hep bir olur. Yaptığını hep Allah için yapar ve Allah yolunda mesâfe katetmek için gayret eder.

Bir hadislerinde Peygamberimiz (sav) şöyle buyurur: Gerçekten şaşılır o kişiye ki Yüce Allâh’ın yarattığı bunca şeyi görür de Yüce Yaratıcı hakkında şüphe eder! Yoktan var edilişe tanık olduğu halde, öldükten sonra tekrar dirilişi inkâr edene şaşılır! Her gün uyuyup uyanarak ölüm ve dirilişi yaşadığı halde, diriliş gününü yok sayan kimseye şaşılır! Cennet ve nîmetlerine inandığını söylediği halde, şu aldatıcı dünyâ için koşturan kimseye şaşılır! Evvelinin bir damla değersiz su olduğunu, sonunun da kabirde lâşe olacağını bildiği halde kibirlenip gururlanan kimseye şaşılır!7

Nitekim sahabe bu yakînî îmâna sâhip kimselerdi. Bir defasında Peygamberimiz, Hâris b. Mâlik isimli sahabîsine bugün nasıl sabahladın diye sorduğunda o şöyle cevap vermişti: Gerçek bir mü’min olarak sabahladım. Sanki birbirlerini ziyâret eden cennetlikleri ve birbirlerinden yardım isteyen cehennemlikleri görür gibiyim. Ve sanki Yüce Rabbimin Arşını açıkça görür gibiyim! Bu cevap üzerine Peygamberimiz, doğru yoldasın, bu yolda kalmaya devâm et, buyurmuşlardır.8

Dikkat edin, şâyet yaptığınızın sonucunu kesin olarak bir bilseniz! And olsun ki, cehennemi göreceksiniz. And olsun ki onu gözünüzle kesin olarak göreceksiniz. Sonra o gün, size verilmiş olan her nîmetten sorguya çekileceksiniz.9

Rivâyete göre Hz. Ömer, lezzetleri târumâr eden ölümü çokça hatırlayın hadîsi doğrultusunda ölümü sıkça hatırlardı, hattâ bunun için bir arkadaşına kendisine sürekli ölümü hatırlatmasını tavsiye etmişti. Bir gün, saç ve sakallarının ağardığını gören Hz. Ömer, arkadaşına artık ölümü hatırlatmana gerek kalmadı, çünkü bu ağaran saç ve sakallarım bana ölümü hatırlatıyor, demiştir. Yine Hz. Ömer, mezar şeklinde kazdırdığı bir çukura zaman zaman uzanır ve tefekkür-i mevt yapardı. Bu sırada kıyâmetin koptuğunu, hesâbın görüldüğünü ve durumları kötü olanların, Yüce Allah’tan bir daha dünyâya gönderilmeyi dileyeceklerini hatırlar ve şöyle diyerek uzandığı yerden kalkardı: Ömer, o gün pek çok insan, daha iyi kulluk yapabilmek için dünyâya geri dönmek isteyecek, ancak bu istek hiç kimseden kabûl edilmeyecek. Varsay ki sana bir kez daha dünyâya dönme izni verildi, haydi şimdi yeniden dünyâya gelmişçesine kulluğa devâm et, ne yapacaksan şimdi yap…

Âyetler yakînî bilgiye sâhip olan toplum için indirilmiştir: Kesinlikle inanan kimseler için âyetleri açıklamışızdır.10 Buna göre mü’min, Kur’ân âyetlerinden öğrendiği bilgiyi yakînî seviyeye çıkarmak için gayret etmelidir. Bu ise o bilgi etrâfında derin düşünce ile yoğunlaşmak, doğru bilgiyi içselleştirmek ve o bilginin gereklerini yerine getirmekle gerçekleşecektir.

Âhirette dirilişi, hesâbı, azâbı gördüklerinde herkes için yakînî bilgi gerçekleşecektir: Suçluları Rabblerinin huzûrunda, başları öne eğilmiş olarak: Rabbimiz! Gördük, dinledik, artık bizi dünyâya geri çevir de iyi iş işleyelim; doğrusu kesin olarak inandık, derlerken bir görsen!11 Mâdem ki bu bilgileri bize ulaştıran Yüce Rabbimiz; bizler sanki bu feryatları bugün duyuyor gibi buna inanmalı ve bu kötü durumlara düşmemek için tedbirlerimizi almalıyız.

Yakînî bilgiye, yakînî îmâna Kur’ân ile erişilir. Çünkü Kur’ân’ın kendisi, şeksiz şüphesiz yakînî bilginin kendisidir.

Doğrusu kesin gerçek budur. Çok büyük Rabbinin adını tesbîh et!12

Doğrusu Kur’ân, inkârcılar için bir üzüntüdür. O, şüphesiz kesin gerçektir. Öyleyse çok büyük olan Rabbinin adını tesbîh et!13

Âyette ölüm için yakîn kelimesi kullanılmıştır.Cezâ gününü yalanlardık. Ölüm bize o haldeyken geldi.14 O halde tüm bu bilgiler ışığında bizler, bize ölüm gelinceye kadar, Rabbimizin lütfuyla cennete girinceye, nîmetlere erinceye kadar kulluğa, ibâdete devâm etmeliyiz. Yüce Rabbimizin de bizden isteği budur:

Rabbini hamd ile an, secde edenlerden ol ve yakîn sana gelinceye/ölünceye kadar Rabbine kulluk et.15

Dipnotlar:

[1] Tirmizî, Duâ 30.

2 Osman Demir, Yakîn, DİA.

3 62 Cuma 5.

4 7 A’râf 175-176.

5 Y. Şevki Yavuz. İlme’l-Yakîn, DİA.

6 2 Bakara 4, 27 Neml 3, 31 Lokmân 4.

Temmuz 2020, sayfa no: 14-15-16-17

Ayrıca kontrol et

Âfiyet

Âfiyet Alemdar Af ve âfiyet kelimeleri sözlükte şu mânâlara gelir: Af, yapılan bir hatâdan dolayı …