İmam Hatipler Niçin Önemlidir?

İmam Hatipler Niçin Önemlidir?

Yunus Emre Altuntaş

LGS tercih dönemi devâm ediyor. 8. sınıftan mezun olan öğrenciler hayatlarının en önemli tercihini yapacaklar. Çünkü karakter ve ahlâk 14-21 yaş arasında tam anlamıyla gelişir ve sonrasında değişmesi çok zordur. Bâzı anne-babaların “tercihi çocuğuma bıraktım, karışmıyorum” tarzı düşünceleri olabiliyor. Fakat hatırlatmak durumundayız ki çocuğun hangi ortamlarda nasıl eğitim alacağından hem dünyâda hem âhirette anne-baba sorumludur. Bu sebeple bu karârı çocuğa bırakmak anne-babaları sorumluluktan kurtarmaz. Anne-babalardan istirhâmımız, dünyâ çapında büyük bir ahlâkî buhrânın yaşandığı bu dönemde çocuklarının mânevî çakralarının açılacağı, ahlâkî sorumluluklarını geliştirebilecekleri, kız-erkek ergen ilişkilerinden ve kötü alışkanlıklardan uzak kalabilecekleri, târihî ve dînî değerlerini içselleştirebilecekleri ortamlarda eğitim almalarını sağlamalarıdır. Bu anlamda en uygun imkân ve ortamlar Anadolu İmam Hatip Liseleri’nde bulunmaktadır. Hem akademik dersleri eksiksiz alabilecekleri hem de mânevî değerlerini uygulamalı olarak öğrenebilecekleri başka bir alternatif bulunmuyor maalesef. Çocuklarımızın sigara-uyuşturucu-alkol-zinâ-bağımlılık gibi belâlardan uzak kalmaları ve sağlıklı bir eğitim almaları için tüm duyarlı velîlerin LGS’de İmam Hatip Liseleri’ni tercîh etmeleri çocukları için de kendileri için de hayırlı olacaktır. Çünkü gençlik bizim en önemli sermâyemizdir. Allâh’ını bilen, Peygamberini tanıyan, ana-babasına hürmet eden, vatan duygusunun îmandan geldiğini kavrayan, aynı zamanda da teknik/sosyal alanlarda üst düzey eğitim alan îmanlı, ahlâklı, donanımlı, bilinçli ve özgüveni yüksek nesiller için ebeveynlerin LGS tercihlerinde alacağı karar hayâtî önem arz etmektedir. Yapılacak tercihlerin sâdece ülkemiz için değil aynı zamanda ümmet için ne denli önemli olduğunu yeniden vurgulamak istiyorum.

Gençliğin En Büyük Belâsı: Kötü Alışkanlıklar

Sigara ve içkiye başlama yaşı ilaç tekellerinin de politikalarıyla bağlantılı olarak giderek düşmektedir. En son istatistiklere göre ülkemizde sigaraya ve içkiye başlama yaşı 10-11 sınırına inmiş durumdadır. Yapılan araştırmalara göre bir öğrencinin sigaraya ve içkiye başlamasının en önemli sebeplerinden biri eğitim aldığı okul ortamlarıdır. Dünya Sağlık Örgütü tarafından 10-19 yaş grubu “Adolesan”, 15-24 yaş grubu ise “Gençlik dönemi” olarak tanımlanmaktadır. 10-24 yaş grubunun toplam nüfûsumuz içindeki payı %21,1’dir, yâni her beş kişiden birisi gençlik yaş grubundadır. Adolesan dönemde (10-19 yaş), fiziksel, psikolojik, sosyal, bilişsel ve cinsel değişimler yaşanmaktadır. Adolesanlar çocuk olmadıkları gibi erişkin de sayılmamaktadırlar; hâlen erişkin desteğine gereksinimleri vardır. Ülke çapında yapılan araştırmalarda lise öğrencilerinde sigara kullanma yüzdesi %27,1 olarak tespit edilmiştir (erkeklerde %31,5, kızlarda %19,9). Türkiye’yi temsil eden sonuçları olan Küresel Gençlik Tütün Araştırması’nda ilköğretim 7-8. ve Lise 1. sınıflarda 15957 genç ile görüşülmüştür. Öğrencilerin %29,3’ü sigara kullanmayı denemiş (kızlar %21,5, erkekler %34,9), hâlen sigara kullanan oranı ise %9,1 (kızlar %5,0, erkekler %11,9)’dir. Bu araştırmaya göre şimdiye kadar en az bir defa sigara kullananların %29,5’i 10 yaşından önce bunu denemiştir. Türkiye’de uluslararası destekli bir başka çalışma, gençler arasında sigara kullanma sıklığının %33,2 olduğunu ve okul ortamlarının sigara kullanma davranışını doğrudan etkilediğini göstermektedir. Sonuç olarak, ülkemizde sigara kullananların önemli bir kısmı sigaraya 20 yaşından önce başlamakta ve sigara içenlerin yaş ortalaması giderek düşmektedir. İlköğretim yıllarında sigara kullanımı %12, lise yıllarında %29-50 arasında, üniversite öğrencileri arasında sigara içme sıklığı %21-48 arasında, çalışan gençlerde ise hâlen sigara kullanımı %58’dir. Her dört gençten ikisinin lise döneminde sigara ile tanıştığı gözlenmektedir. Normal liselerde %29-50 arasında değişen sigara içme oranı İmam Hatip Liseleri’nde %3-7 arasına kadar inmektedir. Normal liselerde içki ile tanışma veya kullanma oranı %12-17 arasındayken İmam Hatipler’de bu oran %0,02’dir. Sosyal medyanın ve internet film ağlarının körüklediği uyuşturucu, zinâ, fuhuş ve eşcinsellik gibi hastalıklardan en çok etkilenen grup da liselilerdir. Son yıllarda yaygınlaştırılmaya çalışılan LGBT hastalığının kaynağı da yapılan araştırmalara göre gençlerin lise dönemindeki tecrübeleridir. Tüm bu âfetlerden çocuklarımızı korumak elbette ki öncelikle velîlerin sorumluluğudur. Lisedeki arkadaş ortamları, ergenliğin getirdiği taklit ve moda tutkusu gençlerimizi denenmemiş her şeyi denemeye yönlendirmekte, küçük bir heves olarak başlayan bu alışkanlıklar zaman içerisinde bağımlılık hâline dönüşmektedir. Bu somut gerçekler LGS’de tercih yapacak velîlerin, çocukları için kötü alışkanlıklardan uzak kalabilecekleri okul arayışlarında en güvenilir adresin Anadolu İmam Hatip Liseleri olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Türkiye’de Din Eğitimi

Cumhuriyet târihimizin en çetin konularından biri de din öğretiminin ne şekilde yapılması gerektiğidir. 1924 târihli Tevhîd-i Tedrîsât Kânunu’nun 4. Maddesi ile ülkemizde din eğitiminin devlet okulları kanalıyla verileceği açıkça belirtilmiştir. Bu kânun, hem 1960 anayasasında hem de 1982 anayasasında “İnkılâp Kanunlarının Korunması” başlıklı madde ile “anayasaya aykırı olduğu şeklinde anlaşılamaz ve yorumlanamaz” olarak ifâde edilen 8 kanundan birisidir. Dolayısıyla ülkemizde eğitim-öğretim faaliyetlerini gerçekleştiren İmam Hatip Okulları ve İlahiyat Fakülteleri’nin varlığı 1924 târihli bu kânunla garanti altına alınmıştır. Yâni ülkemizde din öğretimi temel hak kabûl edilerek devletin güvencesi altına alınmıştır. Din öğretimi adına en önemli kurumlar ise İmam Hatip Okulları’dır. Burada tartışma konusu daha çok din öğretiminin içeriği, şekli ve hangi yaş gruplarını kapsayacağı üzerinedir. 1930’lardan îtibâren yoğunlaşan bu tartışmalarda siyâsî konjonktüre göre uygulamada değişimler yaşanmış ve bu süreç yakın târihlere kadar devâm etmiştir. Öncelikle şu husus belirtilmelidir ki, din öğretiminin bir ihtiyaç olduğu ve bu öğretimin de mutlaka devlet kurumları tarafından yapılması gerektiği kânunda açık şekilde belirtilmiştir. Aynı şekilde Diyanet İşleri Başkanlığı’nın teşekkülü de ülkemizdeki dînî yapının korunması ve geliştirilmesi, hizmetlerin tek elden yürütülerek devlet güvencesi altına alınmasının bir göstergesidir. Bu açık yasa hükmüne rağmen kimi dönemlerde din öğretimini yasaklayan, hizmet veren okulları kapatan siyâsîler aslı îtibâriyle 1924 târihli yasa hükmüne aykırı hareket etmişlerdir. Bu sebeple olsa gerek kapatma gerekçelerini “okulların ilgi görmemesi” olarak göstererek cezâî sorumluluktan kurtulma yoluna gitmişlerdir. Oysa ülkemizde her devirde çocuklarının dînî eğitim almasını isteyen vatandaşlarımız bulunmuştur. Cumhuriyetin ilk yıllarında yoğunlaşan batılılaşma çalışmalarının etkisiyle dînî değerlerin öğretiminin geri plana atılması ihtiyâcı duyulduğu ve bu sebeple de ilgili kânunun uygulanmasında büyük sıkıntılar yaşandığı anlaşılıyor. Ne olursa olsun %99’u Müslüman olan bir ülkede yaşayan bu milletin kendi dîninin gereklerini öğrenmesi, çocuklarının din öğretimini küçük yaşlardan îtibâren alması temel insan haklarındandır.

İmam Hatip Okulları

İmam Hatip Okulları’nın ilk örnekleri Osmanlı devletinin son dönemine dayanmaktadır. 1912 yılında genel eğitim yapan medreselerden farklı olarak Tevcihi Cihad Nizamnameleri’yle vâizler yetiştirmek amacıyla Medresetü’l-Vâizîn adı altında öğretim kurumları açılmıştır. 1913 yılında ise imam ve hatip yetiştirmek amacıyla Medresetü’l-Eimme ve’l-Hutebâ kurumları öğretime başlamıştır. Osmanlı Devletinin son dönemi ile Cumhuriyetin ilk yılında öğretime açık olan medreseler iki isim altında toplanmıştır: Medâris-i İlmiye ve İstanbul merkezli Dârü’l-Hilâfe Medreseleri. 3 Mart 1924 târihinde TBMM’den geçirilip 6 Mart’ta yayımlanan Tevhîd-i Tedrîsât Kanunu ile tüm medreseler Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanmış olmasına rağmen nakledilen tamimle Medâris-i İlmiye olarak bilinenler kapatılmıştır. Tevhîd-i Tedrîsât Kanunu eğitim ve öğretim kurumlarını kapatmaya yönelik değil, yönetim ve denetimin tek elde toplanmasına yönelik bir kanundur. Bu kanunla yönetim ve denetim Maarif Vekâleti’ne verilmiştir. Buna rağmen daha sonra Maarif Vekili olan Hüseyin Vâsıf 11 Mart 1924 günü ilgili makamlara gönderdiği telgrafla kanunun 2. maddesiyle Maarif Vekâleti’ne bağlanmış olan medreseleri kapatmıştır. Diğer okullara ise dokunulmamıştır. Dârü’l-Hilâfe Medreseleri ise 1924 yılında İmam ve Hatip Mekteplerine dönüştürülmüştür.

Tevhîd-i Tedrîsât Kanununun kabûlüyle İmam Hatip Mektepleri fiilen öğretime başlamıştır. Türkiye’nin çeşitli illerinde bu mektepler açılmıştır. Ders programı Medresetü’l-Vâizîn’in geliştirilmiş biçimine benzeyen İmam Hatip Mektepleri’nde dînî ağırlıklı derslerin yanında hüsn-i hat, Fransızca, târih, coğrafya, cebir, nebâtat, fizyoloji, mûsikî, rûhiyat (psikoloji), içtimâiyat (sosyoloji) gibi ilimler de okutulmaktaydı. Ancak bu mekteplerin ömrü de uzun olmamıştır. Bâzı kesimlere göre bu mektepler yeterince öğrenci bulamamış ve bundan dolayı kendiliklerinden kapanmışlardır. Bu ise yersiz bir iddiadır. Çünkü maddî desteği kesilen, mezunlarına devlet kadrolarında yer verilmeyen, hocaları sürekli görevden alınan bu okullar âdetâ kapatılmaya mahkûm edilmiştir. Fakat tüm bu engellemelere rağmen yeterli öğrenci sayısının altına hiçbir dönemde düşmemiştir. Eylül 1930’da çeşitli gerekçeler gösterilerek İmam Hatip Mektepleri de kapatılmıştır. Bu târihten 1950 senesine kadar geçen süre din öğretimi adına ülkenin en karanlık yıllarıdır. 1930-1950 târihleri arasında din hizmetlerini yerine getirecek imam dahi bulunamadığı için pek çok câmi kapatılmış veya kaderine terk edilmiş, insanlar çâresiz şekilde dînî vecîbelerini yerel imkânlarla yerine getirmeye çalışmıştır. Merhum Kurra Hafız Harun Soydaş Hocamız bir söyleşisinde “Koskoca Bursa’da o dönemde besmele’yi düzgün çeken tek bir insan bulamazdınız” diyerek bu karanlık yılları özetlemiştir. 1950 siyâsal seçimleri sonrası iktidar Demokrat Parti’ye geçmiştir. İmam Hatip Okulları (İHO) açma konusu uzun süre tartışıldıktan sonra hükümet bu okulların açılması zarûretine kânî olduklarını açıklamış ve 17 Ekim 1951 günü Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri’nin onaylamasıyla İmam Hatip Okulu açma karârı yürürlüğe girmiştir. Kararnameye göre 7 ilde birer İHO açılmıştır. İHO, 1954-1955 öğretim yılı sonunda ilk mezunlarını verdikten sonra 3 yıllık lise kısmı da açılmıştır. Böylece 4+3=7 yıllık bir ortaöğretim kurumu hâline gelmiştir. 1960 darbesinden sonra ise değişen hükümetlerle berâber İHO müfredâtında farklı uygulamalara gidilmiştir. 1972 yılında 3 yıla indirilen İHO orta kısımdan dînî dersler çıkarılıp genel ortaokul müfredâtı uygulanmaya konulmuştur. Üstelik alınan bir kararla İHO’nun birinci devresinden mezun olup da liselere geçiş yapmak isteyenlere doğrudan geçiş hakkı yasaklanmıştır. Bu ise İHO’nun hızlı bir öğrenci kaybı yaşamasına sebep olmuştur. 4 yıla çıkarılan İHO lise kısmı için 11 Aralık 1972’de yeni bir program hazırlanmıştır. 15 Nisan 1973’te yayınlanan bir kânunla İmam Hatip Okulları da liseye dönüştürülmek sûretiyle Yüksek İslam Enstitüleri’nin yanında üniversitelere giriş kapısı da aralanmıştır. Bu gibi gelişmeler netîcesinde İHL’ye 1977-1978 yıllarında rekor bir yöneliş olmuştur. 1973-1974 eğitim-öğretim yılından îtibâren 5 sene içerisinde öğrenci sayısında %904,5luk bir artış gözlenmiştir. Bu artışın önemli sebeplerinden birisi de orta öğretim seviyesinde İmam Hatip Okulları’nın ve yüksek öğretim seviyesinde İslam Enstitüleri’nin yaşanan terör olaylarına karşı güvenli bir ortama sâhip olmasıydı. 1980 darbesinin ardından İHL açılması durdurulmuş, ancak mevcut sayıda azaltma yoluna da gidilmemiştir. Turgut Özal’ın kurduğu hükümet döneminde ilk kez Anadolu İmam Hatip Lisesi (AİHL) açılmıştır. İlk defa 1985’te Beykoz AİHL açılmış, 1990’da Kartal ilçesindeki yerine taşınmış ve adı Kartal AİHL olarak değiştirilmiştir. 28 Şubat 1997 sürecine kadar İHL sayısıyla berâber halkın teveccühü artmaya devâm etmiştir. 28 Şubat 1997 sürecinde alınan iki karar İHL’yi olumsuz yönde etkilemiştir. Bunlardan birincisi 8 yıllık kesintisiz eğitim, ikincisi ise mezunların kendi alanları dışında üniversiteye girmesinin engellenmesidir. Yaklaşık 15 yılın ardından 1 Aralık 2011 târihinde Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, uygulanan katsayı engeli kaldırılarak artık herkesin eşit şartlarda üniversiteye girebilecekleri yeni bir sisteme geçtiklerini îlân etmiştir. 2000 yılına kadar açılan AİHL sayısı bağımsız 7, bağlı müdürlük hâlinde 100 olarak toplamda 107 AİHL idi. 2002-2007 arasında 37 okul daha açılmış, 2011’de katsayı engelinin kaldırılması ve 2012 yılında İmam Hatipler’in ortaokul kısımlarının yeniden açılmasıyla bu okullara yönelik ilgi hızla artmıştır. Bugün îtibâriyle ülkemizde yaklaşık 4000 İmam Hatip Okulu (Ortaokul ve Lise) ve bu okullarda okuyan yaklaşık 1,5 milyon öğrenci bulunmaktadır. 2017 yılından îtibâren Anadolu İmam Hatip Liseleri ihtisas okulları hâline gelmeye başlamış ve “Proje Okulu” statüsüne dönüştürülen yaklaşık 500 okulda Fen ve Sosyal Bilimler, Yabancı Dil, Hâfızlık, Mûsiki, Spor, Geleneksel Sanatlar ağırlıklı eğitim verilmeye başlanmıştır. Bunların hâricinde pek çok ülkeden misâfir öğrencilerin eğitim alabildiği Uluslararası İmam Hatip Liseleri ile Fransızca, İspanyolca, Çince, Farsça dil eğitimlerinin verildiği okullar da hayâta geçirilmiştir. Bu okullar sanılanın aksine sâdece imam veya hatip yetiştirmek için eğitim veren kurumlar değil, üniversitelerin tüm bölümlerine nitelikli öğrenciler yetiştiren orta öğretim kurumlarıdır. (Bu anlamda İmam Hatip Liseleri’nin isminden kaynaklanan bu ön yargıyı yıkmak için okulun kuruluş dönemindeki ismi yerine yeni bir isimle yola devâm edilmesi faydalı olacaktır. Maarif Okulları tanımlaması bu anlamda önerilen isimlerden birisidir.) İmam Hatip Lisesi mezunları mühendislik, hukuk, öğretmenlik, tıp, siyâsal, mâliye gibi pek çok bölüme yerleşmektedir. İmam Hatip Lisesi mezunları 2012 yılından bu yana kat sayı engeli olmadan üniversitelerin tüm bölümlerine girebilmekte, LGS ve YKS sınavlarında pek çok Türkiye derecesi çıkararak başarılarını ispatlamaktadır.

Ne Yapmalıyız?

Geçen bir asır boyunca din eğitimi ve öğretimi alabilmek için milletimiz çok büyük bedeller ödedi. Başta Adnan Menderes, Tevfik İleri, Mahmud Celaleddin Ökten, Turgut Özal, Necmeddin Erbakan ve Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere pek çok isim zulme uğradı. Adnan Menderes ve Tevfik İleri’nin idam gerekçesinde İmam Hatip Okulları’nı açmış olması ibâresi yer aldı. 28 Şubat Darbesinin gerekçelerinden en önemlisi İmam Hatip Okulları’ydı. Yine iktidardaki Ak Parti’nin “Laikliğe aykırı fiillerin odağı hâline geldiği” gerekçesiyle kapatılması için 2008 yılında açılan dâvâda temel gerekçelerden biri İmam Hatip Okulları’nın sayısının artmasıydı. Kısacası bugünkü haklarımıza ulaşmak için çok zahmetli yollar katedildi. Bunun değerini bilmek ve şükrünü edâ etmek öncelikle bu okulları yaşatmakla, çocuklarımızı bu güzîde okullarda okutmakla mümkündür. Bugün îtibâriyle ülkemizde iktidârıyla muhâlefetiyle tüm kesimlerin başta başörtüsü olmak üzere din öğretimi, İmam Hatipler ve değerler eğitimi konularında asgarî müştereklerde buluştuklarını, geçmişin gereksiz tartışmalarının milletin irâdesi yönünde tescil ve tasdîk edildiğini görmek ülkemizin geleceği adına hepimizi memnûn etmektedir. Şu unutulmamalıdır ki İmam Hatip Okulları devlete bağlı okullardan sâdece biridir. Milletimizin aziz vatandaşları, istek ve arzuları doğrultusunda çocuklarını istedikleri okullara gönderebilmektedir. Demokratik yönetim anlayışı da her kesimin isteklerine hitap eden alternatifleri üreterek vatandaşlarının hizmetine sunmak üzerine kurulmuştur. Uzun yıllar çocuklarının ahlâkî ve dînî eğitim almasını isteyen milletimizin bu arzuları nihâî olarak çözüme kavuşmuş, anayasadaki temel haklardan biri olan eğitim hakkı bu sâyede milletin isteklerine göre yerini bulmuştur. Son söz, tercihlerini yapacak velîlere kalmıştır.

Kaynakça:

-Göksel T, Cirit M, Bayındır Ü. İzmir ili lise öğrencilerinin sigara alışkanlığını etkileyen faktörler. Toraks Dergisi 2 (3) 49-53

-Öcal, Mustafa(Yrd. Doç), Dünden Bugüne İmam Hatip Liseleri, 2013, Bursa

-Ögel K, Çorapçıoğlu A, Sır A, Tamara, M, Tot Ş, Doğan O, Uğuz Ş, Yenilmez Ç, Bilici M, Lîman O. “Dokuz İlde İlk ve Ortaöğretim Öğrencilerinde Tütün, Alkol ve Madde Kullanım Yaygınlığı” Türk Psikiyatri Dergisi; 15(2):112-118

-Özcebe, Hilal (Prof. Dr), Gençler ve Sigara, T.C. Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü Beslenme ve Fiziksel Aktiviteler Daire Başkanlığı, 2008, Ankara

-T.C. Dışişleri Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı ve UNODC. Türkiye’de sağlık Hizmetleri, Eğitim ve Toplumsal Girişimle Madde Kullanımının Önlenmesi Madde Kullanımı Üzerine Ulusal Değerlendirme Çalışması (Altı Büyük Şehirden Elde Edilen Sonuçlar)

Ağustos 2020, sayfa no: 48-49-50-51-52-53

Ayrıca kontrol et

Deniz / Alemdar

Cenâb-ı Hakk, ilim ve kudretinin sınırsız oluşunu, deniz misâliyle haber verir: “Ey Peygamber! Yaratanın sonsuz …