Anasayfa / Bu Ay / “Gel Gidelim Dosta Gönül”

“Gel Gidelim Dosta Gönül”

“Gel Gidelim Dosta Gönül”
Mustafa Özçelik

“Biz bu cihândan göçelüm
 Ol dost iline uçalum
Arzû hevâdan geçelim
Gel dosta gidelim gönül”
Yûnus Emre

Göç, insanoğlunun kaderidir. Bu yüzden insanlık târihi bir bakıma göçlerin târihi olmuştur. Yine göç, “bir yerden başka bir yere taşınma” şeklindeki basit anlamının ötesinde dînî, sosyal, ekonomik, siyâsî vb. sebepleri ve sonuçları etrâfında düşüldüğünde çok sayıda anlam katmanlarına sâhip bir kavramdır. Diğer yandan göç, hem ferdî hem toplumsal bir olaydır. Buna göre bir şehirden başka bir şehre, bir ülkeden başka bir ülkeye, bir coğrafyadan başka bir coğrafyaya taşınmak göç olabileceği gibi bir ferdin kişisel göç hikâyesi de sebep ve sonuçlarıyla önemlidir. Göçü ayrıca “hicret, sürgün, seyahat” mânâlarında da düşünmek, “vatan, gurbet, yerlilik, yabancılık ve ölüm” hattâ tasavvufî literatürdeki “Hakk’a vâsıl olmak” gibi anlamlarıyla birlikte ele almak gerekir.

Bilindiği gibi Yûnus Emre de hem zâhirî hem de bâtınî hayâtıyla bir göç yâhud seyahat meselesinin öznesi olmuş bir şahsiyettir. Târihî bilgiler çerçevesinde konuya baktığımızda Orta Asya’dan yapılan göçler sebebiyle Anadolu’da göçmüş bir âilenin çocuğudur. İster Sarıköy’de isterse ona kabir/makam isnâd edilen yerlerde doğmuş kabûl edelim, onu hem bir göçmen âilesinin çocuğu hem de kişisel hayâtında ömrü göçlerle/seyahatlerle geçmiş biri olarak görmek gerekir. Ama daha da önemlisi tasavvuf yolunda yaşadığı hikâyenin de bir göç hikâyesi olmasıdır.

Zâhirî Hayâtındaki Göçleri

Göçü yolculuk kavramıyla birlikte düşündüğümüzde Yûnus Emre’nin bu anlamdaki ilk göçü Bektâşî menkîbelerine göre Sarıköy’den Hacıbektaş diyârına olmuştur. Bu göç, gerçi Sarıköy’e geri döneceği için bir seyahat olarak görülse ve kısa süreli olsa da, onu göç meselesiyle tanıştıran ilk yolculuğu olarak önemlidir. Zîrâ bütün hikâye bu göçle/yolculukla başlamıştır.

Yûnus Emre’yi bir göç insanı hâline getiren asıl hâdise ise Tapduk Emre yurduna gitmesi olayıdır. Bu evinden, âilesinden, doğduğu yerden uzun süreli ayrılma mânâsına geldiği için bir yolculuk olmanın ötesinde önemli bir göç olayı olmuştur. Dahası onun metafizik göçleri/yolculukları da bu göçün netîcesinde ortaya çıkmıştır.

Bir diğer önemli göç yolculuğu “Mevlânâ Hudâvendigâr bize nazar kıldı/Anun görklü nazarı gönlümüz aynasıdur/Mevlânâ sohbetinde saz-ıla işâret oldı/Ârif mâniye taldı kim biledür ferişte” şeklinde anlattığı Mevlânâ şehri Konya’ya tahsil için yaptığı göç yolculuğudur. Burada ne kadar kaldı bunu bilemiyoruz ama söz konusu medrese eğitimi olduğu için epey bir zaman kaldığı rahatlıkla söylenebilir.

Üçüncü aşamadaki göçleri ise irşad eğitiminin tamamlanmasından sonra kendi ifâdesiyle “Halka Tapduk mânisin” saçmak için yaptığı tebliğ ve irşad amaçlı seyahatlerdir. Dîvânında bu anlamda konar-göçer olduğu “Kayseri Tebriz ü Sivas Nahcüvan u Maraş Şiraz/Gönül sana Bağdâd yakın ‘âlemlere dîvândasın” yâhud “Gezdim Urum ile Şam’ı/Yukarı illeri kamu” gibi söyleyişlerde adını andığı pek çok şehir ismi vardır. O buralara irşad göreviyle gittiği için belli bir süre kalmıştır. Dolayısıyla bu yolculuklar da bir mânâda göç sayılır.

Metafizik Mânâdaki Göçleri

Tasavvuf, bir arınma yolculuğu olarak sürekli göç gerektirir. Aksi halde makamdan makâma, halden hâle, kapıdan kapıya, bir sıfattan diğerine, ikilikten birliğe, ilimden irfâna geçmek/göçmek mümkün olmaz. Bu yüzden bu tür göçleri de mânevî yolculukları olarak görmek gerekir. Maddî olan göç bedenî olarak gerçekleştirilirken mânevî olan bu göç kalple gerçekleşir. Tabiî bunlar, ancak bu göçü gerçekleştirenler tarafından mâhiyeti ve mânâsı anlaşılabilecek göçlerdir. Nasıl ve ne şekilde olduğunu ancak göçenler/geçenler bilebilirler. Biz bu bâtınî göçe ancak zâhirî olarak bakabilir ve şiirlerinden hareketle meselâ “Şerîat tarîkat yoldur varana/ Hakîkat, mârifet andan içeru” söyleyişinin böyle bir göçün anlatımı olduğunu söyleyebiliriz.

Bu mânâdaki göçmek/geçmek meselesine bir de ölmeden önce ölmek, ölüme geçmek/göçmek konusunu eklemek gerekir. Bu da insanın kendini keşf için yaptığı içine doğru bir göçtür. Kemâle doğru yolculuktur. Böylece ölmeden önce ölmek yâni olmak dediğimiz hal gerçekleşir. Bu tabiî ki psikolojik bir ölümdür. Başka bir deyişle “ölümlü bir bedende ölümsüz bir can” inşâ etmektir. Ölen hırslar, öfkeler, kinler, dünyâ sevgisidir. Dirilen ise gönül ve ruhtur.

İşte bunu gerçekleştiren nasipliler bu vuslatın asıl âlemde gerçekleşmesi için bedenî ölüme de farklı bir anlam yüklerler. Mevlânâ’nın ifâdesiyle bu tür ölüm “Şeb-i arus”, “düğün gecesi” olur. Zîrâ dünyâ gurbet, âhiret ise asıl vatandır. Asıl göç, yâni fânî olandan ebedî olana göçmek/geçmek bu şekilde gerçekleşecektir. Bu şekilde ölmek, yok olmak değil aksine geldiğimiz âlemde var olmaktır. Uykudan uyanmak ve dirilmektir. Bu sebepledir ki Yûnus dilinde “ölmek” kelimesine sık rastlanmaz. O daha çok anlattığımız anlam çerçevesinde “gitmek, geçmek, göçmek” fiillerini kullanır.

Göçten Maksat Dost’a Gitmektir

Yazının başına aldığımız mısrâın geçtiği şiir, işte böylesi bir hâli yâni gitmeyi/geçmeyi/göçmeyi anlatır. Maksat dosta yâni Hakk’a vuslattır. “Biz bu cihândan göçelüm/ Ol dost iline uçalum/ Arzû hevâdan geçelim/ Gel dosta gidelim gönül” dörtlüğü bu söylemeye çalıştığımız hâli özetler. Aslında şiirin tamâmı bu mânâda bir yol haritasıdır. Her dörtlük bu geçme/göçme yâni “dosta gitme” hâlinin nasıl yapılacağını belirtir. Bu, elbette Yûnus’un kendi tecrübesiyle ilgilidir. Gönlüne seslenerek kendi hâlini anlattığı gibi muhiplerine de bunun nasıl sağlanabileceğini anlatmış olur. Şimdi şiire bakalım:

İlk dörtlük gönle bir çağrıdır. Zîrâ “Dost”a gitmek ancak onunla olabilir. Gönül burada hem yoldaştır hem de kişiyi “Dost”a götürecek bir rehberdir. Onun için “Yoldaş olalım ikimiz” der Yûnus. Bunun için ise az önce belirttiğimiz gibi ölmeden önce ölmek, bu vuslatı burada gerçekleştirmek gerekir. Bu yolda engel ise düşman dediği nefstir. Bunun için yolda kalmamak, Allah rızâsı için iyi işler yapmak gerekir. Bu da bir şeyh eğitimiyle sağlanabilir ancak.

Yine bu yoculukta “ terk” kavramı önem kazanır. Bu terk-i dünyâ mânâsına gelir. Birlik hâlini korumak demektir. Terkin asıl mânâsı ise “dost iline uçmak”/göçmektir. Arzu hevâdan geçmek de bunun ön şartıdır. Bunu yaparken istikâmet Hakk olacağı için ne geçmişi ne geleceği düşünmek, İbn’ül vakt (vaktin çocuğu) olmak gerekir.

Yûnus, bu şiirinde dünyânın fânîliğine de sık sık vurgu yapar. Çünkü bu dünyâ pâyidâr (kalıcı) değidir. Bunu anlamanın yolu ise can gözünü açmaktır. Kişiyi bu yolda bekleyen tehlike ise “ölmeden önce ölme”yi bedeni ölüm vakti gelmeden gerçekleştirememesidir. Eğer ecel yakamızı tutmuşsa bir geç kalmışlık ve fırsatı kaybetmek söz konusu olacaktır.

Hakk’ın Haberi Sormak

Yazıp söyleyenin niyeti nedir bilemeyiz ama bir şarkı bana hep bu şekilde bir anlam dünyâsı açmıştır. Şarkı şöyle başlar: “Hâtıralar sarmış dört bir yanımı/Baktığım her yerde izin duruyor/Ben seni düşünmek istemesem de/Bana her şey seni hatırlatıyor.” Söz beşerî bir sevgili için söylenmiş bile olsa metafizik bir anlamaya da müsâit görünüyor. Buna göre Hakk’tan gayrı yâni onun tecellîlerinden, eserlerinden başka hiçbir şey yoktur bu âlemde. Her şey O’dan bir işâret, âyettir. Bu yüzden Kur’ân âyetleri dışında Allâh’ın yarattığı her şeyi ifâde eder. Örneğin güneş, ay, yıldızlar, insanlar, hayvanlar, bitkiler, sular, çiçekler, nehirler, denizler, meyveler, otlar, dağlar, ovalar v.s. bunlar hepsi de Allâh’ın (cc) birer Kevnî âyetleridir.

İşte bu âyetlerdeki sırra erişmek, onlardan Yûnus’un ifâdesiyle “Hakk’ın haberini” sormak, soruya cevap bulmak, îmâ ve işâretle, mecazla söylenen haberi duymak ölmeden önce ölmenin, ardından bedenî ölümle de dost iline uçmanın bir yoludur. Böyle olduğu için Yûnus bu şiirinde de bize bir varlık anlayışı sunar. Hayat, ölüm, dünyâ, âhiret vb. konularda hem bir bilgi hem de metafizik bir bilinç kazandırmaya çalışır. Son sözü yine Yûnus söylesin:

“Dünyâya gelen göçer bir bir şerbetin içer
Bu bir köprüdür geçer câhiller onu bilmez”

Bu hakîkati bilenlerden olmak niyâzıyla…

BİR NAZARDA KALMAYALIM

Bir nazarda kalmayalım gel dosta gidelim gönül
Hasret ile ölmeyelim gel dosta gidelim gönül

Gel gidelim can durmadan sûret terkini vurmadan
Araya düşman girmeden gel dosta gidelim gönül

Gel gidelim kalma ırak dost için kılalım yarağ
Şeyhin katındadır durak gel dosta gidelim gönül

Terk edelim il ü şârı dost için kılalım zârı
Ele getirelim yâri gel dosta gidelim gönül

Bu dünyâya kanmayalım fânîdir aldanmayalım
Bir iken ayrılmayalım gel dosta gidelim gönül

Biz bu cihândan göçelim ol dost iline uçalım
Arzû hevâdan geçelim gel dosta gidelim gönül

Kılavuz ol sen bana günilelim dosttan yana
Bakmayalım önden sona gel dosta gidelim gönül

Bu dünyâ olmaz pâyidâr aç gözünü cânın uyar
Olgıl bana yoldaş u yâr gel dosta gidelim gönül

Ölüm haberi gelmeden ecel yakamız almadan
Azrâîl hamle kılmadan gel dosta gidelim gönül

Gerçek erene varalım Hakk’ın haberin soralım
Yûnus Emre’yi bulalım gel dosta gidelim gönül

Yûnus Emre

Kasım 2019, sayfa no: 38-39-40-41

Ayrıca kontrol et

Gerçek Hayat

Gerçek Hayat Alemdar Sonbahar, yaprakların sararıp döküldüğü, bağ ve bahçenin bozulduğu, ticârî olarak işlerin yoğun …