Anasayfa / Kategoriler / Aktuel / Emanete Sahip Çıkmak

Emanete Sahip Çıkmak

Emanete Sahip Çıkmak

Rasim Özdenören

Emanet kelimesi kavram olarak geniş bir kapsamı içeriyor. Gündelik dilde emanet, birine saklanmak üzere geçici olarak bırakılan eşya veya nesnel bir değerdir. Bir hukuk kavramı olarak emanet, alıkonulan eşyanın, malın, paranın yargı kararı kesinleşinceye kadar adliyede veya güvenilir kişide (yed’i emin) saklanması anlamına geliyor.

Borçlar hukukunda emanet (vedia) şöyle ifade ediliyor: “Madde 463 – İda, bir akittir ki onunla müstevdi, mudi tarafından verilen şeyi kabul ve onu emin bir mahalde hıfzetmeği deruhte eder.” (1926 tarih ve 359 sayılı Kanun).

Bu madde, yürürlükteki Borçlar Kanununda şöyle ifadesini bulmuş: “Madde 561- Saklama sözleşmesi, saklayanın, saklatanın kendisine bıraktığı bir taşınırı güvenli bir yerde koruma altına almayı üstlendiği sözleşmedir.” (2011 tarih ve 6098 sayılı Kanun).

Demek ki emanet, hukuk dilinde bir akit (sözleşme) anlamına geliyor. Bu sözleşme ile bir kimse bir eşyasını, malını, herhangi bir nesnesini bir başkasına saklamak üzere bırakıyor. Burada taraflardan biri saklatan (mudi), öteki taraf ise saklayan (müstevdi: kendine mal tevdi edilen, bırakılan) kimse…

Emanet, bir sözleşme olduğuna göre her iki tarafın da birbirine karşı borçları ve yükümlülükleri var demektir.

Saklatanın (mudi) yükümlülüğü nedir?

Saklatan, sözleşmenin ifasının zorunlu kıldığı bütün masrafları ödemekle yükümlüdür. Saklatan, kendi kusurundan ileri gelmediğini ispat etmedikçe, saklayanın saklamadan doğan zararlarını gidermekle yükümlüdür. Bu cümleler yasa hükmüdür. Demek ki, saklatan kimse, emanet bıraktığı malın saklanmasından doğan masrafları ödemekle yükümlü bulunuyor. Saklayan ise kendi kusurundan doğan zararları gidermek zorundadır.

Buna karşılık saklayanın (emanet sahibi) yükümlülüğü nedir?

Bizim konumuz açısından önemli olan husus işte tam da burada ortaya çıkıyor. Emanet sahibi, yani saklayan:

  1. Saklatanın izni olmadıkça saklananı kullanamaz.
  2. Bu yasağa aykırı davranırsa, saklatana uygun bir kullanım bedeli ödemekle yükümlüdür, kullanmamış olsaydı bile bu zararın doğacağını ispat etmedikçe, beklenmedik hâlden doğacak zararlardan da sorumlu olur.

Demek ki emanet sahibinin, ilk görevi 1. Emaneti kullanmamak, yani onu olduğu gibi muhafaza etmektir. 2. Eğer izinsiz olarak emaneti kullanmış ise uygun bir tazminat ödemek zorundadır. Ancak kullanmamış olsaydı bile bu zararın vukua geleceğini kanıtlarsa herhangi bir sorumluluğu yoktur.

İmdi bu kadar uzun bir giriş yapmamızın nedeni var.

Emanet salt dünyevi ilişkilerimizde ortaya çıkan bir borç akdi değildir. Dahası, emanet salt bir kimsenin bir başkasına tevdi ettiği maddi değerden ibaret bir nesne de değildir.

Burada, emanet kavramının bir başka boyutuna değinme zorunluluğu ortaya çıkıyor. Kuranı Kerim’de insanın yüklendiği bir emanetten bahis açılıyor:

“72. Biz emanetleri göklere, yere ve dağlara arz ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler. Bundan endişe ettiler. O emaneti insan yüklendi. Çünkü o, nefsinde zulümkâr ve çok cahildir. 73. Allah bunu, erkek ve kadın münafıklarla erkek ve kadın müşrikleri azaplandırmak; erkek müminlerle kadın mü’minleri de af mağfiret eylemek için yaptı. Allah gafurdur, Rahim’dir.” (33/Ahzab,72-73; Kur’ân-ı Kerim Meâli –Türkçe Anlam- Doç. Dr. Ziya Kazıcı/Doç. Dr. Necip Taylan, s. 221, Çağrı Yayınları, İst. 1993).

Bu ayeti kerimeden hareketle emanetin farklı anlamları, emanet sahibinin kim olduğu, emanete riayetin mahiyeti üzerinden insan ve emanet ilişkisi üzerinde durmak gerekiyor. Bu konuda çeşitli yorumlar geliştirilmiştir.

  1. Buradaki emanetten kastedilen kavramın hilafet olduğu kanısında olanlar var. İnsan emin olmak itibariyle Allah(cc)’ın emanetini yüklenmiş tek yaratıktır. İnsanlar emin olmaları sıfatıyla kendi aralarında birbirlerine emanet bırakabilir, bunların korunmasına çalışırlar.

İnsanın diğer yaratıklar üzerinde musahhar kılınmasının (hükmetme ve tasarrufta bulunma) hikmeti onun hilafet sıfatına dayanmaktadır.

İnsana tevdi edilen emanet nedir? Vahiy yoluyla insana indirilen hükümler… İnsan, bu hükümler çerçevesinde hükmedecek ve o hükümler çerçevesinde hareket edecektir. Nitekim Davut Peygambere verilen görevde bu husus apaçık anlaşılıyor:

“26. Ey Davud, biz seni yeryüzünde bir halife yaptık. O halde insanlar arasında hak (ve adalet)le hükmet. (Hükmünde) heva (ve heves)e (hissiyatına) tabi olma ki bu, seni Allah yolundan saptırır. Çünkü Allâh’ın yolundan sapanlar, hesap gününü unuttukları için onlara pek çetin bir azab vardır.” (38/ Sad, 26; Hasan Basri Çantay, Kur’ân-ı Hakîm ve Meâl-i Kerîm, cilt II, 3. Bas. s. 813, İst. 1959 ).

Allâh’ın hükümlerini yerine getirmekten kaçınan insansa cahil ve zalimdir; emanete hıyanet üzeredir…

  1. Emanetin bir başka veçhesi daha var. Arzın ve dağların yüklenmekten kaçındığı emanet… O da akıl melekesi…

İnsan öteki bütün yaratıklardan akıl melekesi sayesinde farklılaşır. Aklın fonksiyonu iradedir. İrade ise seçme yeteneği ile temayüz eder.

Akıl seçme yeteneği ile donatılmıştır. Ona vahyedilen hükümler, onun bu seçme yeteneğine hitap eder. İnsanın edimlerinden sorumlu ve hesaba çekilebilir olmasının nedeni, onun yüklendiği akıl emaneti nedeniyledir. Hayvan ve melek sorumluluktan ve hesaptan muaftır. Onlar ne yaparsa zorunlu olarak yapar, insan ise ne yaparsa kendi seçimi ile yapar ve işte tam da bu nedenle sorumlu tutulur ve hesaba çekilir.

Öte yandan insan, üstlendiği emanet (akıl) neticesinde kendi gövdesi başta olmak üzere bütün bir yeryüzünün ve evrenin de kendisine tevdi edilmiş bir emanet olduğu bilinciyle donatılmıştır. Bu itibarla kendisine tevdi edilmiş olan bu emanetleri de korumakla yükümlüdür. Vücut emanetini sağlıklı olarak, çevresini de onun doğasını bozmadan korumakla görevli ve yükümlüdür.

Şayet bu emanetlerin hakkını vermezse bundan doğan sorumluluğun bütün sonuçlarına katlanmak zorunda kalacaktır. Onun hesabını bu dünyada da ahirette de bedelini ödemek suretiyle çekecektir.

Ayrıca kontrol et

Şifa Tarifesi

Şifa Tarifesi* Kalemdar (ks)   İhvân-ı Kirâm’a İkaz ve Tavsiyeler Besmele geçsin başına Gelsin mü’minler …