Anasayfa / Kategoriler / Düşünce / Aklımızı Şok Dalgalarından Koruyalım

Aklımızı Şok Dalgalarından Koruyalım

Aklımızı Şok Dalgalarından Koruyalım
Servet Yalçın

Sözlükte mastar olarak “menetmek, engellemek, alıkoymak, bağlamak” gibi anlamlara gelen akıl kelimesi, felsefe ve mantık terimi olarak “varlığın hakîkatini idrâk eden, maddî olmayan fakat maddeye tesir eden basit bir cevher. Maddeden şekilleri soyutlayarak kavram hâline getiren ve kavramlar arasında ilişki kurarak önermelerde bulunan, kıyas yapabilen güç” demektir. Bu anlamıyla akıl sâdece meleke değil; özdeşlik, çelişmezlik ve üçüncü şıkkın imkânsızlığı gibi akıl ilkelerinin bütün fonksiyonlarını belirleyen bir terimdir. İnsanın her çeşit faaliyetinde doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden ve güzeli çirkinden ayıran bir güç olarak akıl, ahlâkî, siyâsî ve estetik değerleri belirlemede en önemli fonksiyonu hâizdir.1

Diğer yönüyle akıl, bâzılarına göre bilmektir, bâzılarına göre gerekli olan şeyleri gerekli, câiz olanları câiz, imkânsız olanları imkânsız olarak bilen zarûrî bilgilerdir. Bâzılarına göre bilgi elde edebilme niteliğidir, temyiz gücüdür, temyiz âletidir.2

Elmalılı ise aklı şöyle târif ediyor: Mâdeni kalp ve ruhtur, şuâı dimağda bulunan bir nûr-i mânevîdir ki, insan bununla mahsus olmayan şeyleri idrâk eder.3

Akıl, Allâh’ın emirleri karşısında kişinin mükellef olabilmesinin ilk şartıdır. Bu yönüyle akıl, insanları diğer varlıklardan ayıran en önemli unsurdur.4 Çünkü insanlar akılları vâsıtasıyla Allâh’ı bilirler. Kulluklarını edâ ederler. Verilen nîmetlere şükrederler. Ve mükellef olurlar. Zîrâ deliler mükellef değillerdir.

Ve yine insanlar akılları sâyesinde diğer mahlûkâttan ayrılırlar. Yoksa yeme, içme, barınma ve üremede farklı da olsa aralarında bir ortaklık vardır. Hattâ insan aklını kullanıp Allah yoluna girmezse âyetin ifâdesiyle diğer mahlûkâttan aşağı bir seviyeye düşmektedir.5

Bunun için akıl büyük bir nîmettir. İnsanın değeri İslâm ile olsa bile, İslâm da ancak akılla vardır. Çünkü aklı olmayandan kalem kaldırılmıştır.6 Bu meyanda Kur’ân-ı Kerîm insanları yer yer “düşünmezler mi?” ve “akletmezler mi?” diyerek düşünmeye dâvet eder.7

Özetle, aklın; hayâtın ve dînin devâmı için beş zarûrî temelden biri olduğuna şüphe yoktur. Kendisine verilen değer de elbette bu konuyla uyumlu olacaktır. Temeldir, öyleyse korunması da zarûrîdir. Bu yüzden İslâm’da bâzı emir ve yasakların, aklı korumaya yönelik olduğu söylenebilir.8

Hattâ aklın korunmasının başında da donukluk gelir. Zîrâ Kur’ân donuk, şoklanmış bir akıl istemiyor. Tam tersine işlevsel, çalışan bir akıl isteniyor bizden. Kelimenin tam anlamıyla akleden bir akıl isteniyor. Çünkü peygamberlerin dâvetine, hak ve hakîkate sırt çevirenlere sorulan sorulardan bir tânesi de “akletmez misiniz?” sorusudur. Bu ifâde şoklanmış, şartlanmış ya da donmuş akılların kendine gelmesi içindir. Bu metod Rabbânî bir metoddur. Zîrâ Peygamber Efendimiz ve diğer bütün peygamberler aynı metodu kullanmışlardır. Rabbimizin kitapları ve peygamberleri aracılığıyla, insanların akıllarını donduran şu şok çeşitlerini ortadan kaldırmak istediğini söyleyebiliriz:

a) İnat Şoku: Peygamberlere verilen mûcizeler insanların aklının üstündeki şok perdesini kaldırmak içindir. Olağanüstü bir olayla insanın kendine gelmesini sağlamak için. Zîrâ akıl olağanüstü olayları kabûl etmez. Îmân ettiğimiz konuların çoğu böyledir. Akıl bunları ancak vahye teslîm olarak kabûllenir. Ya şok perdesini yırtar ya da şoku iyice artar. Bununla kendine gelenler olduğu gibi tam tersine aklındaki donukluğu artanlar da olmuştur. Hz. Ebu Bekr’in teslîmiyeti ve Ebu Cehl’in inkârı gibi. Ebu Cehl’in elindeki taşlar Kelime-i Tevhîdi söylemişler de aklı, kalbi, vicdânı donuk olan Ebu Cehl’in; derin dondurucudaki maddeler gibi câmidliği artmıştır. Bundan dolayı küfrü inâdîleşmiş ve îmân edememiştir. Acaba taşlar mı katı yoksa Ebu Cehl’in aklı mı?

b) Ataların Dîni (Mahalle Baskısı) Şoku: Bu konuda İbrâhîm (as)’ın zâlim idâreci Nemrut ve kavminin akılları üstündeki perdeyi yırtmak için yaptığı mücâdele çok müstesnâdır. Onların akıllarını ve vicdanlarını şoktan kurtarmak için âdetâ senaryo hazırlamış ve bunu başarıyla uygulamıştır. Bâzılarının vicdanlarını yumuşatır gibi olmakla berâber genel “toplumsal şok dalgası”, (mahalle baskısı) karşısında akıllarındaki buzlanma devâm etmiştir. “Bunu ilâhlarımıza sen mi yaptın ey İbrâhîm?” dediler. “Belki de bu işi şu büyükleri yapmıştır. Haydi onlara sorun; eğer konuşuyorlarsa!” dedi. Bunun üzerine kendi vicdanlarına dönüp (kendi kendilerine) «Zâlimler sizlersiniz, sizler!» dediler. Sonra tekrar eski inanç ve tartışmalarına döndüler: “Sen bunların konuşmadığını pek âlâ biliyorsun” dediler. İbrâhîm: “Öyleyse, dedi, Allâh’ı bırakıp da, size hiçbir fayda ve zarar vermeyen bir şeye hâlâ tapacak mısınız? Size de, Allâh’ı bırakıp tapmakta olduğunuz şeylere de yuh olsun! Siz akıllanmaz mısınız?”9

c) Şımarıklık (Kişiliği Kaybetme) Şoku: Allâh’ın (cc) verdiği nîmetleri kendi kâbiliyetleriyle kazandıklarına inanan ve bu inancı uğruna her türlü müptezelliği yapan tiptir bu. Bunlar öyle bir kaybederler ki kendilerini, işi ilâhlık iddiasına ve Allâh’a (cc) meydan okumaya kadar götürürler. İşte İbrâhîm (as)’ın İlâhlığa soyunan şımarık kendini bilmez Nemrut’u şoklaması: “Allah kendisine mülk (hükümdarlık ve zenginlik) verdiği için şımararak Rabbi hakkında İbrâhîm ile tartışmaya gireni (Nemrut’u) görmedin mi! İşte o zaman İbrâhîm: Rabbim hayat veren ve öldürendir, demişti. O da: Hayat veren ve öldüren benim, demişti. İbrâhîm: Allah güneşi doğudan getirmektedir; haydi sen de onu batıdan getir, dedi. Bunun üzerine kâfir apışıp kaldı. Allah zâlim kimseleri hidâyete erdirmez.”10

d) Aklı İlâhlaştırma (Putlaştırma) Şoku: Bâzı İslâm âlimleri, “Biz emâneti göklere, yere ve dağlara teklîf ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zâlim, çok câhildir.”11 âyetindeki “emânetin” akıl olduğunu söylemişlerdir. İşte Peygamberler ve Kitaplar, insan bu emânete sâhip çıksın onun değerini bilsin diye gönderilmişlerdir. Çünkü insan târihî seyri içinde ya aklını şoka kaptırarak ya da putlaştırarak helâk olmuştur. Aklını putlaştırarak helâk olanların sayısı azımsanmayacak kadar çoktur. Bunların birçoğu, birçoğumuzun akıllı diye kabûl ettiği ve hâlâ sözlerinden ve fikirlerinden faydalanmaya çalıştığı kimselerdir. Filozoflar gibi. Bunlar “biz varken peygamberlere ne gerek vardı?” diyerek akıllarını yüksek ısılı dalgalara kaptırarak eritip zâyi edenlerdir. Kârun bu tiplerin ekonomistidir. “Ben herşeyi aklım ve bilgimle kazandım” demiştir. “Kârun ise: O (servet) bana ancak kendimdeki bilgi sâyesinde verildi, demişti. Bilmiyor muydu ki Allah, kendinden önceki nesillerden, ondan daha güçlü, ondan daha çok taraftârı olan kimseleri helâk etmişti. Günahkârlardan günahları sorulmaz (Allah onların hepsini bilir).”12

e) Ölümü, Âhireti ve Hesâbı Unutma Şoku: Bu tipler dünyânın geçici nîmetlerine öyle dalarlar ki bu nîmetlerin kendilerini ebedîleştireceğini ve ölümden kurtaracağını zannederler. “(O), malının kendisini ebedî kılacağını zanneder.”13 İşte bunlar ölüm ânında, girdikleri ölümsüzlük şokundan uyanırlar. Ama artık iş işten geçmiştir. Oradaki uyanmanın hiçbir faydası yoktur.

 “(Ona): “Andolsun ki sen bundan gaflette idin. Şimdi gaflet perdeni açtık; artık bugün gözün keskindir” (denir).14 İnsanların şok ânında gözleri faltaşı gibi açılır ya işte bu o haldir. Rabbimizin Peygamberimiz’e Mekke’de indirdiği âyetler onları bu konularda hem şoklayacak hem de şoktan uyandıracak özelliktedir. “Tekvir” sûresinin girişindeki Kıyâmet sahneleri ve diri diri toprağa gömülen kız çocuklarının hesâbının sorulacağının hatırlatılması bu konunun örneklerinden sâdece birkaçıdır.

f) Allâh’ı Unutma Şoku: Bu tipler Allâh’ı kendi yaşantılarına karıştırmazlar. Nefislerini ilâhlaştırırlar. Sorumsuz bir şekilde yaşarlar. Allâh’ı unuturlar, dara düştükleri zaman hatırlarlar. Ama iş işten geçmiştir. Bu hatırlamanın bir faydası yoktur. Bu tipin en önemli karakteri Firavun’dur. Vaktiyle Allâh’a meydan okumuş, hattâ veziri Hâmân’a “bana bir kule yap, ben Mûsâ’nın Rabbine ulaşmak istiyorum” demişti.15 Boğulacağını anlayınca îmân ettiğini îtirâf etmişti: “Biz, İsrâiloğullarını denizden geçirdik. Ama Firavun ve askerleri zulmetmek ve saldırmak üzere onları tâkip etti. Nihâyet (denizde) boğulma hâline gelince (Firavun:) «Gerçekten, İsrâiloğullarının inandığı Tanrı’dan başka tanrı olmadığına ben de îmân ettim. Ben de Müslümanlardanım!» dedi.”16

Bu Allâh’ı unutanlar diğer tarafta unutularak yâni kaale alınmayarak ikinci bir şoka daha uğratılacaklar: “(Allah) buyurur ki: İşte böyle. Çünkü sana âyetlerimiz geldi; ama sen onları unuttun. Bugün de aynı şekilde sen unutuluyorsun!”17

g) Şok Dalgaları: Aslında aklını çeşitli şoklara kaptıranların sayısı ve çeşidi sanılandan daha fazladır. Ama biz bu yazımızın çerçevesinde bu kadarla iktifâ edelim. Ve Rabbimizin bize bahşettiği akıl nîmetine sâhip çıkalım. Yoksa aklımızı rüzgâr gibi esen şok dalgalarına her an kaptırabiliriz. Sanal âlem, medya, arkadaş çevresi, dünyâ denen geçici hevesler ve nefis sürekli şok dalgaları yaymıyor mu? Rabbimiz Kur’ân’da bize Kevnî ve şer’î âyetlerini hatırlatarak, onlar üzerine yoğunlaşmamızı bize bunun için hatırlatıyor. Bu şok dalgalarından korunmamız için. “İnsanlara ufuklarda ve kendi nefislerinde âyetlerimizi göstereceğiz ki onun (Kur’ân’ın) gerçek olduğu, onlara iyice belli olsun. Rabbinin her şeye şâhit olması, yetmez mi?”18

Dipnotlar:
1 T.D.V. İslâm Ansiklopedisi akıl maddesi
2 Dr. Faruk Beşer, İslâm’da Sosyal Güvenlik, 81
3 Elmalılı, 1/566
4 Dr. Faruk Beşer age./81
5 A’raf, 179.
6 Age. Aynı yer
7 Kur’ân-ı Kerîm’de 70 yerde geçmektedir.
8 Age. Aynı yer
9 Enbiyâ, 62-67.
10 Bakara, 258.
11 Ahzab, 72.
12 Kasas, 78.
13Hümeze, 3.
14 Kâf, 22.
15 Kasas, 38.
16 Yûnus, 90.
17 Tâhâ, 126.
18 Fussilet, 53.

Mayıs 2019, sayfa na: 48-49-50

Ayrıca kontrol et

İletişim Dili

İletişim Dili Alemdar İlk insan, ilk peygamber Âdem (as)’dan Efendimiz’e (sav) kadar Rabbimizle iletişim vahy-i …