Akāid, inanılması zarûrî olan ilkelerle yâni îmân esaslarıyla ilgilenen ilimdir. Akāid ilmine, dînin aslî hükümlerinden bahsettiği için “usûlü'd-dîn”; akāidin en önemli konusu Allâh’ın varlığı, birliği ve sıfatları olması dolayısıyla “tevhîd ve sıfat ilmi”; düşünme ve akıl yürütmeyi metot olarak benimsediği için “ilm-i istidlâl ve nazar” gibi çeşitli isimler de verilmiştir. Ayrıca Ebû Hanîfe, akāidî konuları fer’î hükümlerden ayırmak için akāid ilmine “el-fıkhu'l-ekber” adını vermiş, aynı isimle bir de risâle yazmıştır. Akāid, tartışma metodunu kullanmayışı bakımından kelâmdan farklılık gösterse de, akāid ilmine verilen isimlerden bir diğeri ise “kelâm”dır.
Akāide dâir ilk eser Ebû Hanîfe’ye nisbet edilen el-Fıkhu’l-ekber’dir. Onun el-Fıkhu'l-ekber, el-Fıkhu'l-ebsat ve el-Vasıyye diye bilinen eserleri akāid meselelerinin çoğunu ihtivâ etmektedir. Ebû Hanîfe gibi İmam Şâfiî, Ahmed b. Hanbel, Taberî, Tahavî gibi âlimlerle Buhārî, Dârimî, Ebû Dâvûd gibi muhaddisler de Ehl-i Sünnet akāidini ortaya koyan eserler telif etmişlerdir.
Akāid konulu eserler mutasavvıflar tarafından da telif edilmiş, itikādî meselelere tasavvufî bakış açısıyla da yaklaşılmıştır. Bu gibi eserlerde ilim ve ma’rifet, kerâmet, keşif ve benzeri konuların yanı sıra bāzı sûfîlerin itikādî görüşlerine de yer verilmiştir. Bu eserlere Kelâbâzî’nin et-Ta’arruf li-mezhebi ehli't-tasavvuf’u, Kuşeyrî’nin er-Risâle’si, Gazzâlî’nin İhyâu ulûmi'd-dîn’i, İbnü'l-Arabî’nin Füsûsu'l-hikem’i, İmam Rabbânî’nin Mektûbât’ı örnek verilebilir.
Manzum Akāidnâmeler
Akāidnâmeler, İslâm inanç esaslarının, İslâm akāidinin anlatıldığı manzum dînî eserlerdir. Şiiri okumanın ve ezberlemenin daha kolay olması ve uzun süre hâfızada kalması, manzum yazma geleneğinin de var olması ilim ehlinden şâir olanları manzum akîde yazmaya yöneltmiştir. Tercüme edilen eserin aslının manzum olması da çevirisinin manzum olmasını gerektirmiştir. Ayrıca şâir olan ilim ehilleri nazire akāidnâmeler kaleme almışlardır. Fars Edebiyatı’nda manzum akāidnâmeler birkaç tâne ile sınırlı olsa da Arap Edebiyatı’nda manzum akāidnâme yazan müellif sayısı pek çoktur. Türk Edebiyatı’nda da telif veya çeviri olarak yazılmış akāidnâmeler mevcuttur.
Manzum akāidnâmelerin kaynakları İmam A’zam’ın Fıkh-ı Ekber’i ve el-Vasıyye’si, el-Ûşî’nin Kasîde-i Emâlî’si, Hızır Bey’in Kasîde-i Nûniyye’si, Birgivî’nin Vasiyetnâme-i Birgivî’si ve bunun gibi eserlerin tercüme ve şerhleridir.
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ın babası Numan Efendi ulemâdan bir zât olup, aynı zamanda usta bir hattat ve şâirdir. Arapça ve Farsça’ya ana dili gibi vâkıf olan Numan Efendi, güçlü ilmî altyapısı ile Arapça manzum bir akāidnâme kaleme almış ve akāidnâmenin manzum Türkçe çevirisini de kendisi yapmıştır.
İlk defa yayınlanacak olan ve Numan Efendi’nin oğlu Elmalılı’nın metrukâtı arasında yer alan söz konusu eser 14x19 cm ebatlarında, çizgisiz nohûdî renkli kağıda siyah mürekkep ve nesih hattı ile yazılmıştır. İlk sayfanın en üst orta kısmına ‘Tevhîdi Öğreten’ anlamında ‘Tevhîd Muallimi’ yazısı ve sonrasında ‘Besmele’ ile başlayan manzûme, 18 sayfadan oluşmaktadır. Önce Arapçası manzum olarak yazılan beyitlerin yine manzum olarak hemen devâmında Türkçe çevirisine yer verilmektedir. Ferağ kaydıyla birlikte ilk sayfasında iki beyit, son sayfasında bir beyit ve diğer 16 sayfada üçer beyit olmak üzere Arapça 51 beyitten oluşan manzûmede, Arapça beyitlerden sonra Türkçe manzum çevirilerine yer verilmiştir. Numan Efendi tarafından Arapçası aruz vezni recez bahri, müstefilne+müstefilne+müstefilne kalıbında yazılmış şiirin Türkçe tercümesi de yine Numan Efendi tarafından Aruz vezni remel bahri, fâilâtün+fâilâtün+fâilâtün+fâilün kalıbıyla yazılmıştır.
Numan Efendi, ellinci beytin ilk mısrâına ‘inne’l-İslâme gālibun yâ hû’ (Muhakkak ki İslâm gāliptir yâ hû) kelimeleriyle 1315 (1897) târihini düşürerek, Yunanlılarla yapılan harpte, Allâh’ın yardımı ile Gāzî Sultan Abdülhamîd Hān’ın zafer kazandığını ve bu zaferin mücâhitlere Allâh’ın bir ikrâmı olduğunu belirtmektedir.
Numan Efendi isminin de geçtiği son beyit olan 51. beyitte, Allâh’ın, mü’minleri îmân ve İslâm ile nimetlendirdiği gibi kendisini de Numan ismi ile isimlendirdiğini, gönlünü feyzi ile dolduran Rabbine özlem duyduğunu ifâde etmektedir. Numan Efendi akāidnâmeyi, itirâf ettiği acziyeti ile tertîp ettiğini ve gereğini de İstanbul’da olan oğlu Hâfız Hamdi’ye bıraktığını belirterek ‘duācı’ yazıp ‘es-Seyyid Nu’mân bin Abdülmennân’ mührü ile mühürleyip tamamlamıştır.
Numan Efendi’nin Telifi Akāidnâmesi:
توحید معلمی
Tevhîd Muallimi
بسم الله الرحمن الرحیم
BismillâhirRahmânirRahîm
اول ما یجب علی العبد معرفة الله تعالی
Evvelü mâ yecibü ala’l’abdi ma’rifetullâhi Teālâ
Kula ilk önce gereken Allâhu Teālâ’nın ma’rifetidir
1
لا موجود لذاته عز و جل بل انما ذاته عن ذاته بذاته ازلا و ابدا
و انما هو الواجب وجوده القائم بنفسه منفردا و متوحدا
Lâ mevcûdün li-zâtihî ‘azze ve celle innemâ zâtühû ‘an zâtihi bi-zâtihî ezelen ve ebeden
Ve innemâ hüve’l-vâcibü vücûdühû el-kāimu bi-nefsihi münferiden ve mütevahhıden
ذاتنی بر وار ایدن یوق وارلغنده شبهه یوق
مقتضاسیدر وجودی ذاتنك اول بر خدا
Zâtını bir var eden yok varlığında şüphe yok
Muktezâsıdır vücûdu Zâtının ol bir Hüdâ
2
الزمان و المکان مستهلکان فی شانه تعالی بلا مرآء
بل انما هو الاول بلا ابتدآء و الآخر بلا انتهآء
Ez-Zamânu ve’l-mekânu müstehlikâni fî şânihi Te’ālâ bilâ mirâin
Bel innemâ hüve’l-evvelü bilâ ibtidâe ve’l-âhıru bilâ intihâin
ابتداسز اوّل اولدر انتهاسز آخر اول
احتیاجی چونکه یوقدر لا مکان اول بر خدا
İptidâsız evvel oldur intihâsız âhir ol
İhtiyâcı çünkü yoktur lâ mekân ol bir Hüdâ
3
طائفة الممکنات لا تکون قطرة من بحر جوده متجلّیا
بل انما هو القدیم الغنی عن العالمین متقهّرا و متجبّرا
Tâifetü’l-mümkinâti lâ tekûnü katretün min bahri cûdihî mütecelliyen
Bel innemâ hüve’l-Kadîmü’l-Ganiyyü ‘ani’l-‘âlemîne mütekahhiran ve mütecebbiran
وارلغی دریاسنه بر قطره اولماز ممکنات
ممکناتك جمله سندن پر غنا اول بر خدا
Varlığı deryâsına bir katre olmaz mümkinât
Mümkinâtın cümlesinden pür gınâ ol bir Hüdâ
4
ولا یدرك جمیع العقول لکنه ذاته العالی متعیّنا
بل انما هو یعرفه لذاته عز و جل حق المعرفة متکبّرا
Ve lâ yüdrikü cemî’u’l-‘ukûli lâkinnehû zâtehû’l-‘âlî müte’ayyinen
Bel innemâ hüve ya’rifuhû li-zâtihî ‘azze ve celle hakka’l-ma’rifeti mütekebbiran
کنه ذاتی کبریاسن هیچ عقللر بیله مز
حقّ عرفان ایله بیلن ذاتنی اول بر خدا
Künh-i zâtı kibriyâsın hiç akıllar bilemez
Hakkı irfan ile bilen zâtını ol bir Hüdâ
5
ولذاته الکریم صفات قدیمة و بذاته قائمة و ثابتة
بل حقیقته انما هی بجمیع الکلمات متصفة
Ve li-Zâtihi’l-Kerîmi sıfâtün kadîmetün ve bi-zâtihi kāimetün ve sâbitetün
Bel hakîkatühû innemâ hiye bi-cemî’i-kemâlâti müttesıfatün
تا ازلدن تا ابد واردر صفاتی کامله
اول صفاتله متصفدر دآئما اول بر خدا
Tâ ezelden tâ ebed vardır sıfat-ı kâmile
Ol sıfatla muttasıftır dâimâ ol bir Hüdâ
6
ومما لا یجوز فی حقّه تعالی توقّع الکمالات بل هو ممتنع فی ربوبیّته
اذ لا شریك و لا شبیه ولا نظیرله فی الوهبیّة
Ve mimmâ lâ yecûzü fî hakkıhî Te’ālâ tevakka’a’l-kemâlâti bel hüve mümteni’un fî rubûbiyyetihi
İz lâ şerîke ve lâ şebîhe ve lâ nazîra lehû fî’l-vehbiyyeti
صکره دن اولمق محالدر هر کمالی ربّمك
یوق شریکی یوق نظیری ذو الکمال اول بر خدا
Sonradan olmak mühâldir her kemâli Rabbimin
Yok şerîki yok nazîri Zü’l-kemâli ol bir Hüdâ
7
و افعاله سالمة عن الغرض الّا انّ کلّ واحد منها لا یخلو عن الحکم انواعا
لانّه تعالی هو الفاعل المختار الّذی ابدع فی الموجودات ابداعا
Ve ef’âlühü sâlimetün ‘ani’l-garazi illâ enne küllü vâhidin minhâ lâ yahlû ‘ani’l-hikemi envâ’an
Li-ennehû Te’ālâ hüve’l-muhtâru’llezî ebde’a fî’l-mevcûdâti ibdâ’an
هر ایشنده حکمتی وار بر عبث ایش ایشلمز
صنعتنده وار نزاکت چون حکیم اول بر خدا
Her işinde hikmeti var bir abes iş işlemez
Sanatında var nezâket çûn Hakîm ol bir Hüdâ
8
و صفاته القدیمة الکاملة لا تنفكّ ابدا عن ذاته
اذ لا تتصوّر العینیّة و المغایرة بین ذاته و صفاته
Ve sıfâtühü’l-kadîmetü’l-kâmiletü lâ tenfekkü ebeden ‘an zâtihî
İz lâ tetesavveru’l-‘ayniyyetü ve’l-mugâyiretü beyne zâtihî ve sıfâtihî
انفكاك ایتمز صفاتی ذات ایله قائمه در
عینی اولماز غیری اولماز بی زوال اول بر خدا
İnfikâk etmez sıfatı Zât ile kāimedir
Aynı olmaz gayrı olmaz bî zevâl ol bir Hüdâ
9
و مما لا یجوز فی شانه العالی وجوب شیئ نفسه تعالی تحکیما
بل انما هو یقضی لحوایج العباد من غیر عوض تلطیفا و تكریما
Ve mimmâ lâ yecûzü fî şânihi’l-‘âlî vücûbü şey’in nefsehû Te’ālâ tahkîmen
Bel innemâ hüve yakdî li-havâici’l-‘ibâdi min gayri ivadın taltîfen ve tekrîmen
نفسنك اوستنه واجب اوله مز هیچ بر حکم
لطفله در هر عطاسی بی غرض اول بر خدا
Nefsinin üstüne vâcip olamaz hiçbir hüküm
Lütufladır her atâsı bî garaz ol bir Hüdâ
10
و هو الله احد لم یلد ولم یولد و لم یوجد له كفو امّا او ابا
بل انما لا ینسب الیه شیئ من الابن و البنت صهرا او نسبا
Ve hüve’llâhü ehadün lem yelid ve lem yûled ve lem yûced lehû küfüvün ümmen ev eben
Bel innemâ lâ yensübü ileyhi şey’ün mine’l-ibni ve’l-binti sıhran ev neseben
فرد واحد در خدامز طوغمدی طوغرمدی
دختری فرزندی یوقدر منفردا اول بر خدا
Ferd-i vâhiddir Hüdâmız doğmadı doğurmadı
Duhteri ferzendi yoktur münferid ol bir Hüdâ
11
و هو الرب الرحیم الکریم الذی هو المکرم للعباد جودا
و مع ذلك انما هو لا ینتظر ولا یتوقع منهم عوضا
Ve hüve’r-Rabbu’r-Rahîmü’l-Kerîmü’llezî hüve’l-Mükrimü li’l-‘ibâdi cûden
Ve ma’a zâlike innemâ hüve lâ yentezıru ve lâ yetevekka’u minhüm ‘ıvezan
قوللرینه چوق کرملر ایدر اول رب کریم
ویردیكندن هیچ عوضلر بكلمز اول بر خدا
Kullarına çok keremler eder ol Rabb-i Kerîm
Verdiğinden hiç ıvazlar beklemez ol bir Hüdâ
Kasım 2026, sayfa no: 74-75-76-77-78-79