Medd-i bismillah oldı eyle nigâh
Gül-bün-i gülşen-i Kelâmullah
Beytiyle açılır Gül ü Bülbül kapısı…
İstanbul’da doğdu. Asıl adı Mehmed’dir. İstanbullu bir saracın oğludur. Fazlî, mahlası olup esmer oluşundan dolayı Kara Fazlî diye anılmıştır. Bazı kaynaklarda isminin Ali olduğu bildirilmektedir.
Üsküplü Riyâzî’den Farsça öğrendi. Bu arada şiire ilgi duyarak zamanın şâirlerinin bir mektep kabûl ettikleri Zâtî’nin Beyazıt Câmii avlusundaki dükkânına devâm edip onun talebeleri arasında yer aldı.
Zâhirî ilimlerle uğraşırken hocası Üsküplü Riyâzî’nin de etkisiyle tasavvufa meylederek Halvetiyye tarîkatının Gülşeniyye kolu şeyhlerinden Hasan Zarîfî Efendi’ye intisâb etti.
Şehzade Mehmed’in sünnet düğününde Zâtî tarafından Kānûnî Sultan Süleyman’a takdîm edilen Fazlî yazdığı bir kasîdeyi sultāna sunmuştur (936/1530).
Bu hâdise o zamâna kadar sıkıntı içinde yaşayan şâir için bir dönüm noktası olmuş ve Şehzade Mehmed’in Manisa sancak beyliği sırasında dîvân kâtipliğine getirilmiş, onun ölümü üzerine de (950/1543) ünlü mersiyesini yazmıştır.
Daha sonra Şehzade Mustafa’nın dîvân kâtipliğini yapan Fazlî, onun öldürülmesinin (26 Şevval 960 / 6 Ekim 1553) ardından Şehzade Selim’in dîvân kâtibi olmuş (969/1562), bu arada Şehzade Mustafa için de bir mersiye kaleme almıştır.
Son yıllarında, Selim ile Bayezid arasındaki anlaşmazlıkta Bayezid İran’a sığınınca onun İran’dan talep edilmesiyle alâkalı yazışmaları yürütmüştür. Kınalızade Hasan Çelebi, Fazlî’nin 970 Ramazan’ında (Mayıs 1563) öldüğünü kaydederken (Tezkire, s. 755) diğer kaynaklar ittifakla 971 Ramazan’ında (Mayıs 1564) vefât ettiğini bildirmiştir. Ayrıca Âşık Çelebi onun Kütahya’da öldüğünü belirtmektedir (Meşâirü’ş-şuarâ, vr. 198a).
İçe dönük ve duygulu bir şahsiyete sâhip bulunan, aynı zamanda derviş mizaçlı ve zekî bir kimse olan Fazlî (Latîfî, s. 264) kendi çağında Türkçe’yi iyi kullanan bir şâir ve münşî olarak tanınmış, konuşma diline dayanan deyimlerle süslü üslûbu içinde Arapça-Farsça kelime ve terkipler tabiî bir şekilde yer almıştır. Buna rağmen Zâtî ve Bâkî gibi çağının ünlü şâirlerinin gölgesinde kalmaktan kurtulamamış, yalnızca Gül ü Bülbül mesnevîsiyle tanınmıştır.
Kaynaklarda Fazlî’nin ayrıca:
1. Dîvânı,
2. Hümâ ve Hümâyun
3. Lüccetü’l-esrâr
4. 1000 kadar rubâîsi
olduğu bildirilmekteyse de bunların nüshalarına rastlanmamıştır.
Fazlî, dîvân kâtipliği sırasında çok sayıda mektup yazarak zamânın önde gelen münşîleri arasında yer almıştır.
Gül ü Bülbül
Hem Doğu hem de Batı edebiyatlarında eskiden beri yazılagelmiştir. Doğu’da geçmişi daha eskiye dayanan hikâye klasik İran edebiyatında Gül ü Mül, Gül ü Ṣanevber, Gül ü Nevrûz, Gül ü Hürmüz gibi adlarla kaleme alınmıştır.
Gül ve bülbül konulu en eski hikâyenin Ferîdüddîn Attâr’a (ö. 618/1221) nisbet edilen Bülbülnâme adlı mesnevî olduğu ileri sürülmektedir.
Gül ve bülbül imajı İran edebiyatından Arap edebiyatına girmiş, oradan da Doğu kültürünün Avrupa’ya geçişinde önemli iki kapı olan İspanya ve Sicilya yoluyla Batı’ya ulaşmıştır. Nitekim Fransa’da XII. yüzyıldan sonra Doğu kaynaklı bazı halk hikâyelerinin yazıldığı görülmektedir. Bunlardan biri Guillaume de Lorris’in Le roman de la rose adlı eseridir. Konu İngiliz ve Alman edebiyatlarında da işlenmiştir.
Türk edebiyatında da “Gül ü Bülbül” adıyla kaleme alınan çeşitli eserler genel karakterleri itibâriyle birbirine benzerse de konunun işlenişi bakımından farklılıklar gösterir. Bu farklılık bazan şâirin konuyu ele alışı, hikâyeyi geliştirmesi ve ifâdedeki başarısı sâyesinde orijinal boyutlara ulaşır.
Kara Fazlî’nin Gül ü Bülbül’ü bu eserler içinde en hacimlisi olup en çok beğenilenidir. Fazlî, aruzun “fâilâtün mefâilün fâilün” kalıbıyla yazdığı 2450 beyitlik mesnevîsini 960’ta (1553) tamamlayarak Kānûnî Sultan Süleyman’ın oğlu Şehzade Mustafa’ya ithâf etmiştir.
Eserdeki kahramanlar:
1. Çiçekler
2. Servi
3. Bülbül
4. Irmak
5. Rüzgâr
6. Mevsimler
Bunlar içinde asıl kahraman Bülbüldür. Bülbül “kûy-ı yâr”e hor ve zelîl sürünerek gelmiştir. Bülbülün güle ulaşma mâcerâsı hikâye edilir.
Gül = Rûhu, mutlak güzelliği temsîl eder.
Bülbül = Gönül, mutlak güzelliğin âşığı
Esas olan, insanı anlatır.
Vücûdumuz = gül bahçesi
Ruh = gül
Gönül = bülbül
Hırs = yaz
Nefsânî arzular = Sonbahar-kış
Rûhî arzular = bahar
Tamâmen temsîlî (alegorik) bir tarzda kaleme alınan eser 390 beyitlik bir girişle başlamaktadır.
Telif sebebinin de açıklandığı bir giriş kısmından sonra asıl konuya geçilmektedir. Hikâyenin kahramanlarını çiçek ve bitkilerden gül, lâle, nergis, sûsen, menekşe, servi, sümbül; tabiat varlıklarından jale, ırmak, güneş, meltem, şimşek, gülşen; mevsim ve aylardan bahar, temmuz, hazan, kış ve nevruz; kuşlardan da bülbül oluşturmaktadır.
Fazlî bu eserinde eski şiir ve sanat anlayışının ortaya koyduğu bütün mecazları ve sanat oyunlarını başarılı bir şekilde uygulamıştır. Teşhis ve intak sanatının güzel örneklerinden biri olan Gül ü Bülbül’de şâir her kahramânın mücerret bir mefhumun karşılığı olduğunu belirtmektedir.
Buna göre Gül rûhu, Bülbül gönlü, Gülşen teni, Nergis sağduyuyu, Meltem nefsi, Servi doğruluğu, Irmak saflığı, Jale şevki, Sûsen şecaati, Menekşe tevâzuu, Lâle ebedî sevgiyi, Sümbül hasedi, Diken kin ve kibri, Şah Temmuz gazabı, Hazan Şah şehveti, Şah Şitâ fesâdı, Nevruz Şah mânevî aydınlığı ifâde etmektedir.
Özet
Mesnevî, Besmelenin övgüsüne ilişkin bir manzûme ile başlar. Manzûmenin ardından, tevhîd içerikli iki şiir ile bir münâcât vardır.
Ardından naat, bir mi’râciyye ile Hz. Muhammed'e, âilesine ve sahabelere duā konulu bir manzûme mevcuttur.
Bilâhare sebeb-i telif gelir.
Daha sonra Şehzade Mustafa'ya söylenmiş bir medhiye ile eserin giriş kısmı son bulur.
Medhiyenin ardından da asıl hikâye bölümüne giriş yapılır. Mesnevînin sonunda kahramanların anlatıdaki simgesel değerleri şâir tarafından bir manzûme ile okuyucuyla paylaşılır.
Özet
Rûm ülkesinde Bahar adlı bir pâdişah ile onun Gül adında güzellik ve zarâfette eşi benzeri olmayan bir oğlu vardır. Eğitimini tamamlayan Gül’ü, Bahar Şah Şehr-i Gülşen’e vâli olarak atar.
Gül, Gülşen’in tahtına oturur, çiçekler de ona hizmet ederler. Gülşen’in dışında yaşayan Bülbül, Nesîm’den Gül’ün güzelliğini duyup ona kulaktan âşık olur. Cûy (akarsu)’un kılavuzluğunda Gülşen’e gelip baba dostu Serv’in dalına yerleşir.
Serv’in dalında Gül aşkıyla ötmeğe başlayan Bülbül’ün sesini duyan Gül, Nergis aracılığıyla âşığının kim olduğunu öğrenir.
Nesîm aracılığıyla ona feryât etmeyip sabretmesi ve adını âleme duyurmaması için haber gönderir.
Ötmesinden vazgeçmeyen Bülbül, postacı Zanbak’la Gül’e mektup gönderir. Gül’ün, vefâ göstereceğini belirten cevâbî mektubuna rağmen feryatlarını kesmeyen Bülbül, önce Hâr ve Sünbül tarafından Gülşen’den dışarı atılır, sonra da Gül’ün emriyle önce yakalanıp tutsak edilir, sonra da Hâr ve Sünbül tarafından kafese hapsedilir.
Bahar Şah’ın Rûm ülkesindeki, Gül’ün de Gülşen’deki hâkimiyeti uzun sürmez.
Bahar Şah’tan sonra sırasıyla Temmûz, Hazân ve Şitâ Şahlar Rûm Ülkesi ile Gülşen’i ele geçirip yönetici olurlar. Önce, doğu memleketlerinden gelen Temmuz Şah Gülşen’i ele geçirir, her yanı sıcağıyla kurutur, yakıp kavurur.
Temmuz’dan sonra tahta oturan Hazân Şah zamânında soğuktan herkesin benzi sapsarı olur.
Hazân’dan daha sert tabiatlı Şah Şitâ zamânında kimse soğuktan dışarı çıkamaz.
Bu sırada Bahar Şah, dostu Nevrûz Şah’ın ülkesine ulaşır. Onun yardımıyla Gülşen’i tekrar ele geçirir. Gül tahtına kurulup eski neşeli günlerine geri döner. Bir gün meclisini kurup eğlenirken bülbülü anımsar. Bülbülün kafese hapsedildiğini öğrenince Nesîm aracılığıyla onu kafesten kurtarıp Gülşen’e ve meclisine kabûl eder. Âşık ve mâşuk Bülbül ve Gül aradan ikiliği kaldırıp birliğe (vahdete) ulaşırlar.
Sûfiyâne bir çerçevede nazmedilen eser tamâmen temsîlî (alegorik) bir tarzda kaleme alınmış olup Türk edebiyâtındaki “gül ü bülbül” mesnevîlerinin en başarılı örneğidir. Beşir Ayvazoğlu'nun “bülbülün güle aşkının en iyi anlatıldığı eser” (Ayvazoğlu, 1992: 89, 90) olarak nitelediği Gül ü Bülbül Avrupalı araştırmacıların da ilgisini çekmiş, Avusturyalı Hammer mesnevînin tamâmını Almanca’ya çevirip Türkçesi'yle birlikte 1834'te Peşte'de yayımlamıştır. Fransız araştırmacı Dora D'Istria ise, La Poesiés Des Ottomans adlı eserinde Gül ü Bülbül'ü geniş olarak inceleyip hikâyenin özetini sunmuştur. İngiliz araştırmacı E.J.W. Gibb mesnevînin bazı bölümlerini İngilizce’ye çevirmiş, Gibb’in İngilizce’ye çevirdiği kısımlar De Sugny tarafından da Fransızca’ya aktarılmıştır. Ayrıca, eser üzerine hazırlanan doktora ön çalışmasında belirtildiğine göre Gül ü Bülbül’ün özeti Erivan'da Ermenice basılmış, Paris’te de 14 varak hacimli Fransızca tercümesi yayımlanmıştır.
Birçok yazma nüshası bulunmaktadır.
Fazlî’nin eserinden sonra Bekāyî ile II. Gazi Giray’ın Gül ü Bülbül’leri önem taşımaktadır.
Kasım 2026, sayfa no: 30-31-32-33